• BIST 89.953
  • Altın 145,342
  • Dolar 3,6209
  • Euro 3,9098
  • İstanbul 11 °C
  • Diyarbakır 18 °C
  • Ankara 17 °C
  • İzmir 22 °C
  • Berlin 13 °C

Bu Ahmet Kaya için bir güzelleme yazısı değildir

Cahit Mervan

Ahmet Kaya bu dünyayı bir sürgün sabahı terk-i diyar eyleyeli 13 yıl oldu.

İbretle izliyoruz. Daha çokta ölüm yıldönümünde bir kamyon dolusu adam onu tekrar tekrar ‘günahlarından arındırmaya’ çalışıyor. 

Ne kadar boş ve anlamsız bir çaba.

Aslında Ahmet Kaya’ya ‘güzelleme yapanlar’ kendi günahlarını, kirli ve kanlı yüreklerini onun ‘yağmurlara astığı ceketi’yle temizlemeye, silmeye çalışıyorlar. 

Ahmet Kaya günahkâr ve isyankâr bir insandı. Zaten biz de onun o günahkâr ve isyankâr yanına vurgunduk. Vurgunuz. 

Şimdi onu günahlarından arındırıp, ‘vatanına ve milletine bağlı bir sanatçıya’, bir ucubeye dönüştürme çabalarını bu nedenle çok komik ve ikiyüzlü bir davranış olarak görüyoruz. 

Ahmet Kaya uzun dönem sürgünde yaşamadı. Ama yaşadığı o kısa dönem bile ona çok ağır geldi. 

O zor günlerde, Ahmet Kaya’nın yanında Avrupa’daki Kürtler ve bir avuç tutarlı sol-demokrat insan vardı. 

Bu günlerde Ahmet Kaya’nın ismini ağzından düşürmeyen Erdoğan dâhil, birçok insan zor zamanlarda onun yanında değildi. Dostu ve arkadaşı değildi. Ona selam vermekten kaçıyorlardı. Telefonlarına çıkmayanların listesi hayli uzundu. 

İkiyüzlü olmanın gereği yok artık. Dürüst olun beyler! 

O gün Ahmet Kaya’ya sahip çıkmayanların, onun uğradığı zulüm ve baskı karşısında susanların, ‘ben görmedim, duymadım’ diyerek üç maymunları oynayanların, bugün kalkıp keskin Ahmet Kaya hayranı ve dostu kesilmeleri tek kelimeyle utanmazlıktır. Ahlaksızlıktır.

Şimdi bu yüzsüzlere sormak gerekmez mi? Ahmet Kaya sürgünde yaşamını yitirdiği gün, neredeydiniz? 

Doğrusu Türk başbakanı Recep Tayyip Erdoğan başta olmak üzere, bugün Ahmet Kaya için mangalda kül bırakmayanlar, ‘şöyle iyi dostumdu’, ‘şöyle birbirimizi severdik’ diyenleri o gün Pere Lachaise mezarlığında görmedik. Ne kendilerini gördük, ne de onlar adına gönderilen bir demet çiçeği.

Şimdi ağzı olan konuşuyor. Bol keseden atıyor. Üç-beş oy için demagoji yapıyor. Hem de ayıp ve günah diye bir şey olduğunu unutarak.

Herhalde bu tipler Ahmet’i sahipsiz sanıyorlar?

Bu kepazeliğe bir son vermek, bir nokta koymak gerekiyor. Ahmet Kaya bir Kürtçe şarkı okuyacağım diye karşı karşıya kaldığı baskı ve zulümden halen nemalanma peşinde olanlar biraz utanmalılar. Yüzlerini dökmeliler. 

Bildiğimiz kadarıyla ölmeden önce Ahmet Kaya kimseye terk ettiği bu dünya için bir vekâlet vermiş falanda değil. Bu nedenle hiç kimsenin, en başta da ikide bir onunla ‘iyi arkadaş’ olduğunu söyleyen Türk başbakanının onun adına konuşma hakkı yoktur. Olmamalıdır. 

Ayrıca ‘Ahmet Kaya yaşasaydı, şöyle olurdu, böyle olurdu, şunun yanında, şuna karşı yer alırdı’ demek, hayatının son günlerinde yaşadığı sürgünden dolayı büyük acı ve ızdırap çekmiş bir sanatçı ve bir insana karşı saygısızlık değil midir? 

Artık bu iki yüzlülüğe, kepazeliğe ve Ahmet Kaya’nın mirası üzerinden her türlü rant peşinde koşanlara ‘yeter be’ demek gerekiyor. 

Ahmet Kaya topluma mal olmuş, günahlarıyla-sevaplarıyla ‘toplumsal bir değerdir. O kadar.

O hiç kimsenin-eşi de dâhil olmak üzere- malı mülkü değildir.

Aslında Erdoğan’ın Ahmet Kaya’yı diline dolamasının nedeni sadece büyük bir sanatçıyı seçim malzemesi yapmakla sınırlı değil. Bu rejimin karakteri ile alakalıdır. 

Ahmet’e cumhurbaşkanı nişanı takma hikayesi de bununla ilgilidir. Ahmet Kaya ile bu ‘barışma sevdası’ onu kimliğinden, durduğu yerden ve dünya görüşünden ‘arındırma’ operasyonudur. Bu Ahmet Kaya’yı ve diğer sürgünde yaşamını yitiren sanatçıları katili ile ‘barıştırma’ operasyonudur.

Unuttuğumuzu kimse sanmasın! Daha önce de bu rejimin sahipleri, sahte sanat ve özgürlük hayranları bunu Nazım Hikmet ve Yılmaz Güney için yaptılar. Onların başkaldıran, isyancı kimliklerini bilinçlerden silmek, onları kimliksiz, duruşsuz ve idealleri olmayan birer ‘sanatçı’ haline getirmek istediler. Bunun için kemiksiz ve kişiliksiz bir takım sanatçıları da kullandılar. 

Rejimin bu çabası sebepsiz değil. Çünkü Nazım Hikmet’in Moskova’daki, Yılmaz Güney ve Ahmet Kaya’nın Paris’teki mezar taşları bu rejimi rahatsız ediyor. Bu rejime batıyor. Rejim bu biçimiyle devam ettiği sürece de onlar yattıkları yerden rahatsızlık vermeye, başkaldırmaya ve günah işlemeye devam edecekler. 

Elbette ki Nazımın şiirleri, Yılmaz’ın film ve eserleri, Ahmet’in şarkıları herkesindir. Kimsenin bu eserler üzerinde ‘özel mülkiyeti’ ve ‘tasarruf hakkı’ yoktur. Ancak onların fikirleri, duruşları ve günahları onlara aittir. Onları var eden değerlerden koparmak katliamdır. Onlara yapılacak en büyük saygısızlıktır.

Buna kimsenin gücünün yeteceğini sanmıyorum. Milyonlar onları başkaldıran, isyancı, günahkâr olarak seviyor, seveceğiz. Hiç kimsenin, rejimin başbakanı Erdoğan’ın ve diğerlerinin gücü onları uslu, baş eğen, günahsız, ‘vatanına ve milletine bağlı ’kişiler haline getiremez. 

Getiremez, çünkü: ‘ceketini yağmurlara asan ve dünyaya sataşan’ bir sanatçıyı kimse ne uslandırabilir, ne günahlarından arındırabilir, ne de onu ölüme gönderen o ‘vatan ve millete’ bağlı hale getirebilir.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89