• BIST 97.717
  • Altın 143,837
  • Dolar 3,5683
  • Euro 3,9936
  • İstanbul 15 °C
  • Diyarbakır 8 °C
  • Ankara 3 °C
  • İzmir 13 °C
  • Berlin 11 °C

Bugün yaşadığımız süreç

Selma Irmak

Kürtlerde temelde bir uzlaşı yaklaşımı, sorunun değil, çözümün tarafında olma çabasıdır. Hiç kuşkusuz bu yaklaşımın faşizm realitesiyle birebir bağı var hiçbir savaş sonsuza kadar sürmez, muhakkak bir noktada bitmek zorunda. Ya galip-mağlup ya mağlup-mağlup şeklinde biter. Ancak tarih bize göstermiştir ki, savaşın galibi, kazananı hiç olmamıştır. Gelinen noktada herkes yeterince kaybettiği bu savaşın bir an önce herkesin kazanarak çıkabileceği bir merhaleye çekilmesidir.

Sayın Öcalan’ın 1993’ten beridir geliştirmeye çalıştığı ama her seferinde akamete uğrayan sürecin 2013’te start alması, 20 yıllık bir gecikmeyle de olsa başlaması sevindiricidir. Elbette 1993’ten 2013’e kadar binlerce can kaybı eklenmiştir. Bu sürece, tarifi imkansız acılar, ağır insan hakları ihlalleri geçmiştir uzlaşı köprüsünün altından. Kuzey İrlanda-İngiltere, uzlaşı sürecini tanımlayan İrlanda sol parti milletvekili; “Ne kadar çok kan dökülürse barışı gerçekleştirmek o kadar çok zaman alır” diyordu. Kanın, aradaki uçurumu derinleştirdiği muhakkak. O nedenle bu süreçte güvenin tesisi en zor konu olarak duruyor tarafların önünde.

Bu sürece “ihtiyatlı iyimserlik” adının verilmesi ve sürecin ruhunun böyle tanımlanması, defalarca yaşanan umut kırıklığı ve sil baştan olma nedeniyledir. Sebepsiz değildir yani...

Yaşayarak edinilmiş bir tecrübe olan ihtiyat, ama yine de iyimser olma hali, şimdi bir terazinin kefeleri gibi duruyor toplumun önünde. Duyarlı bir gösterge gibi bazen ihtiyatı, bazen iyimserlik ağır basıyor.

Kürt halkı ve siyasetçileri açısından ihtiyatın daha ağır bastığını söylemek herhalde yanlış olmaz. Aylardır başlatılan görüşmelerde hayli yol alındığı anlaşılıyor. Ama pratik yaşamda ortaya çıkan tablo bunun sağlamasını yapmaya yetmiyor. Hâlâ her şey yerli yerinde duruyor. Neredeyse yaprak kımıldamıyor. Başbakan Sokratvari bir tarzla “baldıran zehri içmeye hazır” olduğunu söylüyor. Bunun çok anlamlı ve önemli olduğunu düşünüyorum. Türkiye siyasetinin en riskli, deyim yerindeyse “mayınlı bölgesi” Kürt sorunudur. Bu bölgeye giren “bitirmek” ya da “çözmek” için, bu girişimi hayatıyla ödemiştir. Turgut Özal, Eşref Bitlis veya Kürt sorununu bitirmeye ahd eden Tansu Çiller ve ekibinin kendilerinin canlı örnek kabilindedir. O nedenle Başbakan Erdoğan gerçekten çok ciddi risk almıştır. Özal’dan sonra en cesur adımları, sayın Öcalan’la görüşme zemini yaratarak Başbakan almıştır denilebilir.

Ne var ki bu tutumun pratik adımları henüz atılmamıştır. En azından toplumda iyimserlik yaratacak bir gelişme çok fazla hissedilmiyor. Zira, Genelkurmayın “terörle mücadele kararlılıkla yürütülmeye devam edecektir” söylemi ve pratiği ile Başbakan’ın “baldıran zehri” söylemi yan yana uyumlu durmuyor.

Yine de iyimserlik yanımızı muhafaza ederek süreci desteklemeye devam edeceğiz şüphesiz. Kürt cephesinde de işlerin çok tatmin edici biçimde yönetildiğini söylemek zor. Böylece süreçlerin sadece diplomasi çalışması, basın demeçleriyle yürütülemeyeceği kanısındayım. Kuşkusuz çok ağır sorumlulukları çok fazla olan bir süreçten geçiyoruz. Herkesin elini taşın altına koyduğu, işinin hiç kolay olmadığı bir gerçek. Ancak barış süreci gibi bir sürecin “Ankara”dan yönetilemeyecek kadar komplike olduğunu düşünüyorum. Doğrusu hâlâ sürece ilişkin tek bir mitingin, bir halk toplantısının yapılmamış olmasını bu “Ankara”dan yürütme tutumunun bir sonucu olarak görüyorum. Kadınların barışa sahip çıkan sesini, gençliğin “barışa da hazırız” söylemini, yerel örgütlerde ve halkta ciddi bir hareketliliğin başlamamış olmasını “ihtiyatlı” ruh halinin yansıması olarak değerlendirmek gerekir ihtiyatlı olmak suskun ve hareketsiz olmak değildir kanaatimce. Kaldı ki ihtiyatlı olmak için binlerce haklı sebep sıralanabilir. Ancak çözüm için, barışın gerçekleşmesi ihtimali, yıldızsız, kapkara bir gecede, küçücük bir parıltı bile olsa, o parıltıyı apaydınlık bir güneşe çevirmek için her türlü çabayı ortaya koymaya değer. Bu, her anlamda kutsal bir çaba olacaktır.

Unutulmamalıdır ki hiçbir hak altın tepside sunulmaz. Çözümün gerçekleşmesi, barışın başarılması insan üstü bir çaba ve özveriyle mümkün olabilir. Polemiklere takılı kalmak insiyatif almamak, söylem ve pratiği başarma üzerine kurmamak bize kaybettirir. En basitinden zaman kaybı olacaktır.

Kürt siyasetçilerinin bir an önce kendi gündemini oluşturması, pratik yol haritasını belirlemesi, daha büyük bir moral ve coşkuyla halkla buluşması sürecin başarısı için hayati önemdedir.

Not: Bir süre önce sevgili babamı kaybettim. Bu nedenle yazılarıma bir süre ara vermiştim. Bu arada fax, kart ve mektuplarıyla güç destek olan herkese gönül dolusu şükranlarımı sunuyorum

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89