• BIST 106.764
  • Altın 142,206
  • Dolar 3,5340
  • Euro 4,1188
  • İstanbul 28 °C
  • Diyarbakır 42 °C
  • Ankara 30 °C
  • İzmir 34 °C
  • Berlin 25 °C

Buna siz demokrasiye sahip çıkmak mı dersiniz?

Erol Katırcıoğlu

Bugünlerde yazılan çizilenlere baktıkça bizdeki siyaset ikliminin çok ciddi biçimde zehirlenmiş olduğunu anlıyor insan ve normalleşmenin de o denli zor olduğunu...

İslami siyasetin on yıl önce bir umut olarak ortaya çıkıp, “kimsesizlerin kimsesi” iddiasıyla bir hükümet kurarak toplumda ciddi reformlar yapması ve vesayet rejimi karşısında tavır alması, benim de içinde bulunduğum çok sayıda sol ve demokrat insan arasında sempati yaratmış ve onların önemli bir çoğunluğunun desteğini almıştı.

Fakat zaman içinde Başbakan Erdoğan’ın, attığı başarılı adımlar onu “hikmetinden sual olunmaz” bir lider mertebesine doğru yükseltirken, gerek dilinde ve gerekse de siyasi tavırlarında, “tek adam” yönetimlerine özgü bir sertlik yarattı. Bu sertlik Erdoğan’ın “otoriterleştiğine” dair bir kanaati özellikle bu kesimler arasında yaygınlaştırırken, ardından Gezi’nin gelmesi ve Erdoğan’ın Gezi’ye verdiği tepki bu kanaatin daha da pekişmesine yol açtı. Son olarak Gülen Cemaati’nin “darbe” girişimine karşı attığı HSYK; MİT yasası gibi adımlar ve yaptığı çeşitli atamalar, bu “otoriterleşme” düşüncesini daha da güçlendiren eylemler oldular.

Bu gelişmeler karşısında son günlerde hükümete yakın, liberal bazı yazarların özellikle iki konuda toplumu ikna etmeye çalıştıklarına tanık oluyoruz. Bunlardan biri Cemaat’in, “seçilmiş ve meşru” Hükümete karşı bir darbe yapmakta olduğu, ikincisi ise; bu darbenin malzemesi olan “yolsuzluklar” ve bunlarla ilgili “ses bantları”na rağmen Erdoğan’ın desteğinin azalmadığı, tabanının Erdoğan’a ve demokrasiye sahip çıktığı.

Birinci konuyla ilgili, henüz gerekçelerini tam olarak bilmiyorsak da Cemaat’e atfedilen işlerin bir “darbe” havası yaratmış olduğu ortada. Her ne kadar bu darbe havası içinde, ciddi kuşkular uyandıran “yolsuzluk iddiaları” var ve biz bunların gerçek olup olmadığını bilmiyorsak da başka birçok nedenden dolayı “asıl meselenin yolsuzluk olmadığını” da biliyoruz. Dolayısıyla toplumda bu konuda giderek genişleyen genel bir uzlaşma olduğunu söylemek mümkün.

Fakat ikinci konuya gelince...

“Yolsuzluklarla” ilgili ses bantlarının bu kadar ortalığa dökülmüş olmasına rağmen toplumun büyük çoğunluğunun Erdoğan’ın etrafında kenetlenmeye devam etmesini ve bu durumu da bu seçmen kitlesinin “demokrasiye” sahip çıkmasının bir işareti olduğu iddiasına gelince...

Doğrusu bu iddiayı, özellikle bireysel özgürlükler konusunda haklı bir duyarlılık taşıyan liberal yazarların ifade etmesi bence çok düşündürücü. Düşündürücü, çünkü, bir seçmen kitlesinin, lider bildiği kişinin etrafında saf tutmasını demokrasinin bir işareti olarak okumak yerine ataerkil bir kimlik siyasetinin işareti olarak okumamız daha uygun olmaz mı? Hele hele söz konusu liderin etrafında bir “yolsuzluk haresi” varken, “liderimizi yedirtmeyiz” tavrı nasıl demokratik bir zihniyetin işareti olabilir ki? Bu davranışın “kol kırılır yen içinde kalır” anlayışıyla yapılan cemaatçi bir kimlik siyasetinden ne farkı vardır ki?

Unutmayalım ki bu ülkede “sandık” da “demokrasi” de, liberal Batıdaki anlamlarından farklı anlamlara sahiptirler. Bu ülkede “demokratik seçimler”, farklı fikirleri olan siyasi partiler arasından çok, farklı siyasi partilerde örgütlenmiş “kültürel kimlikler” arasında yapılan yarışmalardır. Bu nedenle de bu ülkedeki “demokratik seçimleri”, bir siyasi kadronun fikirlerinden dolayı iktidara gelmesi olarak değil, o siyasi kadronun dahil olduğu kimliğin çoğunluğu oluşturmasından dolayı iktidara gelmesi olarak okumak gerekir.

Gerçekten de “yolsuzluklarla” ilgili ses bantları bu kadar ortalığa dökülmüşken, Başbakan bu konuda tatmin edici hiçbir açıklama yapmamışken, aksine tutuklu sanıkların salıverilmesini “adaletin yerini bulması” olarak gördüğünü belirtmişken, en yakın arkadaşı ve yardımcısı Bülent Arınç “17 Aralık tahliyeleri vicdanları yaralamıştır” demişken, toplumun önemli bir çoğunluğunun hala Erdoğan’ın etrafında kenetlenmeye devam etmesini “demokrasiye” sahip çıkmak olarak okumak nasıl bir “liberal” bakıştır dersiniz?

Bu durum olsa olsa son günlerin siyaset ikliminin zehirleyici etkisinden liberal yazarların da nasiplerini almış olduklarını gösterir, başka bir şeyi değil.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89