• BIST 106.843
  • Altın 142,689
  • Dolar 3,5367
  • Euro 4,1209
  • İstanbul 24 °C
  • Diyarbakır 28 °C
  • Ankara 14 °C
  • İzmir 27 °C
  • Berlin 19 °C

Burun farkıyla önde

Nihal Bengisu Karaca

BİR fark var. Bu “fark” soğukkanlı bir kurnazlıktan ya da uzun vadede verim alınabilecek resmin hangisi olduğunu iyi bilmesinden mi kaynaklanmaktadır; görmüş geçirmişliğinden mi ileri gelmektedir orasını bilemem. Umut vaat eden bir iki benzerini bir kenara koyarak kapatılan DTP’deki simaları şöyle bir gözden geçirdiğimde hep aynı sonucu elde ediyorum: “Ahmet Türk farklı.”

Yumruklanması sonucunda neler hissettiğimi çarşamba günü yazmıştım. Akabinde yaşanan gelişmeler, uzun zamandır biriktirdiğim gözlemleri özetlemeye yöneltti.

Ahmet Türk’ün, Kürt meselesi üzerinden siyaset yapan benzerlerine oranla daha yerli bir iklime sahip olduğu birçok kişinin paylaştığı bir gözlem. Mizacı ve meşrebiyle, Kürt olmayanlarla hatta Kürt hareketine hoş bakmayanlarla bile konuşabilen bir iklim bu. Samsun’da uğradığı saldırı sonrasında kendisinin ve etrafının sergilediği tutumlar arasında adeta uçurum oluştu. Bu uçurum sadece bu olayda değil, diğer kritik vakalarda da ortaya çıktığı için söylemekte hiçbir beis yok.

Kapatılan DTP’nin önde gelen diğerleri, kendilerine ait olmayan bir acıyı, sırf “temsil” iddiasıyla ranta çevirip kan davası tonlamasıyla konuşmakta hiçbir sakınca görmezken, Ahmet Türk “bizzat” yaşadığı saldırıları bile bağışlayıcı bir üslupla savuşturma gayreti içinde oluyor. Bu küçümsenebilecek bir fark değildir.

Benzeri Osman Baydemir, kalabalık ve küfürbaz ağzı ile grubunu haklı iken haksız hale düşürmekte ne kadar usta ise, Ahmet Türk haklılığının altını bilgece bir sessizlikle çizmekte o kadar mahir.

Benzeri Sırrı Sakık, bu tür olaylarda insana mahcup olma payı bırakmayan üsttenci tepkiselliğiyle ne kadar soğuk ise Ahmet Türk bilakis “halim”, bilakis “selim”...

Bir Emine Ayna demokratik açılım bitti diye kahkahalar atarken, Ahmet Türk kendisini yasaklı hale getiren kapatma kararından sonra bile umudunu koruduğunu tekrarlamakla yetiniyordu.

Bir Hasip Kaplan, “Madem laikiz o zaman Başbakan Erdoğan, Danimarka’nın çirkin Hz. Muhammed karikatürlerini sineye çekmelidir, gık dememelidir” mealinde inciler döktürürken, “Laiklik anlayışımız Genelkurmayla aynı” gibi cümleler sarf ederken, DTP'li vekiller Pervin Buldan ve Özdal Üçer’in bölgedeki Kur'an kurslarından rahatsız oldukları gazeteleri süslerken, Ahmet Türk’ün “laiklik” kaygısı, Anadolu insanını yaralayacak türde yabancılaştırma efektleri içermiyordu.

Aysel Tuğluk, Radikal Gazetesi’ne yazdığı bir yazıda, Güneydoğu’da asıl tehlikenin ümmet bilinci ve din ortak paydası üzerinden hareket eden cemaatler olduğunu söylemiş, bu durumda aslında “laik” resmi ideolojiyle ittifak edilmesi gerektiğini ima etmişti.

Ahmet Türk’ü, fanatizm kokan hareketler içinde görmemek bir yana, Tuğlukvari biçimde Kürt hareketinin varoluş sebebini geriye doğru değilleyen ve açığa düşecek gereksiz yeşil ışık yakma çabaları sergilerken de görmedik.

Özetle, Ahmet Türk’ün kırılan burnu, Ahmet Türk’ü yukarı çekerken, benzerlerini aşağı itti. Bu makus olay, Ahmet Türk’ün sergilediği ağırbaşlı tutum sayesinde refiklerinin seçmiş oldukları kariyerist, yabancılaşmış ve bol savrulmalı siyaset tarzlarının da altının çizilmesine neden oldu.

Kazanan Ahmet Türk oldu.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89