• BIST 83.067
  • Altın 146,530
  • Dolar 3,7912
  • Euro 4,0490
  • İstanbul 5 °C
  • Diyarbakır 8 °C
  • Ankara -1 °C
  • İzmir 7 °C
  • Berlin 2 °C

Bu memleket ne Avcı'lar ne savcılar gördü!

Oral Çalışlar

1990'lı yıllarda, TV ekranlarında 'stratejist' olarak gözükürlerdi. Yüksek sesle konuşurlar, karşılarındakilere söz vermemeye çabalarlardı.

Onu TV ekranlarında, kendisi gibi düşünmeyen aydınlardan ‘güruh’ (sözlükteki karşılığı: aşağı görülen, değersiz) diye söz ederken fark ettim. Tekrar tekrar isimlerimizi de verdikten sonra bir ‘güruh’ olduğumuzu söyledi. Bu saldırgan ifadeyi duyduğum an, kendimi geçmiş yıllara dönmüş gibi hissettim.

Tam olarak bu dili kullanan savcıları, emekli savcıları, yazarları, ‘uzman’ları, stratejistleri en çok 28 Şubat döneminde tanıma fırsatı bulduk... O dönemin heybetlileri, ‘parti kapatma’lardan yana bir dil kullanırlardı. Bir konuşması nedeniyle devlete karşı suç işlediği gerekçesiyle mahkûm edilmiş bulunan Tayyip Erdoğan’ın milletvekili olamayacağını onlar söyler, “Şeriata karşı militan demokrasi” tezlerini onlar yazarlardı...

İşte TV’de konuşan yeni emekli savcı da sanki onlara benziyor... 

1990’lı yıllarda, 28 Şubat günlerinde onlar TV ekranlarında gözüktüklerinde, resimlerinin altına ‘terör uzmanı’, ‘stratejist’ tanımlamaları eklenirdi. Yüksek sesle konuşurlar, karşılarındakilere söz vermemeye çabalarlardı.

Gültekin Avcı’dan söz ediyorum. Son günlerde ‘uyarıcı’ yazılarıyla, “Ben olsam şimdiden mahkûm ederdim” gibi değerlendirmeleriyle dikkat çekiyor. O da aynı dönemin savcılarındanmış. Şimdi emekli olduğunu öğrendim. Zamanının büyük bölümünü, bazı kanallarda ve gazetesindeki köşesinde, entelektüellerin (ya da ‘liberallerin’) ‘terörle mücadele’ye ‘verdikleri zararı’ anlatarak geçiriyor.

Bugün gazetesindeki yazılarına baktım. Kasım ayındaki ilk yazısının hedefinde Hasan Cemal var: “Asker silah çekerken ayağa kalkan Hasan Cemal, KCK’nın kanlı namlularına neden gözlerini yumuyor?” 

İkinci yazısındaki hedef ise Cengiz Çandar, Ahmet Altan, Hasan Cemal, Oral Çalışlar ve CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu...

Hızını alamadığı, daha geniş bir bombardıman çizgisi tutturmaya kararlı olduğu hissediliyordu... 6 Kasım tarihli köşesindeki hedef, beklenmedik bir isim, Bülent Arınç’tı: “AK Parti’nin ustalık dönemi Arınç’a yaramadı. O Arınç gitti, KCK, Ergenekon ve Balyoz tutuklularına umut dağıtan Arınç geldi... Sizde de mi Stockholm sendromu baş gösterdi?” 

8 Kasım’daki yazısının hedefinde ise AK Parti kurucularından, yöneticilerinden ve önde gelen insan hakları savunucularından Yıldız Ramazanoğlu ile yine İslami kesimin tanınmış kadın hakları savunucusu Hidayet Şefkati Tuksal yer alıyordu: “Şaşırtıcı olarak Yıldız Ramazanoğlu, Hidayet Şefkatli (isim yanlışı ona ait) Tuksal gibi ‘İslamcı bilinen’ tesettürlü yazarlar da var KCK operasyonlarına karşı çıkanlar arasında.”

Gültekin Avcı’nın sık sık konuştuğu kanallar da, yazı yazdığı gazete de ‘28 Şubatçılar’a ait değil. Tersine, giderek saldırganlaşan ve derinlikten uzaklaşan dilini, o dönemin mağdurlarının yayın organlarında konuşturduğunu görüyoruz... Ama düşünce dünyasıyla, imajıyla, özüyle, diliyle, otoriterliğiyle 28 Şubat’ın ‘parlak isimler’inden ciddi bir farkı yok. 

Yeni dönemde çoğalacakları anlaşılan ‘Gültekin Avcı’ların zihinsel portresini çarpıcı bir dille çizen bir değerlendirmeyi sizlerle paylaşmak istiyorum.

Mahkemedeki 28 Şubatçı çoğunluğa demokrasi dersi vererek direnmiş, AK Parti’nin, HADEP’in kapatılmasına karşı çıkmış ve Anayasa Mahkemesi raportörlüğünden ayrılmış olan Doçent Dr. Osman Can, son tartışmalar sırasında ortaya çıkan bu zihinsel portreyi, Star gazetesindeki yazısında şöyle tanımlıyor: 

“Dünkü ‘uzman’ ve ‘bürokratların’ Kemalist maskeli oluşları karşısında, bugünkülerin ‘muhafazakâr’ veya ‘mütedeyyin’ oluşları çok bir şey değiştirmiyor. 1918’e kadar ‘ittihatçı’ iken de durum değişik değildi. Siyasetin toplumdan yabancılaşması, uzman ve bürokratları siyasetin merkezine taşır, bu işlem ise siyasetin topluma yabancılaşmasının kurumsal ve kuramsal altyapısını inşa eder. Maskeler değişse de, yapı değişmediği sürece bu kural değişmez. Hedef demokratik siyasetin merkez tarafından devşirilmesi, bürokratik yapının maske değiştirse de iktidarını yeni meşruiyet zeminleri üzerinden yeniden revize etmesidir.” (9 Kasım 2011, Star)

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89