• BIST 97.533
  • Altın 146,268
  • Dolar 3,5801
  • Euro 4,0019
  • İstanbul 19 °C
  • Diyarbakır 20 °C
  • Ankara 11 °C
  • İzmir 20 °C
  • Berlin 22 °C

Cenevre 2 dünyanın sonu değil

Cahit Mervan

Suriye’de tarif edilmesi zor bir insanlık dramına dönüşen savaşa ‘çözüm’ bulmak için birkaç kez ertelenen Cenevre 2 Konferansı nihayet başlıyor. Suriye ve Ortadoğu sahasında güç ve karar sahibi olmak isteyen bölgesel ve küresel güçlerin bu konferanstan beklentileri çok farklı. Konferansın gerçekleşmesi için ‘yoğun bir çaba’ gösteren ABD ve Rusya bile savaşı sonlandırmak ve krize çözüm bulmak konusunda iyimser değiller. Bu konferansın ancak bir başlangıç olacağı kanısındalar. Genel eğilim bu yönde.

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Marie Harf’ın ‘Ancak biliyoruz ki bu zaman alacak, zorlu olacak. Suriye'de bir iç savaş sürmekte ve bunu sadece tarafları bir masada toplayarak 24 saatte çözemezsiniz" sözlerini buraya not etmek gerekiyor.

CENEVRE 2'NİN BİR AYAĞI TOPAL

Kaldı ki Cenevre 2 için kurulan masada bütün taraflar yok. Suriye’de iç savaş başladığından buyana çözüm ve yeni Suriye’nin bir anlamda anahtarını elinde bulunduran Kürtler şuan itibariyle bu masada yer almıyor. Başta Türkiye olmak üzere Kürdistan sorununu halen ret ve inkar politikası eksenine oturtan bölgesel ve küresel güçler Kürtlerin ‘üçüncü bir taraf’ olarak konferansa katılmasına karşı çıkıyorlar. Silik, kendi kimliğinden vazgeçmiş, sorunlarını çözmeden aciz bir ‘Kürt temsiliyetini’ o da Suriye muhalefeti içinde mümkünse görünmeyecek şekilde yer almasına zar zor ‘evet’ dediler.

Bu nedenle Cenevre 2 Konferansı bir ayağı topal işe başlamış olacak. Çünkü Suriye’de savaşı sonlandırmak ve krizden çıkış sağlamak, dahası yeni ve demokratik bir Suriye’nin şekillenmesi için ön ayak olmak Kürtler dışında tutularak yapılamaz. Bunun yapılamayacağını çok kısa bir gelecekte göreceğiz.

ESAS İŞ SAHADA BİTECEK

Bütün tarafların katılmadığı bir konferansının alacağı karalarının meşruiyeti şimdiden tartışmaya açık durumdadır. Kaldı ki bu sahada sadece karar almak, görüş oluşturmak yetmiyor. Birde bunların uygulanması için uygun zeminin olması gerekiyor. Konferansı toplayan küresel güçler bizzat Kürtleri dışta tutarak şimdiden uygun zeminin oluşmamasına yol açmışlardır.

Elbette ki Kürtler Suriye rejiminin, muhaliflerin, Türkiye, İran gibi bölgesel, ABD, Rusya, Çin, ve AB gibi küresel güçlerin katıldığı konferanstan yer almak, o masa etrafında olmak istiyorlar. Bunun için eğilmeden, bükülmeden, özgürlük ve demokrasi arayışlarından taviz vermeden o masanın bağımsız bir güç olarak yer almak için yoğun bir çaba gösteriyorlar. Bu son derece anlaşılır ve yerinde bir tutumdur. Kürdistan’ında geleceğinin tartışılacağı ve konuşulacağı bir yerde Kürtlerinde bulunmasından doğal ne olabilir ki?

‘SELF-DETERMİNATİON’ HAKKI MEŞRUDUR

Kürtler bir taraftan Cenevre 2 ve benzeri uluslararası ve bölgesel planda ‘çözüm’ için yürütülen çaba ve çalışmaların içinde aktif rol almak istiyorlar. Bunun için yoğun bir mesai içindeler. Diğer taraftan esas işin sahada bittiği bilinciyle hareket etmekteler. Adımlarını buna göre atmaktalar.

İşte Rojava Kürdistanı’nın en büyük kantonlarından Cizîre’nin Özerk yönetimini ilan etmesi Cenevre 2 öncesi atılmış en önemli adımdır. Batı Kürdistan halkı bu tarihsel adımla kendi geleceğini özgürce belirleme hakkını kullanmıştır. Bu aynı zamanda Birleşmiş Milletler Örgütü tarafından 1960 yılında kabul edilen ‘Sömürge halklara ve ülkelerine bağımsızlık verilmesi bildirgesinin’ ruhuna uygun bir adımdır. Bu bildirge halkların kendi geleceklerini özgürce belirleme haklı olan ‘self-determination’ hakkını kapsamaktadır. Bu hak her zaman bağımsız bir devlet ilanını öngörmediği gibi, o egemen devletin sınırları içinde statüsüz kalmayı da öngörmüyor.

Şimdi Batı Kürdistan’da olan budur. Halk bizzat merkezi iktidarın kararını ve uluslararası güçlerin ‘onayını’ beklemeden kendi geleceğini özgürce belerilme hakkını kullanıyor. Bu nedenle Rojava halkının özerk ve demokratik bir Kürdistan’ın inşası için attığı adımlar hem uluslararası hukuk açısından, hem de tarihsel bakımdan meşrudur.

İKİNCİ BİR LOZAN ASLA OLMAYACAK

Batı Kürdistan halkının attığı bu adımların meşruluğunu hiç kimse tartışamaz. Buna Cenevre 2’de dahildir. Çünkü Türkiye başta olmak üzere Kürdistan üzerinde sömürgeci politikalarını devam ettirebileceklerini düşünen güçler Cenevre II’den yeni bir Lozan çıkarma çabası içindeler. Ancak bu güçlerinin unuttuğu bir gerçek var ki, ikinci kez bir Lozan asla olmayacaktır. Olmazda.

Çünkü Lozan ilk önce 15 Ağustos 1984’te Kuzey Kürdistan’da, daha sonra Birinci Körfez savaşı sonrası ‘de facto’ ortaya çıkan Güney Kürdistan’da ve şimdi özerk ve demokratik bir oluşuma giden Batı Kürdistan’da çökmüştür. Kürdistan’ı zincire vuran, onu uluslararası bir sömürge haline getiren Lozan’ın ayakları bir bir kırılmıştır. Bu ayakları yeniden ne Cenevre 2, nede başka bir konferansa mezardan çıkarabilir.

Bu nedenle Cenevre 2 Kürtler açısından politik-diplomatik bir çalışma alanı olmakla birlikte dünyanın sonu değildir. Kimsede öyle bakmıyor. Sahada sağlam duran sürecin kaderini belirleyecektir. Yoksa süreci belirleyen bölgesel ve küresel güçlerin oradan buradan topladıkları, kendi içlerinde dahi tutarlı olmayan, hayalinde demokratik bir Suriye’yi dahi canlandıramayan güçler olmayacaktır. Cenevre 2’de ne karar alınırsa alınsın, iş sahada bitecektir.

HEWLER YÖNETİMİ ATIL KALDI

Ne yazık ki Federal Kürdistan Yönetimi Rojava Kürtlerinin Cenevre 2’de temsil edilmesi için yoğun bir çaba göstermedi. Hatta hiçbir çaba gösterdiği söylenemez. Hewler yönetimi daha çok kendisine ‘bağımlı’ sahada olmayan bazı güçlerin silik bir şekilde Suriye muhalefeti içinde yer almasını talep etti. Hepsi bu kadar. Ancak bu tutumuyla Hewler yönetimi kendisi açısında da önemli olan bir alanı neredeyse terk etmiş oldu. Hâlbuki Batı Kürdistan halkının hem Cenevre 2’ye bir taraf olarak katılması ve buna paralel olarak attığı adımlar Suriye’yi olduğu kadar Federal Kürdistan’ı da yakinen alakada ediyor. Özerk ve demokratik bir Kürdistan’ında içinde yer aldığı yeni bir Suriye en çokta Federal Kürdistan’a yarıyor. Bir an önce bu atıl ve yararsız politikadan vazgeçmek gerekiyor.

TEHLİKE GEÇMİŞ DEĞİL

Rojava Kürdistanı’nın kazanımlarını korumak, geliştirmek ve onu bir oldu-bittiden uzak tutmak bütün Kürtlerin, bölgedeki ve dünyadaki demokrasi ve özgürlükçü güçlerin görevidir. PYD başta olmak üzere Rojava Kürdistanı’nın politik güçleri, YPG savaşçıları, her şeyden önemlisi de halk bunun hakkını verdi. Dünya âleme akıllara durgunluk verecek bir direnişle özgürlüğün ne olduğu gösterdi.

Ancak tehlike geçmiş değil. Batı Kürdistan halkının kendi geleceğini belirme hakkına karşı saldırılar önümüzdeki dönemde arta bilir. Unutmamak gerekir ki, Kürtlerin dışta tutulduğu Cenevre 2 bu saldırılar için uygun zeminde yaratabilir. Cenevre 2 Kürdistan’ın bu parçasında ortaya çıkan özgürlüğü boğmak isteyen Ankara’da ‘görevden vazife çıkarmak isteyen’ güçleri hareketlendirmişte olabilir. Unutmamak gerekir ki burası Ortadoğu ve her şey olabilir.

Bu nedenle Batı Kürdistan’ı savunmak her zamandan daha önemli hale geliyor. Hatta bir kırmızı çizgi olmaktan öteye geçiyor. O zaman Kürdistan’ın diğer parçaları ve diaspora Kürtlerinin, bölgenin ve dünyanın özgürlükçü güçlerin Batı Kürdistan halkının etrafında çelikten bir direniş çemberi oluşturmasının tam zamanıdır. Bu sağlandığı zaman-ki büyük oranda bu sağlanmıştır- Rojava’da özerk, demokratik ve çoğulcu yapıyı yıkmaya, onu ortadan kaldırmaya hiç kimsenin gücü yetmez. (anf)

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89