• BIST 97.559
  • Altın 144,656
  • Dolar 3,5587
  • Euro 3,9715
  • İstanbul 17 °C
  • Diyarbakır 30 °C
  • Ankara 18 °C
  • İzmir 21 °C
  • Berlin 29 °C

Cezaevi ve iktidar

Ersin Tek

Cezaevi(hapishane) deyince bu ülkedeki her insanın(özellikle Kürtlerin) kafasında kötü şeyler canlanır. 

İyiyi güzeli hatırlatacak bir tarafı yoktur cezaevinin; sevdiklerinden kopartılmış, dört duvar arasına kapatılmış, yalnız bırakılmış, işkenceden geçirilmiş, sakat bırakılmış, ruhu parçalanmış, tanıdıklarımızı/sevdiklerimizi hatırlatır… 

İçeri girip çıkan biri ise, kendi(sini) yaşadıklarını hatırlar; hiç unutmayacağı, bir ömür teninde, ruhunda, belleğinde taşımaya mahkûm olduğu (kötü) anıları... 

Bu ülkenin tarihine kara harflerle yazılmış: Diyarbakır Cezaevi, 19 Aralık 2000 tarihinde 20 cezaevinde aynı anda yapılan katliam, Pozantı M tipi Cezaevi, var. 

Senaryo ve yönetmenliği Yılmaz Güney’e ait olan ‘Duvar’ filmini izleyenler bunların ne anlama geldiğini çok iyi bilir… 

Geçmişteki bütün bu kötü tecrübelerinden ders çıkarması beklenen devlet/iktidar aksine, bugün daha kötüsünü ‘Şanlıurfa E Tipi Cezaevi’nde ve daha bilmediğimiz, görmediğimiz birçok cezaevinde sürdürme çabası içerisinde. 

Soğuk yüzlü canavarların en canavarı olan devletin genlerinde var olan, esaret altına alma, işkence etme, onurunu kırma, aşağılama, sindirme, susturma, sınırlama, öldürme, yok etme vs. pratikler hiç bitmiyor. 

Bitmeyecek! 

‘‘Modernite'nin temelinin yaratıcı biçimde yıkmak olduğu kabul edilir. Modern devlet, modern öncesi öncüllerinden farklı olarak gündelik hayatın içerisine kadar girebilen ve gündelik hayatı biçimlendirebilen devlettir. Yönetsel kurallarla modern devlet öznelerin ve yurttaşların hayatlarına müdahale edebilmektedir. Biçimselleşme, dünyayı yeniden yorumlamak ve yönetilebilirliği artırmak kaygısı ile dünyayı oluşturan öğeleri yeniden sınıflamanın bir yoludur. Bu yol, daima sınırlandırıcıdır ve indirgeyici bir süreç olarak, gerçekliği tayin edici niteliklere indirgeyerek kavranır kılar. Kısaca muktedir kılıcıdır. Muktedir kılmayı da kurumlar aracılığı ile yapmaktadır. Çünkü kurumların bireyleri yeniden ve daima şekillendirici özellikleri vardır. Kurumlar, bizim yaşadığımız zamandan önce kurulmuş olabilirler, ancak bir insan eylemi ile yaratılıp, tekrar tekrar yaratıldıkları için varlıklarını idame ettirirler. Kısaca onlar ‘alışkanlık haline gelmiş pratiklerdir’. 

İşte buyurgan iktidar kurumlarından özel birisi olan hapishaneler alışkanlık haline gelmiş pratiklerin görüldüğü yerlerdir. Nedense resmi söylemde bugüne kadar madalyonun tek yüzü gösterilmiştir. Oysa madalyonun eşyanın tabiatı gereği iki yüzü vardır. Ve bu iki yüzden birisi bir yönden bakıldığında daima karanlıkta kalmaktadır. O halde yapılması gereken karanlık yüzün de nasıl göründüğünü ortaya çıkarmaktır.’’(Mikro-İktidarın Bir Fiziği: Hapishane / Arş. Gör. Abdurrahman Saygılı) 

Madalyonun karanlık yüzü sessizlikle geçiştirilmeye, yok sayılmaya çalışıldı bugüne kadar iktidar tarafından. Ama işe yaramadı. ‘Şanlıurfa E Tipi Cezaevi’nde daha bir yakıcı olarak gün yüzüne çıktı. 

Hakikatler saklanamaz çünkü, bastırılamaz, susturulamaz, örtbas edilemez. Hakikatlerin kendisini aşikâr etme gibi kötü bir huyları vardır; en beklenmedik zamanda, en beklenmedik yerde, en beklenmedik şekilde, öyle bir patlak verirler ki… 

İktidar/lar bunu anlamaz, daha doğrusu anlamak işlerine gelmez. 

İnsanlardan daha çok şey saklamak, onları daha çok terbiye etmek, gerektiğinde ucuz hesaplar için onları daha çok yok etmek amacını taşır iktidar ve kurumları. Hükümetin bakanı ve valisi bunun için çırpınıyor bugün. Fakat, Roboskî’yi örtbas edemeyen iktidar, Şanlıurfa E Tipi Cezaevi’nde yaşananları da örtbas edemeyecektir. Zaman, orada yaşanılan her şeyi gösterecektir bize, daha öncekileri göstrediği gibi. 

İktidarlar/insanlar, kendi elleriyle dokudukları bu yıkım gerçeği içerisinde, geçersiz kanunların kölesi olarak, adaletin gölgesini görmemek için gözlerini yere dikerek, hakikatin aydınlığından yüzünü çevirerek, daha ne kadar yaşayabilirler ki? 

Zer ve zor’un gölgesinde ayakta duran, duvarları kibir ve gururla yükselen bu tahtları yıkılacaktır elbet, kendi günahlarında yanacaklar…

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89