• BIST 107.217
  • Altın 140,822
  • Dolar 3,5243
  • Euro 4,0982
  • İstanbul 28 °C
  • Diyarbakır 40 °C
  • Ankara 30 °C
  • İzmir 33 °C
  • Berlin 28 °C

CHP’siz barış hayal

Ruşen Çakır

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, yeni İmralı sürecinin başlamasının hemen ardından “AKP’ye yeni bir kredi açıyoruz. Çözün sorunu“ diyerek çok olumlu bir tavır almıştı. Başbakan Erdoğan‘ın cevabıysa aynı derecede olumsuz olmuştu: “Kendisi muhtac-ı himmet bir dede, nerde kaldı gayrıya himmet ede. Sen nereye kredi vereceksin? Sen krediye muhtaçsın bir defa.“

O günden bu yana iktidar ve ana muhalefet partileri (ve liderleri) ülke için alabildiğine hayati olan son süreçte hiç yan yana gelmediler, sürekli atıştılar ve anlaşıldığı kadarıyla atışmaya da devam edecekler. Peki bu kapışma her iki partiyi, daha önemlisi Türkiye’yi nereye götürür? Bu sorunun cevabı kesinlikle “hiçbir yere“, hatta “felakete“ olacaktır.

Öncelikle AKP, eğer PKK ve Kürt sorunlarını, CHP’yi, en azından onun hatırı sayılır bir bölümünü sürece dâhil etmeden çözebileceğini düşünüyorsa kesinlikle kendisini (ve tabii ki ülkeyi) kandırıyor demektir. Çünkü bu derece köklü ve çok boyutlu bir sorunu AKP ve BDP’nin yalnız başlarına çözmeleri imkânsızdır. Hatta AKP ile BDP’nin, başka kesimleri katmadan çözmeye kalkışmaları hâlinde, her iki sorunun çözülmesi mümkün olmadığı gibi, daha da ağırlaşacağı muhakkaktır.

Kapı yoksa baca var

CHP’ye gelince... Ana muhalefet partisinin “Biz ilk gün kredi verdik ama dışlandık“ diyerek kendisini iyice sürecin dışında, hatta yer yer karşısında konumlandırdığını görüyoruz. İlk bakışta makul gözüküyor ama yanlış. Çünkü kendisini solda tanımlayan bir partinin Kürt sorununun çözümü iddiasına sahip bir sürecin dışında kalması düşünülemez. Diğer bir deyişle, kapıdan kovulsa bacadan girmesi gerekir.

Kaldı ki böylesi bir süreçte yer almak için illa hükümetle belli bir uyum içinde olmak da şart değildir. Ayrıca, sürecin tek tarafı iktidar partisi de değil. CHP pekâlâ BDP ile belli bir iletişim içerisine girerek çözüm yolunda karşılaşılabilecek bazı engellerin aşılmasına yardımcı olabilir. Hatta tek başına kalsa bile Kürt sorununun barışçı yollarla çözümü için doğru ve uygulanabilir politikaları ısrarla savunup sürecin aktörlerine dayatabilir. Özetle, Türkiye’de sağcıların Kürt’e Kürt demekten imtina ettiği yıllarda Kürt sorununun çözümü için kafa yoran, mücadele eden ve bu uğurda epey de bedel ödeyen bir siyasi geleneğin mirasçılarının “bizi istemiyorlar” türünden bahanelere ihtiyaç duymaması gerekir.

CHP’nin ‘engelleri’

Ne var ki Kılıçdaroğlu’nun Erdoğan ile Kürt sorununun nasıl çözülebileceği değil de milliyetçiliğin ne olduğu üzerine polemiğe girmeyi tercih etmesi CHP’nin bu sürece (istenmese bile) dâhil olma ihtimalinin iyice azaldığını gösteriyor. Öte yandan “ulusalcı” olarak tanımlanan bazı partililerin yaptığı, ayrımcılığın ve ırkçılığın kıyılarında dolaşan açıklamalara fazla müdahale edilmemesi de CHP’ye yönelik beklentileri düşürüyor.

Gözlerden bir ölçüde kaçan bir başka olgu da şu: Türkiye’de CHP’nin daha solunda yer alan bazı gruplar da,”anti-emperyalizm“, “sınıfsal tahlil“, “AKP ve Erdoğan’ın samimiyeti“ gibi gerekçelerle bu sürece mesafeli yaklaşıyor. Kendi solundan çok fazla baskı görmeyen CHP de yeni İmralı sürecini PKK ve Kürt sorunlarının çözümü için değil de AKP iktidarını zor durumda bırakmanın bir fırsatı olarak görmeyi tercih ediyor.

Evet, başlıkta da dediğimiz gibi CHP olmadan barış hayal. Ancak bu sağcı, statükocu, milliyetçi çizgide devam etmesi hâlinde CHP’nin barış diye bir derdi de kalmayabilir.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89