• BIST 83.067
  • Altın 146,530
  • Dolar 3,7912
  • Euro 4,0490
  • İstanbul 3 °C
  • Diyarbakır 3 °C
  • Ankara -6 °C
  • İzmir 3 °C
  • Berlin -1 °C

Çaresizlik çığlıkları inşallah uyandırır!

Hasan Cemal

Hayatla cehennem arasından geçen o ipince çizginin bir daha şaşmasını önlemek için artık laf öğütmeyi bırakmak lazım. İnsanlara ev niyetine mezar satanlardan hesap sormak ve depremlerde can kaybına yol açmayacak güvenli yapılara yönelik bir planlamayı gerçekleştirmek lazım

Dehşet verici anları televizyonda izlerken, o cümleyi anımsıyorum, 1999 depreminde yazıma başlık olarak koymuştum:

Hayatla cehennem arasından geçen o ipince çizgi...

1999’un Ağustos ayında Yalova’da, Çınarcık’ta, Adapazarı’nda, İzmit’te, Avcılar’da o felaket yerlerini, çaresizlik çığlıkları kulağımda, duygu fırtınaları yaşayarak gezerken, hayatla cehennem arasındaki o kıldan ince çizginin nasıl şaşmış olduğuna tanıklık etmiştim.

Van’da, Erciş’te tepesine dev bir balyoz yemiş gibi yamyassı olmuş yapıları görünce, 1999 depreminin Çınarcık’ı gözümün önüne geldi.

O acılı ses kulağımda çınladı:

“Ev alıyorum derken kendi mezarlarını satın almış insanlar...”

Bu bir kader mi?

Hayır.

Alnımıza böyle mi yazılmış, hiç değiştiremeyecek miyiz?

Bunun yanıtı da hayır.

Eski deprem yazılarımı karıştırıyorum, televizyonlardaki uzman kişileri dinlerken, Van ve Erciş’ten insanın yüreğini paralayan görüntüleri izlerken.

Yazılmadık, konuşulmadık bir şey kalmamış.

Ama değişen bir şey yok.

Yerin yüz kat dibinden korkunç uğultularla gelen sinsi dalga ansızın vuruyor ve içinde insanlarımızla birlikte yapıları bir anda dümdüz ediyor.

Ve çaresizlikten kaynaklanan o çığlıklarla birlikte hep aynı sorular boşlukta uçuşmaya başlıyor:

Neden depreme dayanıklı binalar yapamıyoruz?

Tasarımlar mı kötü?

Şartnameler mi yetersiz?

Malzeme kalitesi mi dökülüyor?

İşçilik mi berbat?

Uygulamada yapılmayanlar ne?

Müteahhit mi çalıyor?

Denetlemede mi iş yok?

Belediyeler mi boş veriyor?

Sivil toplum güçlenmedi mi?

Yeterli kamuoyu baskısı mı yok?

Devlet mi yetersiz?

Hırsızlık mı?

Kâğıt üstünde her şey yerli yerinde de, zihniyet fukaralığı mı?

Kafaların bir türlü değişmemesi mi?

Japonya’daki depremler ne kadar az can kaybıyla atlatılırken, Türkiye’de yaşadığımız bunca acıya, felakete rağmen neden hâlâ güvenli yapılar yapamıyoruz?

Ve o soru:

İstanbul’umuzu da korkunç bir felaket mi bekliyor yoksa?..

Van ve Erciş sonrası yine yığınla laf öğütmeye başladık.

Boşuna kürek mi çekiyoruz?

Buz üstüne mi yazıyoruz?

Evet, insanlarımızın yaralarını bir an önce sarmaya çalışmalıyız.

Evet, insanlarımızın acılarını azaltmak için elimizden geleni yapmalıyız.

Ama yetmez.

Bu acıların yaşanmasına neden olanların da yakasına yapışmak ve hesap sormak gerekir.

İskambilden şatolar gibi yıkılan, dümdüz olan o yapıları kimler yaptı, o izinler nasıl verildi, kimler çaldı çırptı?

Bu sorular karşılıksız kalmamalı.

Hırsız ve uğursuz takımının yakasına yapışıp bütün bu acıların hesabı sorulmalı.

Bunun yanı sıra, asıl atılması gereken adımlar, can kaybına yol açmayacak güvenli yapıların kurulmasına yönelik olmalı.

Elbette Van’daki, Erçiş’teki felaketzedelerin yardımına koşulacak. Çadırlar, sıcak aş sağlayacak ocaklar hızla kurulacak, sağlık ekipleri yaraları saracak.

Bunlar yapılıyor da.

Ama bunlarla birlikte gelecek planlaması devreye sokulmalı, bir başka deyişle can kaybına yol açmayacak yapı nasıl yapılır sorusunu yanıtlayacak bir yeniden yapılanmanın kapısı ardına kadar açılmalı.

Yazıktır günahtır.

Televizyon ekranlarından taşan çaresizlik çığlıkları inşallah bu kez uyandırır.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89