• BIST 89.695
  • Altın 145,860
  • Dolar 3,6136
  • Euro 3,9258
  • İstanbul 4 °C
  • Diyarbakır 9 °C
  • Ankara -3 °C
  • İzmir 7 °C
  • Berlin 5 °C

Buluttan nem kapma paranoyası; bu hastalığa yakalanan iflah olmaz!

Celal Başlangıç

Bulut"tan nem kapan bir iktidar olma anlayışı ve ona uygun olarak geliştirilmiş "sürekli nemli" kaleme sahip bir "Saray medyası" var karşımızda. 

Hiçbir fırsatı kaçırmayıp her "bulut"tan nem kapıyor bunlar. 

Hatta ortada nem kapacak miktarda yeterli "bulut" yoksa, önce bir "bulut" yaratıp ardından ihtiyaçları olan nemi kapıyorlar. 

Zaten bunların hiç "normal" muhalifi yok! 

Siyasetçi de, iş insanı da, akademisyen de, aydın da, gazeteci de, avukat da, hatta hakim de olsanız, eğer bu iktidardan yana değilseniz ya terörist olursunuz, ya casus, ya darbeci, ya hain, ya da paralel... 

Bu durum onlar için nasıl bir olağan davranış biçimine dönüşmüşse;  birgün birinin çıkıp "Yahu arkadaşlar siz nasıl iktidarsınız ki, hiç normal muhalifiniz yok. Sizde bir bozukluk olmasın?" diye sormasından hiç çekinmiyorlar. 

TOPLUMSAL VE SİYASAL SEMPTOMLARI OLAN BİR HASTALIK 

"Öpülseler paralelden bilecekler, öpseler paralelin üstüne atacaklar" tespiti çok gerçek üstü görünüyordu ama o da oldu. Rus uçağını düşüren pilotu da, Ensar Vakfı'nın tecavüzcüsünü de paralel ilan edenler çıktı içlerinden. 

Hatta "Reza Bey" ABD'de yakalanınca, ardından Obama da Erdoğan'a randevu vermeyecek gibi olunca önce "Stratejik Düşman" ilan ettiler.

Yetmedi "Himmete Sümenaltı" deyip Obama ve Clinton ile 200 kongre üyesinin yapılan milyonluk bağışlarla FETÖ tarafından satın alındığını öne sürdüler.

Obama "yemek arası" görüşme yapınca da bu sefer "Kırmızı Oda'da baş başa", "Şer ittifakı ters köşe" manşetleriyle bayram ettiler.

Ancak sevinçleri çok sürmedi. Çünkü Obama yaptıkları görüşmede Erdoğan'a basın özgürlüğü ve demokrasi konusundaki rahatsızlıklarını dile getirdiğini açıkladı.

"Saray medyası"nın çok kısa süren "Obama aşkı" yine "ters köşe" oldu aslında.

Hemen "Obama yanlış yaptı", "Erdoğan ağzının payını verdi", "Bana niye söylemedi" manşetlerini attılar.

Anlaşılan "Obama kırmızı odada Erdoğan'a yanlış yapmıştı".

"İktidar olma" zihniyetleri neyse, yarattıkları "saray medyası"nın yayın politikası da öyleydi.

"FETÖ Amerikan ordusuna sızdı" diye manşet atanlar elbette "nem kapacak bulut" yaratmak için Türk Silahlı Kuvvetleri'ne bulaşmadan da edemediler.

Kendi yazarları "Ordudaki Fetullahçılar darbe yapacak" diye yazdı.

Bunun üzerine Genelkurmay "Yasadışı hiçbir oluşuma ve harekete taviz verilmeyecek" dedi.

Sanki kendi yazarları yazmamış da, muhalifler ya da kendilerinden olmayan gazeteciler böyle bir iddiada bulunmuş gibi yüzleri hiç kızarmadan Genelkurmay'ın açıklamasına attılar manşeti:

"Darbeci zihniyete demokrasi dersi."

Genelkurmay kendi yazarları hakkında "darbe iddiası"ndan suç duyurusunda bulunmuş, ne gam!

"Bulut" uygun olsa da olmasa da müthiş gelişmiş bir "nem kapma" yetenekleri var.

Ülke içindeki eski ortaklarını, yeni "düşmanlarını"  bin yıl öncesinin "Haşhaşileri" sananlar elbette ABD'ye gidince kendisini protesto edenlerin arasında PKK'lilerle ve Cemaatçilerle birlikte son eylemini 30 yıl önce yapmış ASALA'nın hayaletini bile görür.

Biraz daha sıkışırlarsa Selçuklular döneminin Cavlakileri, Osmanlı'dan kalma Hınçak Komitesi ya da Taşnaklar, hatta Kıbrıs'ın EOKA'cıları bile gelecek dönemlerdeki muhalifleri arasında yer alabilir.

Yeter ki bir "bulut"ları olsun nem kapacak.

Hatta ABD'de Erdoğan Brookings Enstitüsü'nde konuşurken salonda, dışarıda kendilerinden olmayan gazetecileri tartaklarlar, küfür ederler, salondan atarlar.

Sonra da kendi vandallıklarını eşitlemek, "özgür basına" saldırıldı yalanını uydurmak için, "gerçek gazeteciliğin" yargılandığı adliye binalarına gelip her türlü provakasyonu yaparlar.

Balçık havuzundan gönderilirken şefleri onları görevlendirmiştir "maraza çıkartın" diye.

Kimse bunlara uymayıp "Muhatap almayın arkadaşlar, buraya olay çıkarmaya gelmişler" diye foyalarını ortaya dökünce de "düşman" olarak gördükleri, kendilerinden olmayan gazetecilerin üzerine bağıra çağıra  yürürler.

Birileri araya girip "Durun ne yapıyorsunuz" diye önlerini kesince de aradıkları "bulut"u bulurlar ve kaptıkları nemle feryat ederler:

"Özgür basına saldırıldı, kadın gazeteci dövüldü."

Aslında burada üç yalan vardır. Birincisi "Özgür" değillerdir, "Saray"a göbeklerinden bağlıdırlar. İkincisi "gazeteci" falan değillerdir, gazeteci taklidi yapan tetikçilerdir. Üçüncüsü de ortada atılan bir dayak da yoktur. Ama olsun!

Görüldüğü gibi "iktidar olma biçimi"nin de, onun yarattığı "saray medyası"nın da ruhsal açıdan pek sağlıklı olmayan davranışları var.

Hatta artık bir takıntı haline gelmiş "Başkanlık sistemi" bile, "her derdin devası" olarak görülüyor.

Hani deprem olsa artık "Başkanlık olsaydı deprem olmazdı" ya da Üçüncü Dünya Savaşı çıksa "Başkanlığa geçseydik savaş çıkmayacaktı" diyecek bir noktadalar.

HER HASTALIĞIN BİR TEŞHİSİ VAR

Kabul etmek lazım ki, hiç de sağlıklı bir toplumsal ve siyasal yaşamın içinde bulunmuyoruz.

İktidar olma, siyaset yapma biçiminden gazetecilik tarzına kadar  çizilen tabloda ciddi bir ruhsal rahatsızlığın izleri, yansımaları da var.

Yaşadığımız süreç sanki sosyolojinin, siyasetin, ekonominin dışına çıkıp psikolojinin ilgi alanına girmiş gibi.

Bu semptomlara isterseniz "aşırıya kaçmış korku ve endişe" deyin.

Daha geniş tanımı da var bu psikolojik rahatsızlığın:

"Kişinin bir olay karşısında, bu olayın farklı şekillerde gelişebileceğini düşünmesiyle, sınırsız sayılarda çeşitlendirdiği hayal ürünü düşüncelerden oluşur. Bu kişiler sürekli kendisiyle ilgili komploların varlığını düşünerek, endişe duyarlar. Kuruntuların gerçeğe dönüşme fikri her zaman sıkıntı yaratmaktadır. Kişinin genellikle tek bir konuyla ilgili takıntısı bulunmaktadır.

Hastalıkta takip edilme, kıskançlık, hastalanma, zehirlenme, aldatılma gibi niteliği olmayan hezeyanlar bulunmaktadır. (...) Bu kişilerle hezeyanları konusunda tartışmaya girmemek gerekir. Onlar bu hezeyanlarını mezara kadar götürecektir. Üzerlerine fazla gidenleri düşman olarak adlandırabilirler."

Bildiniz, bu hastalıklı durumun adı "Paranoya".

Hatta evreleri de var bu ruhsal hastalığın. Örneğin "Dikkat ve analiz evresi".

"Hasta sürekli olarak etrafında olup biteni kontrol ederek, kendisine karşı yapılacak davranışları keşfetmeye çalışır. Hezeyanlarını besleyecek, destekleyecek olanları belirler."

Bir de "Perseküsyon evresi" var.

"Hastada hezeyanların ortay çıktığı dönemdir. Saplantısının olduğu konuda tedbirler almaya başlar. Öldürülme korkusu varsa korunmaya, gasp edilecek bir şeyi varsa korumaya çalışır. Bulunduğu yeri, yollarını değiştirir. Gerekirse başka yere göç ederler. Bulunduğu ortamlarda kapı ve pencereleri kontrol eder, dinleme cihazları ararlar."

"Büyüklük hezeyanları dönemi" ise "Önceki devrelerle birlikte gelişme gösteren bu dönemde, hastanın kendini büyük görmesi, başkalarını yönlendiren olarak algılaması sebebiyle çekemeyenlerin olduğunu düşünmesidir. Hastalarda dikkat ve hafıza yükselmiş, hezeyanıyla ilgili olarak daha fazla artış göstermiştir" diye tanımlanıyor.

Herkes kendi paranoya evresini seçerken bir de türlerine bakalım.

Örneğin "Kötülük paranoyası" var.

"Hastanın çevresini düşman olarak görmesi, etrafında komplo üretmesi, kendinin kurban edileceği fikri yaygın olan paranoyalardır."

Siz hiç "Hak iddiası" diye bir paranoya duydunuz mu? Varmış:

"Bu hastalar sürekli olarak mahkemelerde zaman geçirirler. Haklarının ellerinden alındığını iddia ederek, kendilerine komplo kurulduğunu söylerler."

"Keşif hezeyanlı paranoya"ye ne dersiniz?:

"Yapılmış olan keşiflerden birinin kendi keşfi olduğunu iddia eden kişilerdir. Ya da uçuk bir keşif yaptığını iddia eder. Bu keşfini kabul ettirmek için uğraşır."

Belki de sizinki "Büyüklük paranoyası"dır:

"Toplum için en tehlikeli hastalardır. Bu hastalar peygamber olduklarını, mehdi olduklarını ya da insanları kurtaracak biri olduklarını iddia ederler. Bu kişiler telkinle etrafına birçok insanı toplayabilir. Dikkat çekmeyi başarırlar. Bilinçsiz insanları peşlerinden sürüklerler. Kendisine engel olmak isteyenlere zarar verebilir, tecavüz edebilirler. İnsanlarla miting yapar, gösteriler düzenlerler. Bu kişiler bazı durumlarda büyük bir lider konumuna gelebilirler."

En çok dikkat edilmesi gerekenler biri de belli ki "Kıskançlık paranoyası":

"Tehlikeli durumları içeren paranoya türleridir. Eşinin, sevgilisinin ihanetini ispat etmek için sürekli delil peşinde koşan hastalar, herkesten şüphe ederler. Bu kişilerin eşleri ya da sevgilileri çok zor bir hayat geçirirler. Sonucunda cinayetlerin bile işlendiği görülür. Bunun sonucunda ceza kanunumuza göre muhakemelerinin olmamasından dolayı cezada almazlar."  (Kaynak: psikolojik.gen.tr.)

Gördüğünüz gibi durum hiç parlak değil. Paranoyalardan paranoya beğenecek hale gelinmiş ruh durumu olarak.

Osmanlı atalarının ruh hali bunlardan daha sağlıklıydı. Hiç değilse ruhsal dengeleri bozulunca "En değerli hazinemiz aklımızdır. Allahım sen benim aklıma mukayyet ol" diye uyarırlardı kendi kendilerini.

Görünen o ki torunlarının o taraklarda hiç bezi yok.

 Hatta iktidar olma anlayışı ve "saray medyası" olarak psikoloji bilimine katkı sunacak, literatüre yakalananın iflah olmayacağı yeni bir paranoya türü kazandıracak aşamaya geçmişler:

"Buluttan bile nem kapma paranoyası". (Haberdar)

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89