• BIST 83.048
  • Altın 146,881
  • Dolar 3,7605
  • Euro 4,0391
  • İstanbul 5 °C
  • Diyarbakır -6 °C
  • Ankara -11 °C
  • İzmir 5 °C
  • Berlin -2 °C

Boykot biterken

Yasemin Çongar

Son anda kötü bir sürpriz olmazsa, BDP’nin bugün Diyarbakır’da yapılacak Meclis Grubu toplantısından, 1 ekimde parlamentoya gitme kararı çıkacak. Bu karar, 12 hazirandan sonra yaşanan kopuş ve çatışma sürecinin aksi yönünde, siyasete doğru atılmış bir adım olacaktır.

BDP’li vekiller, Meclis’e gelir, yemin eder ve günlük çalışmaya parlamenter siyasetin hakkını veren bir enerji ve ciddiyetle katılım göstermeye başlarlarsa, bu çatı altındaki varlıkları “sembolik” olmanın ötesine geçer, normalleşmeye katkı yapar ve Kürt meselesinde siyasi çözümün ana kulvarlarından birini oluşturur.

Zira önümüzdeki hafta siftah yapacak olan Meclis’in, bu dönemdeki en önemli görevi, Türkiye’nin ilk sivil anayasasını yapmak… Bu anayasanın, seksen sekiz yıllık cumhuriyeti gerçekten “değiştirmeye” başlaması için ise, öncelikle “eşit vatandaşlık güvencesi” getirmesi gerekiyor.

Meclis, gerek vatandaşlık tanımını “Türklük” vurgusundan kurtararak, gerekse “anadilde eğitim” gibi temel bir hakkın önündeki anayasal engeli kaldırmak yoluyla, bu cumhuriyetin en büyük hastalığının tedavi sürecini başlatabilir; Kürt meselesinin tek nedeni olmasa da, bence hâlâ temel nedeni olan “eşitsizlik” sorununu aşma yönünde tarihî bir adım atabilir.

Bağımsız vekillerin temsil ettiği milliyetçi Kürt siyasetinin bu sürecin parçası olması, bu tarihî fırsatın kullanılması yönünde katkı yapması çok önemli. BDP eğer buna niyet eder ve gereği gibi çaba gösterirse, karşısına çıkarılan “haksız” seçim barajına rağmen, tabandaki gücünü yüzde 6,5 gibi “hakkaniyetli” bir temsil oranıyla yansıtabildiği mevcut Meclis aritmetiği içinde, bu kritik anayasa sürecinde figüran değil, anahtar rol oynayacaktır.

Hâl böyleyken, Kürt milliyetçi siyaseti, ardındaki niyet ne olursa olsun, sonucu BDP’yi siyaset denkleminin etkisiz elemanına dönüştürmek olan “boykot” uygulamasından vazgeçmekte zorlanıyor. KCK’nın Meclis’e gitmeyi, “düşmana hizmet ve Kürtlere ihanet” diye damgalayan gayet tehditkâr üsluptaki muhtırasını alan çeşitli “sivil toplum kuruluşlarının,” son iki hafta içinde BDP’li vekillere hitaben, “Boykot sürmeli” şeklinde birbiri ardına çağrılar yaptığına tanık olduk. KCK Yürütme Kurulu Başkanı Murat Karayılan’ın, BDP’lilerin Meclis’e gitmesine “yeşil ışık” yakan açıklaması ise, söz konusu muhtıra ve yerel düzeyde tetiklediği onlarca çağrı düşünüldüğünde ya bir geri adımdı ya da örgütün lider kadrosu içindeki görüş “çeşitliliğini” ele veren bir müdahale.

Kandil’le PKK’nın nüfuz sahibi olduğu taban arasında böyle bir “yönlendirme” süreci yaşanırken, ilginçtir, dün BDP’nin Meclis boykotuna ilişkin yazı yazan meslektaşlarımız arasında boykotun bitmesinden yana fikir açıklayanların çoğu da, bunu “ama”sız yapamamışlardı…

Aralarında BDP’nin Meclis’e dönüp dönmeyeceğini, dönerse etkin bir rol oynayıp oynayamayacağını, otuz altı vekilin, partinin ve hatta örgütün iradesinden bağımsız faktörlere bağlayanlar vardı. Bazıları boykotta da, dönüşte de “ana etken” olarak AKP’yi görüyordu; “BDP’nin dönüşünün anahtarını Başbakan’ın elinde tuttuğunu” yazan Cengiz Çandar, mesela, BDP ile birlikte hareket eden bağımsız vekillerden KADEP Genel Başkanı Şerafettin Elçi’nin Erdoğan’ın kendileriyle diyalog kanalını kapatmasıyla ilgili haklı serzenişinin yanı sıra, Karayılan’ın Meclis’e dönüşe “yeşil ışık” yakan açıklamasındaki şu sözüne de yer vermişti: “Ancak AKP hükümetinin uygulamaları ve üslûbu Meclis’e gitme ortamını oldukça zorlamaktadır.” Bir başka yazar, sözünü ettiğim “çağrı” metinlerinden de etkilenmiş olacak ki, BDP tabanının, kendi vekillerine “Meclis’e gitmeyin” baskısı yaptığını yazıyordu.

Sonuç itibariyle “Boykot artık bitsin” demeleri, Kürt siyasetçileri nezdinde de itibar sahibi olan bu meslektaşlarımızın “ama”larından daha önemliydi doğrusu... Ben yine de boykotun bitmesi gerektiğini “amasız, belkisiz” söyleyebilen ve Kürt vekillerin Başbakan’ın jestlerinden de, Kandil’in buyruklarından da bağımsız bir sorumluluk duygusuyla hareket etmesi gerektiğini savunan bir “ses” arayarak okudum gazeteleri. Ve o sesin, Kürt siyasetinin en güçlü, en saygın isimlerinden birinden çıktığını gördüm.

Diyarbakır Bağımsız Milletvekili Leyla Zana’nın Radikal ’de Oral Çalışlar’a söylediği şu cümlelerin değeri, arka planda bütün o “ama”lar varken daha da iyi anlaşılıyor:

“Ben ilk grup toplantısında da söyledim, Meclis’e girme hakkını elde etmek için çok bedeller ödendi. O nedenle girip orada mücadele etmeliyiz. Orası AK Parti’nin değil. Milletin. Halk bu seçimde bizi Meclis’e gönderebilmek için ne fedakârlıklara katlandı. Ekmek paralarını kıstılar, arabalarına benzin koyup seçim kampanyasına geldiler. Onlar bizi Meclis’te görmek istiyor.”

Leyla Zana’lı yeni meclisimiz hayırlı olsun.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89