• BIST 83.067
  • Altın 146,538
  • Dolar 3,7912
  • Euro 4,0490
  • İstanbul 3 °C
  • Diyarbakır -6 °C
  • Ankara -3 °C
  • İzmir -1 °C
  • Berlin -4 °C

Bu dışlayıcı isim değişmelidir

Şahin Alpay

Başlığında “AKP iktidarı ‘Sünnici’ mi?” diye sorup, AKP’nin ülke içinde Sünnileri kayıran, mezhepçi bir politika izlediği, bir “Sünni Partisi” görünümünü koruduğu sonucuna varan yazımın (Zaman, 28 Mayıs 2013) henüz “mürekkebi dahi kurumadan,” Abdullah Gül ve Tayyip Erdoğan’dan ortak ve güçlü bir doğrulama geldi. 

Oturup konuşmuşlar ve İstanbul Boğazı’na kurulacak üçüncü köprünün adını “Yavuz Sultan Selim” koymaya oybirliğiyle karar vermişlerdi. Gerekçesini Gül şöyle açıklıyordu:

“Arkadaşlarımızla, hükümetimizle düşünüldü, konuşuldu. Ve neticede beraber bu karara vardık ki, 3. köprünün ismi Yavuz Sultan Selim oldu. Tarihimizde Osmanlı devletini çok daha büyüten, imparatorluğumuzu cihanşümul bir imparatorluk haline getirmede çok büyük fetihleri, adımları olan ve Kutsal Emanetleri getiren ve bize emanet eden büyük padişahı bu şekilde daima yâd etmek, anmak ve ona da saygı ve şükranlarımızı tarih bilinci içinde göstermek için bu isme hep beraber karar verdik.”

Elbette ki Abdullah Gül ve arkadaşlarının, Türkiye halkının önemli bir parçasını meydana getiren yurttaşlarımız arasında, 16. yüzyıldaki Alevi katliamlarının sorumlusu olarak görülen Yavuz Sultan Selim adının çok büyük bir tepki toplayacağını bilmemeleri söz konusu değildir. Bu ismi bilerek ve isteyerek seçtiklerine göre, AKP iktidarı bütün milletin partisi olma iddiasını artık tümüyle rafa kaldırmıştır. Yavuz’un Alevileri katledip etmediği tartışmasının anlamı yoktur. Çünkü Aleviler öyle bilmekte ve algılamaktadır. Bu (ne yazık ki) bölücü, dışlayıcı isimlendirmenin altında Cumhurbaşkanı Gül’ün de imzasının olması büsbütün kaygı verici. Çünkü Gül, AKP saflarını çok aşan kesimlerde saygı uyandıran, birleştirici bir lider olarak temayüz etmişti. Sanırım bu hamle, ne yazık ki, onun hakkındaki bu olumlu algının da sonu demek olacak.

2. köprüye Fatih Sultan Mehmet’in adının verilmesi elbette makuldü, kimse de itiraz etmedi. Çünkü Fatih sadece İstanbul’u fetheden padişah değildi. Osmanlı devletinin ve bütün dinsel inançlara (eşitlik olmasa da) özgürlük tanıyan “millet sistemi”nin kurucusuydu. Nitekim Başbakan Erdoğan da aynı gün yaptığı bir konuşmada şunları söylüyordu: Fatih İstanbul’u fethettiğinde “halkın emniyet, hürriyet içinde yaşamasını teminat altına aldı, kimsenin yaşam tarzına, inancına, hürriyetine müdahale edilmemesi için emir verdi… Bizim medeniyetimizde fetih sadece toprakların, ülkelerin, şehirlerin alınması değil, aynı zamanda gönüllerin kazanılması, gönüllerin fethedilmesidir…” Peki, köprüye Yavuz Sultan Selim adını vererek, bu medeniyetin gereğini yapmış, Alevilerin gönüllerini fethetmiş mi oldunuz? Bari biraz ne dediğinize bakın, tutarlı olun.

Yavuz Sultan Selim ismi, muhakkak ki sadece Aleviler arasında tepki uyandırmıyor. Yavuz deyince ilk akla gelen nedir? Mısır’ı fethederek, Osmanlı padişahlarının Sünni Müslümanların halifesi sıfatını da üstlenmelerini sağlayan padişah olmasıdır. 3. köprüye onun ismini verirken amacınız, saltanat ve hilafet anılarını canlandırmak, başımızda bir sultan ve halife olmayışından memnun olanların tepkisini toplamak mıdır? Nihayet sormak gerekir: 21. yüzyılın ilk on yılını geride bırakan Türkiye’de anıları canlandırılacak, rol modeli gösterilecek olanlar 5 yüzyıl öncenin cengâver sultanları mıdır? Niye Mimar Sinan, niye Yunus Emre, niye Mevlana değil de Yavuz?

Umarım iktidar bu kararını değiştirir, ülkenin ve halkın birliğini temsil eden bir ismi tercih eder. Bu iktidar bunu yapmazsa ilerideki iktidarlar bunu yapmalıdır ve yapacaktır.

  • Yorumlar 1
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89