• BIST 90.383
  • Altın 144,263
  • Dolar 3,6117
  • Euro 3,9021
  • İstanbul 8 °C
  • Diyarbakır 7 °C
  • Ankara 6 °C
  • İzmir 11 °C
  • Berlin 3 °C

Bozacı-şıracı savaşı

Ferda Çetin

Bu çatışma neden şimdi çıktı?

Bu savaş kaçınılmaz mıydı?

2009 seçimleri öncesinde Fethullah Gülen örgütü ve AKP, Amed’de, Van’da, Siirt’te, Batman’da, Hakkari’de merkezi toplantılar yaptılar. Toplantılara AKP kurmayları, subaylar, valiler, emniyet müdürleri, Gülen örgütü üyesi yöneticiler katıldı. Toplantılar tek gündemliydi: Seçimlerde BDP’nin başarısız kılınarak geriletilmesi. 2009 seçimleri, Gülen teşkilatının en çok para ve güç sarfettiği bir seçim oldu.

Seçimler sona erdiğinde AKP-Gülen ortaklığı Kürdistan’da ağır bir yenilgi aldı. Harcanan milyonlar, entrikalar ve sandık hilelerine rağmen, BDP tahminlerin ötesinde bir başarı ile 100 belediye kazandı. Cemil Çiçek’in şaşkınlık ve öfke içinde, "Ermenistan sınırına dayandılar" dediği sonuçlar.

Fethullah Gülen, Kürtlerin yerel yönetimlerde başarılı olmasından büyük bir korku duyuyor. Çünkü son 20 yılda, hükümetlerin de desteği ile bu illegal örgüt, Kürdistan’daki ticareti tekeline aldı; eğitim, sağlık, sivil toplum örgütlenmesi alanlarında devlete paralel bir sistem oluşturdu. Kürtlerin yerel yönetimlerde başarılı olması demek, Gülen teşkilatının bu alandaki tekelinin kırılması anlamına geliyordu.

Fethullah Gülen ve teşkilatı bu durumdan rahatsızdı. AKP ve Erdoğan ile birlikte, Kürt siyasetçilerine, sivil toplum örgütlerine, avukatlara ve basına yönelik kapsamlı bir operasyon başlatıldı. Düzmece fezlekeler, uyduruk iddianameler, ismi var kendi yok "gizli tanık" ifadeleri ile 10 bin insan tutuklandı. Tutuklanmayanlar ise evlerini terkederek gizlenmeye ve kaçak yaşamaya başladılar. Böylece, Kürtler adına siyaset yapabilecek, faaliyet yürütecek insan kalmayacaktı. Kürtler bu uygulamayı "siyasi soykırım" olarak adlandırdılar.

Ardından, 2011 yılında AKP ve Gülen’in danışmanları siyasi soykırımı, gerillanın tasfiyesi ile tamamlamak üzere "Tamil seçeneği"ni devreye soktular. Fethullah Gülen örgütü ve AKP Hükümeti bu seçeneğin imkan dahilinde olduğuna inandılar. Bu plana liberalleri, basını, aydınları, yazarları ve toplumu da inandırdılar.

Zaman, Yeni Şafak, Taraf, Hürriyet, Milliyet, Bugün, Sabah, Akşam gazeteleri aylarca bu planın ne kadar akıllıca ve ne kadar gerçekçi olduğunu; AKP iktidarının öncekilere benzemediğini, bu kez PKK’nin bitirileceğini yazıp durdular.

Daha sonra AKP ile ters düştükleri için gazetelerinden kovulan ve bugünlerde iktidara "muhalif" çizgiye gelen Mehmet ve Ahmet Altan, Yasemin Çongar; şimdilerde BDP’lileri kahvaltıya davet eden Nazlı Ilıcak; AKP’nin totaliterliğini, kovulduktan sonra anlayan Ergun Babahan; Türkiye’nin demokratikleşmesinin önündeki tek engelin PKK olduğunu anlatan Bejan Matur; hayali ihracat soruşturmasından geçen, ama milliyetçiliğini elden bırakmayan Rauf Tamer, ilahiyatçı Ahmet Taşgetiren…

Sağdan, soldan ve liberallerden birçok yazar ve aydın, AKP – Gülen koalisyonunun, Kürt halkına ve Türkiye demokrasi güçlerine yönelik kumpas, entrika ve hilelerini, baskı, gözaltı, işkence ve tutuklamalarını normalleştirdiler. Erdoğan –Gülen rejiminin totaliter yüzünü gizlemeye, "insanileştirme"ye çalıştılar.

Öyle bir hava estirildi ki, siyasal alanda tüm yönetici ve temsilcileri zindana atılan bir halkın savunma gücü de kırılınca, sorunun istedikleri gibi çözüleceğine inandılar. Bu plan başarıya ulaşsaydı eğer Erdoğan – Gülen kardeş kardeş geçinip gideceklerdi.

Kürt Özgürlük Hareketi yenilmediği için şimdi çatışıyorlar.

Bozacı-şıracı çatışması…

Bozanın birayla, şıranın şarapla akrabalığı var. IV.Murat içki yasağı getirdiğinde esnaf da boza diye bira, şıra diye şarap satmaya başlamış. O günden bugüne ikiyüzlülük, hilekarlık ve sahtekarlıkları ifade etmek için kullanılan bir deyim olmuş. İyi ki de bulunmuş. Yoksa Erdoğan ve Gülen’in başlattıkları bu "savaş"ı nasıl tanımlayacaktık?

AKP ve Erdoğan halka, toplumun gücüne dayandığını söylüyor. Erdoğan’ın çocuklarının gemi filoları, son on yılda milyonlarca ciroya ulaşan şirketleri var. Bu malvarlığı ile 10 şehir imar edilebilir. Bakanların çocuklarının evlerinde yakalanan paralarla, binlerce insana iş olanağı yaratılabilirdi. Halktan çalıp kendi özel mülkiyetlerine geçirmeyi normal sayıyorlar. Onların halkçılığı, millet severliği bu kadar işte!

Pensilvanya’daki büyük alim(!) Fethullah Gülen de boğazına kadar siyasete, ticarete, ranta, rüşvete bulaştığı, gizli örgüt oluşturduğu halde haktan, hukuktan, adaletten ve öte dünyadan söz ediyor.

Bir musibet bin nasihattan iyidir. Çünkü bunlarınki rant savaşı, iktidarı ele geçirme savaşı. Türk bayraklı, ayakkabı kutulu protestolarla geçiştirilecek bir durum değil. Sönmüş yanardağ misali beklememek, gocuklu celep kaldırınca sopasını sürüye katılmamak, salhaneye koşmamak, dünyanın en tuhaf mahluku olmaktan çıkmak önemli.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89