• BIST 89.270
  • Altın 146,921
  • Dolar 3,6543
  • Euro 3,9297
  • İstanbul 9 °C
  • Diyarbakır 4 °C
  • Ankara -1 °C
  • İzmir 11 °C
  • Berlin 10 °C

Büyük kavga

Ahmet Altan

Türkiye, tarihinde görülmemiş büyük bir diplomatik dövüşün içine girdi.

Görünürde, kavga nedenlerinden hiçbiri Türkiye’yi “bire bir” ilgilendiren konular değil, İran meselesinde de, Gazze sorununda da kenarda durabilirdi, on yıl önce olsa böyle yapmayı tercih ederdi.

Ama bugün koşullar Türkiye’yi bu kavgaya itiyor.

İki büyük nedeni var bu kavgaya girmesinin.

Birincisi, İkinci Dünya Savaşı’nın dünyada oluşturduğu saçma sapan “hiyerarşi” temelinden çatırdıyor, beş altı büyük devletin biraraya gelip yeryüzüne isteklerini “dikte” ettirdikleri dönem bitiyor.

Elinde “atom bombası bulunan” ülkelerin başka ülkelere atom bombasını yasak etmesinin, BM Güvenlik Konseyi’nin “daimi” üyeleri bulunmasının ve bunların bütün dünyanın isteklerini tek başlarına veto etme yetkisine sahip olmasının, İsrail’in elindeki nükleer silahları hiç sorun etmeyip İran’ı sıkıştırmalarının anlamsızlığı artık herkes tarafından görülüyor.

Elbette görmek tek başına yeterli değil.

Ama “değişen üretim koşulları” birçok “küçük” ülkeyi zenginleştirdi ve güçlendirdi, bunlar tek başlarına “düzeni değiştirebilecek” bir imkâna sahip olmasalar da birleşince “büyükleri” zorlayabileceklerini anladılar.

Büyüklerin kendi aralarındaki çekişmeler de yeni şekillenmeyi kolaylaştırdı.

İkincisi, Türkiye’nin zenginleşmesi ve “ekonomik açıdan” kendi sınırlarına sığamayacak hale gelmesi, ticaret için “sınırların anlamsızlaştığı”, barışın yerleştiği bir dünyaya, özellikle de Ortadoğu’ya ihtiyaç duyması.

Ülke içindeki yoksulluğa ve işsizliğe baktığınızda “zenginliği” görmek zorlaşıyor ama ülkenin rakamlarına baktığınızda toplam bir zenginliği de görüyorsunuz.

Dünyanın değişmesiyle, Türkiye’nin değişime ihtiyaç duymasının yan yana gelmesi Türkiye’yi harekete geçirdi.

Yeniden biçimlenen ve güç dengelerinin yeniden oluştuğu bir dünyada kendinize bir “rol” istediğinizde çatışmaların yaşanması da kaçınılmazdır.

Şu anda Türkiye o kaçınılmaz çatışmaları yaşıyor.

Karşısında ise iki büyük “müttefiki” var, biri Amerika, biri İsrail.

İsrail, dünyanın nereye gittiğini göremeyen bir hükümet tarafından yönetiliyor, İsrail hükümeti yirmi yıl önce ne yaptıysa şimdi de onu yapmaya uğraşıyor ve başını sürekli belaya sokuyor.

Bu belalarla başa çıkabilmek için de Amerika’yı devreye sokuyor.

Ve, İsrail’in Amerika’ya maliyeti gittikçe artıyor.

İsrail, tek başına değişemediği için Türkiye’yle, komşularıyla, dünyayla çatışarak ve canı yanarak değişecek.

Yanlış bir yerde duran İsrail’in Türkiye’yi geriletmesi mümkün değil.

Amerika’nın durumu ise daha tuhaf.

Bugün Türkiye, Obama, Başkan seçildiğinde ne söylediyse, nasıl bir dünya tarif ettiyse, tam da ona uygun davranıyor.

İran’la diplomasinin yolunu açmaya uğraşıyor, Ortadoğu’da barışı sağlamaya çabalıyor.

Garabet, Obama’nın öngördüğü hedefe doğru yürüyen Türkiye’ye Amerika’nın karşı çıkması.

Sanırım bu, Amerika’nın kendi içinde yaşadığı değişim sancılarından ve bu değişim sürecindeki “iç çatışmalarından” kaynaklanıyor.

Ben, Amerika’nın “görünür” muhalefetine rağmen Türkiye’nin Obama’nın “gizli” desteğine sahip olabileceğini düşünüyorum.

Erdoğan da sık sık, “biz onlara daha önceden söyledik” diye mırıldanarak, bütün hamlelerin Obama’yla konuşularak yapıldığını ima ediyor.

Galiba, Obama “gerçek bir başkan” olana kadar Amerika’nın bu “ikili” oyunu sürecek, bunun Türkiye’ye pek fazla zarar vereceğini sanmıyorum.

Karşı karşıya bulunduğumuz bu denklemde Türkiye’nin bazı çok ciddi sorunları var; birincisi Türkiye’nin ordusu ve yargısı “ekonomisi” kadar güçlü değil, bu da “kavgada” Türkiye’yi çok zorluyor; ikincisi Kürt meselesini halledememesi, bu, hem hamlelerinde “hakkaniyete” sığınmaya çalışan Türkiye’yi “ikiyüzlü” bir politik görüntüye sürüklüyor, hem de içerde büyük bir zaaf yaratıyor; üçüncüsü de hükümetin “dindarlık” vurgusuyla İran ve Hamas’ın yan yana gelmesinin oluşturduğu “İslamcı ve Doğulu bir ülke mi olunuyor” endişesinin kuvvetlenmesi.

Türkiye, şartların da zorlamasıyla aslında çok da hazır olmadığı bir kavganın içine girdi, bu kavgada Türkiye için “tehlike” dışarıda değil, tam aksine “içerde”, kendi evine çekidüzen veremeden Ortadoğu’ya düzen vermeye kalkması sürekli ayağına dolanacak.

Bu zaafları hesap edemeden hükümetin “duygusallık” kokan çıkışlar yapması, hep ileriye gitmek isterken üstüne gelen hamleyi savuşturacak “eskivleri” yeterli kıvraklıkla becerememesi de önemli bir sorun.

Ama ne olursa olsun, neticede dünya yeniden şekillenecek ve Türkiye orada ağırlıklı bir rol üstlenecek.

Önemli olan, bu yeni kavgada Türkiye’nin mümkün olduğunca az zarar görmesi, bunun için de “dışarıyı” değiştirmeye çalışırken, öncelikle “içeriyi” değiştirmesi gerektiğini hükümetin hiç unutmaması.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89