• BIST 83.067
  • Altın 147,029
  • Dolar 3,7912
  • Euro 4,0490
  • İstanbul 4 °C
  • Diyarbakır 2 °C
  • Ankara 2 °C
  • İzmir 6 °C
  • Berlin 1 °C

Cemaat ve hükümet mücadelesinin ihlâs ekonomisi

Mücahit Bilici

Cemaat ile hükümet arasında artık alenileşen mücadele keskinleşme emareleri gösteriyor. Daha önce yazmıştım: “İslam içi siyaset” ve “çok partili dindar siyasi hayat”a başladık. Fiilî başkanlık sistemiyle yönetilen muhalefetsiz Türkiye’de en nihayet yargı neredeyse bir parti gibi nispi bir özerklik göstererek yolsuzluklara karşı operasyon yaptı. Yani Kuvvetler Ayrılığı ilkesi garip bir şekilde tecelli etti. Yürütmesi Parti olan bir ülkenin Yargısı da Cemaat olur. Yürütme, maharet’i yapması gerekenlerin dışında yapmaması gereken konulara da taşıyınca, Yargı salahat hamlesiyle yolsuz yürütmelere kırmızı kart çıkartmış oldu.

Ama biri parti diğeri cemaat, biri şeffaf diğeri değil diyenler olacaktır. Hâlbuki Parti de Cemaat de Türkiye’de devrimi gerçekleştiren ortaklardır. Devrim sonrası iç savaştır yaşanan. Cemaat zaten Parti’nin içindeydi. Buna şahit, Parti çatısının bugüne kadar Cemaat’i hep himaye etmiş olması ve Cemaat yapısının da neredeyse Parti’den daha çok Parti için çalışmış olmasıdır. Aslında iki taraf da birbirleri için çalışırken devrim için çalıştı. Devrim oldu ve kumanda odasına girenler her şeyin mi yoksa bazı şeylerin mi paylaşılması gerektiği konusunda anlaşamadılar. Biri acımasızca her yere girmek isterken, diğeri bunalıp artık onu her yerden çıkartmaya karar verdi. Yani Parti Cemaat’in belki de daha büyük bir rol oynadığı devrimin ganimetini kurumsal vitrinde olmanın kolaycılığıyla toplamış bulunuyor. Yani şu an Parti’nin elinde olan devlet aslında eşit ölçüde Cemaat’e de ait olmalıdır. Şimdi yollar ayrışınca Cemaat’i neredeyse illegal bir gizlilikle, Parti’yi de resmî devlet ile özdeşleştirmek dürüst bir yaklaşım değil. Bu çatışma devlet ve paralel devlet çatışması değil, bir ve tek devletin en az iki yeni sahibi arasında süren paylaşım kavgasıdır.

Bir davanın siyasetini güdenler ile bir siyasetin davasını güdenlerin ikisi de menfaatleri için vuruşuyorlar. Ne kadar ulvi bir amaç güdülürse güdülsün, siyaset menfaat mücadelesidir ve dine hizmet için siyasetin bir bedeli siyasetin eline (kavganın bir tarafı olarak) düşmektir. Cemaat’in başına gelen budur.

Bugün üç acıklı şey yaşanıyor:
Bir; Türkiye’nin istikrarlı ve temiz görüntüsü çöktü. İki; AK Parti’nin sanıldığı gibi ak kalmadığı ortaya çıktı. Üç; Gülen Cemaati gibi dev bir cemaat siyasi çatışmanın nesnesi ve muhatabı oldu.

Başından beri hep siyaset yapan ve kendi (dava bildiği şeyin) menfaati için hiç kimseye acımayan Cemaat bugün geçmişte yaptıklarının bedelini ağır bir şekilde ödüyor. Cemaat’in kendine ilişkin içsel algısı ne olursa olsun, dışarıdan bakan herkes için Cemaat de bir nefistir, kıskanılması, rakip görülmesi ve menfaate tehdit olarak algılanması normaldir. Nasıl ki hamama giren terler, öyle de siyaset yapanın da hasımları olur. Öyle görünüyor ki Cemaat, hükümetin darbeleriyle çok şey kaybedecek.

Cemaat siyaseti ve bu dünyayı kaybetse elinde yine de davası kalır. Ancak aynı şey Parti için söylenemez. Cemaat’in tasfiye ve kıyımlarla cezalandırılması, Cemaat için aynı zamanda nefis tezkiyesi anlamına gelecektir. Yediği darbeler Cemaat’e dünyasını kaybettireceği için onu tam bir ihlâsa irca edebilir. Parti ise dünyaya daha bir rehavetle gömülüp yozlaşma riskini artıracaktır. Uzun vadede ise, yanlış yapmış olsa bile bir davası olan ve ihlâslı kalan kazanacaktır.

Yolsuzluk başta olmak üzere Cemaat’in kullandığı kozlar gerçek görünürken. Şimdiye kadar Parti’nin Cemaat’e karşı kullandığı kozlar ise tüm iktidarların hep kullandığı komplo teorileridir. Cemaat’in bencilliğine verebileceğin en büyük cezayı ver, yine adil kalabilirsin. Ama elverişli dış güçler yalanı üzerinden vereceğin her ceza zulüm olacaktır. Sebepler dairesinde baktığımızda ihlâs noktasında daha iyi konumda olan Cemaat’tir. İsa’yı çarmıha geren Halife’nin nihayetinde kaybedeceğinin bir delili de, başka bütün sebepler olmasa bile, Halife’ye kefen mi yoksa kefen büyüklüğünde insan cebi mi olduğu belli olmayan tekstil ile tezahürat yapan memur ve yalaka ordusunun insani ve İslami edeb konusundaki seviyesidir. Onların Ulu Öndercilik konusundaki ‘fake’ vecdlerinden daha kötüsü, bu riyakârlığın rahatsızlığa yol açmayıp teşvik görmesidir.

  • Yorumlar 2
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89