• BIST 89.282
  • Altın 145,654
  • Dolar 3,6261
  • Euro 3,8910
  • İstanbul 17 °C
  • Diyarbakır 14 °C
  • Ankara 17 °C
  • İzmir 20 °C
  • Berlin 17 °C

Cenevre 2, Suriye'nin uzatmalı savaşı ve AKP'nin TIR'ları

Amed Dicle

Suriye'de devam eden kaosunu çözümü için başlatılan Cenevre 2 görüşmeleri devam ediyor. Bu görüşmelerin ne kadar başaralı olacağı tartışma konusu. Suriye'de toplumsal dayanağı olan bir muhalefetin orada bulunmaması konferansa dair umutların yerle bir olmasına yetiyor. Görüşmelerin devam etmesi, ederse bir anlaşmaya varılması, anlaşmaya varılsa dahi bunun hayata geçirilmesi, neredeyse imkansız görünüyor.

En optimist beklenti, taraflar arasında bir ateşkesin sağlanmasıdır. Peki gerçekten de Cenevre 2 masası etrafında toplanan taraflar ateşkes istiyorlar mı? İsteseler bile bunun Suriye coğrafyasında mevcut durumda fiilen karşılık bulması mümkün mü? Suriye'deki durumdan biraz haberdar olan hemen herkesin bu soruya cevabı ne yazık ki, 'hayır'dır. Çünkü, Cenevre 2'yi organize edenlerin Suriye'de istikrarı sağlamak gibi bir dertleri, amaçları yoktur. Cenevre'yi, kendilerini barışçıl göstermek için bir sahne olarak kullanıyorlar.

Son günlerde özellikle Halep civarı, Cerablus, Munbıc ve Tel Abyad bölgesinde taraflar karşılıklı olarak tetikte. Son 3-4 günde IŞİD sadece Cerablus'ta 161 sivil katledildi. Çoğu Kürt olan bu insanların cenazeleri internette teşhir edildi. Duruma bakıldığında, ortaya çok karmaşık, çok taraflı bir savaş sahnesi görünüyor.

Suriye üzerinden kurgulanan en tehlikeli hesap, bu ülkeyi Şii-Sünni çatışmasının merkezi haline getirmektir. Suudi, 'İslami Cephe' kurarak Cenevre sonrası savaşa hazırlanıyor. Çünkü Suudi, Suriye'yi Sünni-Şii çatışmasının merkezi haline getirmek istiyor.

Bu, ABD politikası ile paralel bir oyun. Kendi savaşını her zaman dışarıda yürüten İran da bu durumdan rahatsız değil. Taraflar, 'Suriye'de kaybeden her yerde kaybetmiştir' hesabını yapıyor. Ancak Suudi, Suriye'de, Türkiye, Katar, Müslüman Kardeşler gibi diğer Sünni güçlere de ters düştü. Sünni bloğundaki bu kırılma Mısır meselesinde derinleşti. Suudi yönetimi, Nasır dönemi ve sonrasında her zaman kendilerine sığınan ve 1. Körfez Savaşı’nda Saddam'ı destekleyen Müslüman Kardeşleri 'vefasızlıkla' suçluyor ve güvenmiyor. Ama bu iki çizgi ideolojik olarak da ayrışıyor. Her ikisi Sünniliğin merkezi olmak istiyor. Zemin, Suriye'de Sünni-Sünni, Sünni-Şii çatışmasının devam etmesine oldukça müsait ve herkes bunu değerlendirmek istiyor.

ABD'nin Suriye elçisi ve kelimenin tam anlamıyla bir kaos teorisyeni olan Robert Ford, ‘off the record’ bir sohbette, Suriye Demokratik Değişim için Ulusal Koordinasyonu lideri Heysem El Menna'ya, 'aslında var olan savaş şimdilik bizim çıkarımıza' demişti. Menna bunu deşifre edince, 'söylemedim' demedi ve Menna'ya olan kızgınlığını açıkça ifade etti. Bu, Amerika'nın kendisine tehlike olabilecek güçleri çatıştırıp güçten düşürmesini sağlamak için dünyanın her yerinde sahneye koyduğu klasik ve basit politikasıdır.

Bu durum Rojava'ya değişik biçimlerde yansıyor. Türk Başbakanı Erdoğan geçtiğimiz hafta Brüksel'de yaptığı konuşmada, 'TIR' meselesine atıfta bulunarak, 'PKK, PYD, El Kaide'ye karşı mücadele ediyoruz' dedi. Yani, 'biz bu silahları onlara karşı kullanmak için gönderiyoruz bizden bazıları deşifre ediyor' demek istiyor ve onları 'Türk halkına şikayet ediyor'.

Raqqa'dan, Derike kadar olan, 'Suriye-Türkiye' sınırı, IŞİD ve YPG kontrolündedir. Afrin'de YPG, Azaz'da IŞİD, Kobane'de YPG, Tel-Abyad'ta IŞİD, ve Serekaniye'den Derik’e kadar YPG kontrolü var. Ordan Tıl Koçer'e kadar ve sonrasında zaten Irak sınırı. Özetle; Türkiye tarafından Suriye'ye geçecek herhangi bir araç IŞİD veya YPG kontrolünden geçmelidir. Türkiye YPG'ye silah göndermediğine ve PYD ile mücadele ettiklerine göre, geriye sadece IŞİD kalıyor.

Hesap şu;

Türkiye, 2011'den itibaren Suriye sınırında IŞİD gibi örgütlerin inisiyatif sağlamasını istiyor. Uluslararası güçlere saldırı sebebi olacak bir yapı kurmak ve sonrasında dış müdahalenin öncüsü olarak saldırmak istiyor. 'Bakın orada El Kaide var' diyerek, Suriye'ye askeri olarak ayak basmak ve asıl hedefi olan Rojava'daki statüyü kontrole almak istiyor.

Bu olmazsa, IŞİD aracılığı ile Afrin, Kobane hattında kontrolü sağlamak istiyor. Kobane'ye komşu üç büyük kent şuan IŞİD kontrolünde. Cerablus, Munbıc ve Tel Abyad. Elektirik ve su kesilmiş durumda. Kobane'ye on binlerce insan göç etmek zorunda kaldı. Şehrin alt yapısı bunu kaldırmıyor ve bu durum günlük yaşamda birçok soruna sebep oluyor.

Amaç, Kobane ve Cizire, Kobane ve Afrin bölgelerini birbirinden koparmak. Gidiş-gelişleri imkansız hale getirmek. Coğrafik olarak üçe bölünmüş Rojava'yı siyasi ve askeri olarak da üçe bölmeyi hedefliyor.

Türkiye'nin başka bir hesabı ise, Suriye içerisinde IŞİD'e ilerde alternatif olabilecek silahlı gruplar kurmaktır. Bunun birçok hazırlığı olduğu söyleniyor. Ve tabii ki sınır hattını, askeri bir alan haline getirmek, her tarafı manyetik bölge yapmak istiyor. Bununla Rojava ve Kuzey Kürdistan arasına set çekeceğini düşünüyor. Buna karşı yapılabilecek tek şey Rojava'da askeri ve siyasi örgütlenme, Kuzey Kürdistan ve Türkiye'de ise toplumsal baskı oluşturmaktır. Aksine, Türk hükümetinin savaşa endeksli politikalarını boşa çıkarmak mümkün değildir. Kobane ve Afrin hattındaki gelişmeleri izlemek ve sınır kentlerindeki kitlesel eylemler bu dönemde Kürtler için hayati önemdedir.

Ve son olarak, savaş sanatı ustası Sun Tzu'nın şu sözlerini hatırlatmakta fayda var; “Uzatmalı savaştan kazançla çıkmış bir ülke görülmemiştir.”

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89