• BIST 89.695
  • Altın 145,860
  • Dolar 3,6136
  • Euro 3,9258
  • İstanbul 7 °C
  • Diyarbakır 12 °C
  • Ankara 0 °C
  • İzmir 10 °C
  • Berlin 9 °C

Britanya seçimlerinden demokrasi dersleri

Atilla Yayla

Türkiye'de İngiltere adıyla andığımız, asıl adı Birleşik Krallık /Britanya olan ülkede genel seçimler yapıldı. Seçimlere katılım oranı %66 olarak gerçekleşti. Geçerli oyların %37'sini alan Muhafazakâr Parti Avam Kamarası'ndaki koltukların %51'ini elde ederek tek başına hükümet kurma hakkını kazandı. Türkiye 7 Haziran seçimlerine koşarken Britanya seçimlerinden alınacak dersler var mı?

Birleşik Krallık seçimlerinde ulaşılan %66 katılım oranı istikrarlı demokrasiler açısından hiç fena sayılmaz. Batı ülkelerinde katılım oranları çoğu zaman neredeyse seçimlerin ve seçim sonuçlarının meşruiyetinden kuşku duyulmasına sebep olacak kadar düşük. Bu bakımdan en kötü skorlara sahip ABD'de Başkanlık seçimleri biraz daha yukarılarda katılım oranları görse de temsilcilik seçimlerinde katılım genellikle %50 civarında geziniyor.

Britanya diğer Anglo-Sakson ülkeleri gibi basit çoğunlukçu seçim sistemini uyguluyor. Ülke milletvekilliği sayısı kadar seçim bölgesine bölünmüş ve her bölgede en yüksek orana ulaşan koltuğu alıyor. Dört iddialı parti olduğunu varsaysak, teorik olarak, bir bölgede % 26 oy alan milletvekilliğini kazanabiliyor. Bu seçim sistemi iki partili demokrasiyi teşvik ediyor, en çok oy alan partiyi ciddî biçimde ödüllendiriyor. Nitekim, son seçimlerde %37 alan MP sandalye sayısında % 51 oranına ulaştı. Bu sayede bir başka partiye ihtiyaç duymadan hükümet kuracak. Sistem yönetimde istikrar üretmede temsilde adâleti sağlamakta olduğundan daha başarılı. Zaman zaman sert eleştirilere uğratılmasına rağmen basit çoğunluk sistemi korunuyor. Britanya'daki bu tablo bize şunları hatırlatıyor: Demokrasi bir kurallar ve kurumlar bütünüdür. Bu yönüyle bir oyundur. Her oyun gibi kuralları önceden bellidir. Oyuncuların bu kuralları kabul ederek sahaya çıkmaları müstakbel sonuçları da kabul edeceklerinin işareti veya taahhüdü olarak alınır. Oyunun ortasında kuralların değiştirilmesi talep edilemez. Oyun bittikten sonra oyuncular sonuca itiraz edemez, meşruiyetini sorgulayamaz.

Demokrasi çoğunluğun yönetme hakkına sahip olduğu rejimdir. Ancak, bu kâğıt üzerinde böyledir. Seçimler her (hatta çoğu) zaman çoğunluk üretemeyebilir. Bu yüzden, fiiliyatta, demokrasi en büyük azınlığın belli bir dönem için yönetme hakkına sahip olduğu rejimin adıdır. Bir başka deyişle, seçimlerden tüm siyasal aktörler –partiler- azınlık olarak çıkarlar ve en büyükleri yönetme hakkına en yakın olanıdır. Hükümet kurma çalışmalarında büyüklük sırasıyla ilerlenir.

Demokrasi en iyilerin yönetimi değildir. Demokratik usullerle iş başına gelecek iktidarların her zaman en doğruyu yaptıklarının, yapacaklarının bir garantisi yoktur. Bunun ağır toplumsal sorunlara sebep olması bazı alanların tamamen depolitize edilmesi, diğer bazı alanlarda ise siyasetin etki ve yetkisinin azaltılmasıyla önemli ölçüde engellenir. Mamafih, bu, liberal teorinin olaya bakışıdır. Daha devletçi teoriler siyasetin alanını ve yetkisinin daraltmaktan ziyade doğru kişilerin işbaşına gelmesine ve doğru politikaları uygulamasına umut bağlar.

Britanya siyasetinde dikkat çeken bir diğer nokta, seçimden yenilgiyle çıkan siyasî parti liderlerinin istifa etmesiydi. Şüphe yok ki, bu Türkiye'de hayal dahi edilemez. Bizde seçim kaybeden liderlerin başkanlıktan ayrılması bir yana, yerleri sağlamlaşıyor. Bu sefer de böyle olacağından şüphe etmek için bir neden yok.

Bu bilgiler ışığında Türkiye'de demokrasinin sorunları hakkında bazı tespitler yapabiliriz. Bizde demokrasinin en ağır problemlerinden biri, çoğunluğun yönetme hakkına saygı gösterilmemesidir. Yıllarca bürokratik vesayet sistemi içinde demokratik usullerle işbaşına gelen siyasetçilerin önü kesildi. Bu problem askerî bürokrasinin geriye itilmesiyle hafifledi. Bu, aslında, askerlerin merkezinde olduğu ve yargı bürokrasisinin, üniversitelerin ve devlete eklemlenmiş medyanın diğer unsurlarını teşkil ettiği yapının geriletilmesi anlamına geldi. Ancak, bu gerileyiş daha kalıcılık kazanamadan yeni bir bürokratik vesayet teşebbüsü ortaya çıktı. Askerin yerine polis ikame edilmek istendi ve yine yargı bürokrasisi ve medyanın ağırlıklı bölümünün yoğun desteği altında çoğunluğun –en büyük azınlığın- yönetme hakkına saldırıldı. Ülkede şu anda yaşanmakta olan mücadelenin özü bu, gerisi olayın niteliğini değiştirmeyecek teferruat.

Türkiye'de daha iyi bir demokrasi için ilerlenmesi gereken istikamet belli. Seçilmiş siyasetçinin bürokrasinin amiri olduğu zihniyeti kökleşmeli ve buna uygun bir kurumsallaşma gerçekleştirilmeli. Ayrıca, hem seçilmiş iktidarın hem devletin alanı bireysel özgürlükler ve sivil toplum lehine daraltılmalı.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89