• BIST 83.067
  • Altın 146,783
  • Dolar 3,7897
  • Euro 4,0443
  • İstanbul 4 °C
  • Diyarbakır 9 °C
  • Ankara 1 °C
  • İzmir 8 °C
  • Berlin 1 °C

Böyle buyurdu Zeitgeist

Yıldıray Oğur

Türkiye son üç haftaya 30 yıldır yapmadığı kadar PKK tartışması sığdırdı. PKK o kadar hakkında çok konuştuğumuz ama pek bilmediğimiz bir şey ki bugün meraklı bir okur PKK üzerine bir şeyler okumak istese ortadan kaybolan gazeteci İsmet İmset’in yazdığı PKK ve Amerikalı gazeteci Aliza Marcus’un Kan ve İnanç kitabından başka ciddi bir çalışma bulamaz. Hatta “5 kez yok ettik” dediği PKK üzerine yazdığı kitapta Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’un bile PKK tarihiyle ilgili atıfların neredeyse tamamı Marcus’un kitabından.

Bu üç haftalık hızlandırılmış kursla Milli Takım ilk 11’ini sorsan sayacak sokaktaki adam, PKK’nın ilk 11’ini sayacak hâle geldi neredeyse.

O hâlde bir üst kura geçip şimdi de şu soruların cevabını arayalım: Peki, Kürt realitesini 1991’de tanıyabilmiş Türkiye nasıl oldu da Kürt sorununu çözme noktasına gelebildi? Ve neden şimdi de neden 1993’teki, 1998’teki barış görüşmelerinde, Oslo’da, Habur’da değil? Şartlar neden barış için bu kez müsait?

Birincisi; Türkiye’nin Kürt meselesi etnik bir meselenin yanında Türkiye’nin bir demokratikleşme meselesiydi.
Atatürk’ün Türk diye tanımladığı ideal vatandaş tipine sadece Kürtler değil Türklerin de yüzde 80’i de dâhil değildi. Bu ancien régime sadece Kürt partilerini kapatmadı, daha 2009’da her iki kişiden birinin oyunu almış iktidardaki AK Parti de kapatılmaktan son anda kurtuldu. Demokratikleşme paketi açıldığında sıranın en başlarda olan Kürt meselesine gelmesi uzun sürmedi. Ama gidilecek yol uzundu. 2007-2009 yılları arasında Adalet Bakanı olan Mehmet Ali Şahin, Öcalan’la İmralı’da görüşmek isteyen MİT Müsteşarı Emre Taner’e Ada’nın bağlı olduğu Bursa Garnizon Komutanı’nın izin vermediğini açıkladı geçenlerde. O günlerde gazetecilerle görüşen Öcalan’ın avukatları bana Öcalan’ın en çok Ankara’daki sivil-asker dengesinin son durumunu merak ettiğini söylediklerini hatırlıyorum. Türkiye ancak 2010 referandumuyla Kemalist askerî vesayet düzenini geri püskürtmeyi başardı. İlk kez bir sivil iktidarın Ankara’ya tamamen egemen olması çözümün kapısını açtı.

İkincisi
de bununla bağlantılı. Türkiye’nin demokratikleşme sürecinde pek çok tabu gibi Kürt meselesi de tabu olmaktan çıktı, altı yıl önce üniversitede Kürt Sorunu başlıklı toplantı düzenlemek büyük olay olurken, şimdi o toplantıların aynısı her akşam ana akım televizyonlarda yapılıyor. KCK yöneticileri Türk tv’lerine telefonla bağlanıyor. Kürt meselesindeki dil de değişti. Paris’te öldürülen üç PKK’lı için Başbakan yardımcısı üzüntüsünü bildirebiliyor, Savunma Bakanı “PKK’lıları öldürmek istemediklerini” söyleyebiliyor, AKP’li, üst düzey siyasetçiler “İnsani sorunlar insansız hava araçlarıyla çözülmez” diyebiliyor. Ve bu geniş kitleler tarafından artık tepki değil, takdir görüyor.

Üçüncüsü;
aynı meselenin PKK cephesindeki yansıması. Türkiye’nin savaş hâlinde olduğu PKK da 20 yıldır Kürdistan için değil, Kürtlerin kültürel ve demokratik hakları için savaştığını söylüyor. En ileri talep olan demokratik özerklik için hazırlanan taslağa, David Moore’un Ütopyası muamelesi yapıldı. Öcalan üst üste sorunun Türkiye içinde çözümü mesajı verdi. BDP’li siyasetçiler “Helal olsun Hakan Fidan’a” diyor, Avrupa’daki KCK yöneticileri, şahin bilinen Kürt siyasetçiler “bölgesinde güçlü Türkiye” den bahsediyor. Kürt siyaseti devletin engellemelerine rağmen ağır aksak parlamenter demokrasi içinde güçlendi. Meclis’te neredeyse Türk milliyetçileri kadar sandalye sahibi oldu. Artık PKK’nın siyasi gücü askerî gücünün önüne geçti. PKK’nın anadilde eğitim için karakol basmayı Kürtlere bile anlatması zorlaştı.

Dördüncüsü;
birlikte yaşama iradesi. Türkler ve Kürtler bu 30 yıllık çatışma döneminde birlikte yaşamaktan vazgeçmediler. 90’ların başında binlerce Kürt köyü yakıldı, yüzbinlerce Kürt evsiz kaldı. Ama ilginç bir şey oldu köyleri yakılan Kürtler batıya yani Türklerin yanına göç ettiler. Bütün bu kanlı süreç hâlâ daha Kürtler ve Türklerin birlikte yaşama alışkanlığını bozmuş değil. Bugün dünyanın en kalabalık Kürt şehri o yüzden İstanbul. Türkiye ekonomisi son 10 yılda çok büyüdü. Sadece Türkler değil Kürtler de zenginleşti, silah ve çatışmalar bu yeni orta sınıf Kürtlerin refahını daha fazla tehdit ediyor. Kürtlerin artık daha fazla kaybedecek şeyi var. O yüzden Kürtler BDP’ye oy verip, PKK’lı cenazelerine katılıyor ama Devrimci Halk Savaşı’na katılmıyor.

Beşincisi; AK Parti ve Erdoğan faktörü. AK Parti 2002 seçimlerinden itibaren sadece Türklerin değil Kürtlerin de iki kişisinden birinin oyunu almayı başardı.
Muhafazakâr Türkler Erdoğan’a ve AK Parti’ye güvendikleri için PKK ile görüşülmesine ve Kürtler için atılan adımlara destek verdi. Erdoğan Öcalan’la görüşüldüğünü söyleyerek seçime girip yüzde 50 oy aldı. Geri kalan yüzde 50 de bu meseleyi ancak onun çözeceğini düşünüyor. Türkler, olan bitene en fazla sessiz kalarak, Erdoğan’a “biz bakmıyoruz ne yaparsan yap şu meseleyi çöz” diye vekâletname verdi.

Altıncısı en önemlisi: Ortadoğu’da soğuk savaş 20 yıl gecikmeli olarak bitti.
Silahın gücü yerini Facebook’un gücüne bıraktı. Müslüman Kardeşler demokrasi istemeye, Hamas değişmeye başladı. Türk Hizbullah’ı bile partileşiyor. Bu Ortadoğu’da artık ovada Kürt sorununa, dağda gerilla ordusuna yer yok. PKK’nın önünde iki seçenek vardı: Ya yıkılmakta olan eski Ortadoğu güçleriyle hareket edecekti ya da yeni Ortadoğu ile. PKK uzun süre eski Ortadoğu ile dans etti. Ama son süreçte Öcalan’ın talimatı ve Esed’in güç kaybetmesiyle pozisyon değiştirmeye başladı bu da Türkiye’deki barış sürecini hızlandırdı.

Yedincisi; daha da önemlisi. AK Parti, Ortadoğu’daki değişim cephesinde yer aldı.
Böyle olunca da Mübarek’e, Kaddafi’ye, Esed’e halkların taleplerini dinle derken kendi Kürt sorununu çözmemiş olması en basit tabirle ayıp olurdu.

Ve sekizincisi; tarihin bu aşamasında Kürtler ve Türkler bölgedeki temel meselelerde yan yana düştüler. AK Parti daha birkaç yıl öncesine kadar Türkiye’de aşiret reisi denerek aşağılanan Barzani ile çok güçlü ilişkiler kurdu. Maliki Barzani ile savaşsa neredeyse Türkiye ve PKK aynı cephede savaşacak. 100 yıl sonra Kürtler ve Türkler yeniden müttefik oldular. Ama bir farkla bu kez Kürtler kendi adları ve kimlikleriyle Türklerin yanında duruyorlar.

İşte Öcalan ve hükümet bu perspektifle Türkiye’nin toprak bütünlüğü çerçevesinde sorunu demokratik adımlarla ve siyasetle çözme konusunda ortak bir fikre vardılar. O yüzden onca badireden sonra dönüp dolaşıp çözüm masasına oturuluyor. Bitmiş uzatmaları oynanan bir savaş, kafalarda çözülmüş bir sorun bu artık.

Barışın temelleri o yüzden sağlam. Bugün olmadı, yarın, olmadı bir ay sonra yeniden. Ne yaparsın, Zeitgeist (Zamanın ruhu) böyle istiyor. Bu kez o üç harflilerin işleri çok zor...

  • Yorumlar 2
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89