• BIST 83.067
  • Altın 146,538
  • Dolar 3,7912
  • Euro 4,0490
  • İstanbul 4 °C
  • Diyarbakır -5 °C
  • Ankara -3 °C
  • İzmir 2 °C
  • Berlin -3 °C

Büyük Türk-Kürt barışı

Şahin Alpay

Denebilir ki, Cumhuriyet’in ilanından 1990’ların başlarına gelinceye kadar Ankara’da, Kürt milliyetçiliği ile nasıl baş edileceği konusunda görüş ayrılığı olmadı. 

İzlenen politikanın iki ayağı vardı: Bir yandan inkar ve asimilasyon, öte yandan şiddetle bastırma. Soğuk Savaş’ın sona ermesi ve Birinci Körfez Savaşı’yla birlikte Irak Kürtlerinin dünya sahnesine çıkmalarına cevaben Ankara’da iki farklı bakış açısı ayrışmaya başladı. Biri gelenekçiydi: İçeride yerleşik politikayı katışıksız sürdürürken, dışarıda Irak’ta gelişen Kürt milliyetçiliğine karşı Bağdat, Tahran ve Şam ile işbirliğini öngörüyordu. 

Fikri temellerini SHP’nin “Güneydoğu Raporu”nun, siyasi temellerini rahmetli Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın attığı yenilikçi bakış açısı ise içeride Kürt kimliğinin inkarına son ve kimlik haklarının kademeli olarak tanınmasını; dışarıda da Irak Kürtleriyle tedrici yakınlaşmayı öngörüyordu. Askerler arasında daha yaygın olan gelenekçileri “askerî çözüm”, siviller arasında daha yaygın olan yenilikçileri ise “politik çözüm” yanlıları olarak tanımlayabiliriz. 

ABD’nin Irak’ı işgalinin ardından kabul edilen 2004 anayasasıyla Kürdistan Bölge Yönetimi’nin geniş özerklik kazanmasına kadar uzanan dönemde askeri çözüm taraftarları Ankara’ya egemen oldu. PKK’nın öncülük ettiği silahlı isyan da, bu çizginin hakim olmasına hayli yardımcı oldu. Adalet ve Kalkınma Partisi’nin iktidara gelmesi ve AB’ye katılım sürecine girilmesiyle birlikte “politik çözüm” yanlıları ağır basmaya başladı. İçeride Kürtlerin inkarı bitti ve kimlik haklarının tanınmasında adım adım ilerlendi. 2009 Habur, 2010 Oslo, 2012 İmralı süreçleriyle, siyasi mücadeleye kapıların açılması karşılığında PKK’nın silahlı mücadeleyi terk etmesini sağlama arayışına girildi. Öcalan’ın (belki 1990’lardan itibaren) siyasi mücadeleyi silahlı mücadeleye tercih eder bir anlayışı benimsemesi, “siyasi çözüm” politikalarının ağır basmasına yardımcı oldu. 

AKP’nin “komşularla sıfır problem” politikası uyarınca, ekonomik ve stratejik gerekçelerle, Irak Kürtleriyle yakınlaşma da adım adım ilerledi. Bugün gelinen noktada Erbil/Hewler, Ankara’ya Bağdat’tan çok daha yakın. Bağdat, Tahran ve Şam’la işbirliği yaparak Irak Kürtlerini bastırma politikası sona erdi. Irak Kürdistan’ı Türkiye ile ekonomik bakımdan büyük ölçüde bütünleşmiş durumda. İki yönetim, bütünleşmeyi (bir yetkilinin sözleriyle) “boşanmayı imkansız kılacak ölçüde” derinleştirecek büyük ortak projeler peşinde. Öcalan ile barış görüşmelerinin ilerlemesine paralel olarak Suriye Kürtleri’nin de büyük Türk–Kürt barışının yörüngesine girdikleri herhalde gözlerden kaçmıyor. 

Mimarlarının Özal, sonra Tayyip Erdoğan ve Mesut Barzani olduğu söylenebilecek büyük Türk–Kürt barışının, gerek Türklerin gerekse Kürtlerin ezici çoğunluğu tarafından desteklendiğine, iki taraf için de barış, demokrasi ve refahın ancak bu şekilde tesis edilebileceğinin görüldüğüne kuşkum yok. Ama büyük barışı (gerek ideolojik saplantıları, gerekse çatışmaların sürmesindeki çıkarları nedeniyle) hem içeriden, hem de dışarıdan kundaklamak için çaba harcayan ve harcayacak olanların çok olduğu muhakkak. Bunun işaretlerine neredeyse her gün tanık oluyoruz. 

Özgürlüğe ve halkların eşitliğine inanan bir Türk yurtseveri olarak, her inançtan ve her kökenden Türkiye yurttaşlarının çıkarına olan büyük barışı candan destekliyorum. “Türk–tipi başkanlık” hevesine karşıyım, ama büyük barış çabasında Başbakan Erdoğan ve AKP iktidarına desteğim tamdır. Allah yardımcıları olsun.

  • Yorumlar 1
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89