• BIST 90.383
  • Altın 144,409
  • Dolar 3,6117
  • Euro 3,9021
  • İstanbul 9 °C
  • Diyarbakır 5 °C
  • Ankara 5 °C
  • İzmir 9 °C
  • Berlin 5 °C

Çağlayan ve gazetecinin görevi

Amberin Zaman

22 Temmuz “sahur operasyonunda” Gülen Cemaati’ne yakın oldukları iddia edilen 49 polis gözaltına alındığında Çağlayan Adliyesi’nden Bugün TV ve Samanyolu gibi kanallardan yansıyan görüntüler, yükselen serzenişlerin, Ergenekon ve Balyoz davaları sırasında Silivri Cezaevi’ndeki manzaralardan pek bir farkı yoktu. 

İddialara göre polislere kötü muamele yapılmış, sahte deliller üretilmiş, masum insanlar gözaltına alınmış, usul yönünden hukuka darbe indirilmişti. Zaman gazetesi 23 Temmuz sayısında hukuk ihlallerini dokuz maddede sıralamıştı. Merak edenler bakabilirler. Tüm bu süreçte Gülen Cemaati, mağduriyetine dikkat çekmek için tüm imkânlarını seferber etti. Ancak yakın geçmişte Balyoz, Ergenekon, Oda TV, ve İzmir’deki casusluk gibi davalarda da Cemaat’e yakın polisler (tutuklananlar dâhil) ve savcılara benzer suçlamalar yöneltilmişti. Şantaj kasetleri hareketin alnına yapışan en kara leke diyebiliriz. Dolayısıyla “etme bulma dünyası” tonunda yorumlar furyası hiç sürpriz değil. Buna karşın Çağlayan’a koşan CHP milletvekilleri Sezgin Tanrıkulu ve Mahmut Tanal’ın hukuku önde tutan duruşlarının iyi kavranması gerekir. Bağımsız yargı Gülencilerin de öğrendiği gibi hepimize lazım. 

GAZETECİNİN GÖREVİ

Tam da bu yüzden biz gazeteciler de önemli bir sınavla karşı karşıyayız. Ergenekon davasında birçoğumuzun düştüğü hatalardan ders almalıyız. Askerî vesayet çökertiliyor diye Balyoz ve Ergenekon sanıklarının tüm itirazlarına kulak tıkamamış mıydık? Gerçek neydi peki? Karşı saftaki meslektaşlarımızın iddia ettikleri gibi davaların tümüyle düzmece olduğu mu? Hayır. 2007 yılına kadar askerler arasında darbe yapmak için yanıp tutuşanlardan geçilmiyordu. Bu kez ideolojik dürtülerimizi bir kenara itip mümkün olduğu kadar gerçeklere odaklanmamız lazım. Delilleri, iddianameleri titizlikle inceleyip, her iki tarafa kulak vermemiz, birer Sedat Ergin kesilmemiz lazım. 

Peki, bu mümkün mü? 

Buram buram 17 ve 25 Aralık yolsuzluk soruşturmalarının intikamı gibi kokan 22 Temmuz operasyonunu tarafsız şekilde takip etsen neye yarar diye sorabiliriz tabii. Zira sonucu baştan belli. Başbakan kendi ağzıyla “cadı avı” yürütüleceğini beyan etti. Eski Türkiye’de olduğu gibi yargı yine siyasete alet ediliyor. Basına yansıyan emniyet ve yargıya yönelik operasyonlar dışındasayısız kişi dıdısının dıdısı Cemaat okulunda okudu diye “paralelci” damgası yiyip kızağa çekiliyor. Taşrada esnaf, tüccarın boğazı sıkılıyor. Daha düne kadar iktidarın yere göğe sığdıramadığı Cemaat okulları kapattırılıyor. Operasyonların yargı ve Cemaat’e yakın medyaya uzanacağına kesin gözüyle bakılıyor. Fakat Taraf dâhil birkaç gazete haricinde basından neredeyse tık yok. Çünkü iktidarın, basını sindirme operasyonu gazete patronlarının omuz vermesiyle çoktan başarıya ulaştı bile. Haberlerde Musul’daki 49 rehine, sıfırlanan eurolar, yandaşlara dağıtılan ihaleler, bir Adriana Lima’nın dekoltesi kadar yer bulamıyor.

Askerî vesayet döneminde olduğu gibi Türkiye’de olup biteni ancak The Wall Street Journal gibi yabancı yayınlardan öğrenebiliyoruz. (Örneğin Iraklı Kürtlere verilen yüz milyon dolarlarla telaffuz edilen borcu ilk Washington Post’tan öğrenmiştik. Para örtülü ödenekten mi verildi, bütçeden mi belli değil. 

Tam da bu yüzden tekrarlıyorum. Gazetecilere büyük görev düşüyor. Sızlanmayı bırakın, başımızı doğrultalım, gelin bu kokuşmuş medya düzenini birlikte yıkalım.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89