• BIST 106.843
  • Altın 142,580
  • Dolar 3,5367
  • Euro 4,1209
  • İstanbul 26 °C
  • Diyarbakır 37 °C
  • Ankara 29 °C
  • İzmir 32 °C
  • Berlin 25 °C

Cemaat’te özeleştiri alametleri mi

Mücahit Bilici

Cemaat’in özeleştiri yapma lüzumunu bu köşede ve Cemaat mensupları ile muhatap olduğum hemen her ortamda müteaddit defalar dile getirmiş birisi olarak doğrusu nerdeyse ümidimi kesmiştim. “Biz dayak yerken, ne özeleştirisi arkadaş” seviyesindeki kimi sığ tepkiler de insana kaderin hükmünü icra etmesini beklemekten başka bir yol kalmadığını gösteriyordu. Zaman gazetesinde Mustafa Yeşil ve Kerim Balcı’nın sırasıyla özeleştiriyi benimseyen ve Kürd sorununda Cemaat’in geleneksel milliyetçi ve güvenlikçi sathi yaklaşımını terkeden yazıları Cemaat’te bu konularda müsbet bir açılıma dair önemli işaretler barındırıyor. Cemaat’in Kürd sorununa yaklaşımda milliyetçilikten uzaklaşıp demokrat bir çizgiye gelmesi pek çok açıdan önemlidir. Kürd sorunu bahsine burada girmeyeyim. Eğer Cemaat eleştiriye açıklık kararı aldıysa aşağıdaki bazı eleştirel hatırlatmalardan istifade edebilir.

Her şeyden önce, insanları aptal yerine koymaktan vazgeçin. “Bu polisleri tanımıyoruz.. Filankesin bizimle ilgisi yok” dedirten ve iktidar arzu ve ümidi ile meşrulaştırılan riyakârane yalanlara tenezzülden vazgeçin. İyi niyetle, böyle yalanlar dâhil çok kötü şeyler yaptınız. Yaptığınız işlere mertçe sahip çıkın. Ta ki politik içtihadınız yanlış bile olsa mertliğinizden dolayı insanlar size saygı duysun. Kaçak güreşip, yalana tenezzül yüzünden doğru davranışlarınız bile saygı görmüyor.

Cemaat olarak en büyük sorununuz kendi davanız dışında hiç kimse ve hiçbir şeye hakiki bir saygı duymuyor olmanızdır. Size yapılan haşhaşi iftirasının gerçekten de bir hakikat payı var. Davanız için adanmışlığınızı, fedakârlığınızı insanların başına kakmayın. Elinizdeki güç ile insanları saygı ve desteğe mecbur etmekten ve şahsi fedakârlık ve faziletleriniz ile insanları sizi kabul ve sahiplenmeye mecbur görmekten vazgeçin. Ezcümle, hizmet hesabına menfaat beklentisi dışında insanlara saygı duyabilme lüzumunu görün, öğrenin. Dünya sizin aksiyon meydanınız, diğer insanlar da hammaddeniz değil. Davanızın heykelini başkalarını hamur yapıp dikemezsiniz. Aklın görmediğini, vicdan görüyor. Hiçbir cerbeze, hiçbir yalan, hiçbir propaganda ayakta kalmaz. Sizin ürettikleriniz kalmadığı gibi size karşı üretilenler de kalmayacak.

Her yeri sadece kendiniz için ele geçirme gayretinizdeki körlüğün, nezaketsizliğin, ötekine hürmetsizliğin ne derece yaralayıcı olduğunu bugün size düşman hâline gelmiş insanların çokluğunda ve size yapılan haksızlıklar karşısında çokların sizi şaşırtan sessizliğinde görün. Görmüyorsanız tekrar bakın ve görün.

Sizi iyi niyetle eleştiren insanlara karşı hemen saldırıya geçme refleksinden veya “saldırı altında olduğumuz böyle bir zamanda ne hakla bizi eleştirirsiniz” demekten vazgeçin. Saldırı altında olmadığınız zamanları da biliyoruz. Eleştirilere sansür ve tehditle karşılık veriyordunuz. Siz saldırı altında olsanız ve gazi veya şehit olacağınızı düşünseniz bile başka insanların size dair söz söyleme hakları saklı kalır. Başkalarını ya size tarafgir olmaya mecbur ya da tarafgir olmuyorsa düşman veya korkak saymaktan vazgeçin. İnsanları olayları sizin gördüğünüz zaviyeden görmeye zorlamayın. Başkasına sizin kavganıza veya davanıza tabi ve asker olmaya mecbur muamelesi yapan mağduriyet kibrinden vazgeçin.

İnsanları kazanmak veya kullanmak dışında üçüncü bir muhatap olma biçimine sahip olmadığınızın farkına varın. İnsanlara olduğu gibi saygı göstermeyi, onlara güçlüyken ve güçlü oldukları için değil zayıfken bile ve haklı oldukları için saygı göstermeyi asli bir beşeri sorumluluk sayın. Bilin ki herşey algı ve algı operasyonlarından ibaret değil. En başarılı imaj gerçeğin kendisidir. Hoşgörü imajı yerine hoşgörünün kendisine çalışın. Muhataplarınızı ya kazanılacak ya da kullanılacak insanlar olarak görmekteki saygısızlığı görün ve terk edin.

Kâfiri münafık eden istibdad ortamına göre kurulmuş ve ayakta kalmak için muztar bir riyakârlığı tecviz ettiğini düşündüğünüz tarz-ı hareketi terk edin. Hürriyette kendiniz olun. Hatta kendiniz olun ta ki hürriyet gelsin. “Eski hal muhal, ya yeni hal ya izmihlal.”

Türkiye’nin hakiki sahibi olma tavrındaki (ki şimdi artık zayi oldu o imtiyazınız) kibir ve tahakkümün ne kadar çirkin düştüğünü görün.

Dün yasal veya değil, çeşitli sebeplerle Kürd’e reva görülen şeylerin, bugün yasal veya değil, benzer sebeplerle size reva görüldüğünü görün ve muktedir olmanın, kalabalık olmanın, bir yeri ele geçirmiş olmanın sizi faziletli, haklı ve insaflı kılmayabildiğini görün.

Mağduriyet ve mazlumiyet denizine düşerken bile Türk milliyetçiliği yılanına sarılmaktan, TürkSolu dergisine bile tutunmaktan, korunmak için Kemalist veya ülkücü kılıklara girmeye tenezzül etmekten vazgeçin. Siyasetçi gibi kıvırmayı gerektiren menfaatçilik yerine prensiplerle hareket edin. İlkeleriniz için yalnız kalmayı göze alın ta ki gerçekte yalnız kalmayasınız. Manevra ve hile yerine mertlik ve dürüstlüğü şiar edinin.

Cemaatsel kibir ve bencilliğinizi bırakın. Hakkın tarafında olun ki hakkın tarafında olan tüm vicdanlar sizin tarafınızda olsun. Sizden bir şey beklemeden ve bazen size rağmen.

Başınıza ne geldiyse bilin ki Türk milliyetçiliğinden ve iktidar arzusundan geldi. Devleti kutsadınız, kader sizi devletin eliyle mağdur ediyor. Türk milletini (hiçbir milletin) haketmediği roller ve kutsamalarla ve İslamın rağmına olarak pohpohladınız, kader ceza olarak siz meydan dayağı yerken o necip Türk milletinin kılını bile kıpırdatmadığını size gösterdi. Bu dünyanın gaddarlığını, mekkarlığını gördünüz. Benim gibi gafillerden daha ziyade alakadar olduğunuz ahireti merkezde tutup, bu dünya ısrarından biraz vazgeçseniz, inanın dünya da arkanızdan gelecektir. Ama iktidarı ve gücü hedef yaparsanız, bir gün hâkim öbür gün mahkûm olursunuz. Demiştim, bir daha diyeyim: Gücü kullanan, gücün etkisine açık hâle gelir. Üstad Bediüzzaman’ın yolunda gidip, güce ve iktidara tenezzül etmeyin, hiçbir güç size dokunamasın, sizden bir şey alamasın.

Hükümet mevcut gidişle sizin bütün günahlarınızı silip süpürüyor ve süpürecek gibi görünüyor. Hatta siz beş günah işlediyseniz, Hükümet bunun üstüne beş yüz tane de iftira ekleyerek, akıl sahiplerinin aklıyla dalga geçen bir taşkınlıkla sizi mağdur ve mazlum etmişken siz tarihî bir fırsatı kaçırmayın: azıcık bir istiğfar edip, mecbur kalmadan ve hükümsüz hâle gelmeden önce biraz özeleştiri yapın. İktidardan değil ama kamuoyundan geçmiş hatalarınızdan dolayı özür dileme âlicenaplığını gösterin. Neticede muhatap olduğunuz bu süreçten tertemiz çıkarsınız. İçine girdiğiniz sahiplik, patronluk kibrinden ve başkalarını kontrol etme tekellüflü riyakârane yükünden azad olma imkânını kaderin bir fırsatı olarak görün. Yani muztar kaldığınız tevazuu iradi hâle getirin. Hatalarınızı kabul edin ta ki kader size yeni bir sayfa açsın.

Bütün bir maddi/manevi imparatorluğunuz ile benim gibi kendisinden başka kimseyi temsil konumunda olmayan basit bir adamın söz ve adalet nokta-i nazarında muhatap olduğunu unutmayın. Çokluk ve güce değil sözün doğruluk ve hakkaniyetine bakın. Doğruysa alın, değilse saygıyla reddedin.

  • Yorumlar 5
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89