• BIST 89.809
  • Altın 145,306
  • Dolar 3,6167
  • Euro 3,9083
  • İstanbul 8 °C
  • Diyarbakır 4 °C
  • Ankara 5 °C
  • İzmir 11 °C
  • Berlin 8 °C

Bölgenin geleceği Kürt halkının başarısına bağlı

Ömer Ağın

Tarihte kimi günler var ki bir toplumun kaderini belirliyor, varoluşu ya da yok oluşu tayin ediyor. Yaşadığımız günlerin Kürtler için bu anlamı taşıdığını söylemek abartı olmaz. Her şeyin iç içe geçtiği bir süreçten geçiyoruz. Rojava Kürtleri geleceklerini belirleyen bir süreçten geçiyor. Başka bir tanımla Kürtler Rojava’da hem tarih yazıyor, hem de Rojava’da çağdaş bir Kürdistan’ın tarihi ortaya çıkıyor. Hewler’de Kürtler, tarihlerinin en önemli adımı olan ulusal kongreyi toplamaya çalışıyorlar. Tüm Kürtlerin kalbi bir demirci körüğü gibi inip kalkıyor. Herkes tedirgin, herkes umutlu... Rojava’da başarı kazanılmadan Güney Kürdistan’da toplanan Kürt kongresinin, Kürtlerin gerçek özgürlüğüne gerekli olan katkıyı yapamayacağı görülüyor. Güney kongresi, özgür ve demokratik bir Kürt geleceği için gerekli olan koşulları yol haritası haline getireceği gibi, Kürtleri dış güçlerin entrikalarıyla baş etmeleri için de uyanık olmaya çağıracaktır. En önemlisi, Kürtlerin Ortadoğu halkları için demokratik bir model oluşturmalarının önünü açacaktır.

Rojava devrimi yol almadıkça, güney kongresi sağlıklı bir şekilde toplanmadıkça, Kürt sorununun barışçı demokratik çözüm yönteminin yeni bir sarmala yükselmesi zor olacaktır. Bölgenin demokratik kaderi Kürt halkının başarısına bağlanmış durumdadır. Diyalektiğin pratikte kendini bu kadar somut şekilde gösterdiğine tanık olmadık. Hewlêr’de gerçekleştirilecek olan Kürt Ulusal Kongresi sadece Kürtlerin geleceğini değil Ortadoğu halklarının kardeşçe, birlikte yaşamalarının temellerini de kuracaktır.

Neden mi? Kürtlerin birbirleriyle barışık hale gelmeleri, iç huzursuzluklarını çözmeleri, farklılıklarını demokratik anlayışlarla kabul etmeleri hem kendi içlerindeki marazları çözecek, hem de Ortadoğu’yu birbirine düşüren mevcut zemini (böl yönet) ortadan kaldıracaktır. Ulusal Kongre, Kürdistan’da politik, toplumsal ve dini temsilcilerin yaratacağı değer sayesinde halklara yeni bir perspektif sunabilir. Bu çalışma yeni bir demokratik yönetim biçimi ortaya çıkarabilir. Böylece hem üretici güçlerin gelişimine katkı yapılabilir, hem de baskıcı, militarist, ırkçı devletlerin saldırgan gücü sınırlanabilir.

Devlet ve AKP hükümeti bu gelişmeleri yakından izliyor ve tedirginliği artıyor. Tayyip Erdoğan’ın bütün zorlamalara ve dünyadaki değişikliklere rağmen demokratikleşme yolunda ciddi adımları atmaması bundan kaynaklanıyor. Kürt halkının bunca yıllık mücadelesi karşısında AKP hükümetinin oyalayıcı tutumlar takınması boşuna değildir. İşine geldiği zaman başımıza “demokrat” kesiliyor, mangalda kül bırakmıyor, işine geldiği zaman da darbe anayasasına ve yasalarına dört elle sarılıyor. Tayyip Erdoğan’ın ve AKP hükümetinin darbe yasalarına karşı tavır almalarını beklemek, sorunları demokratik yoldan pürüzsüz çözmelerini istemek biraz saflık olur. Herkes bilmelidir ki, bu konumlara Kürt halkının mücadelesi sayesinde gelindi. Demokratik barışçı çözüm yöntemi başta Kürt halkı olmak üzere demokratların katkısıyla yol alacaktır. Unutmayalım, Tayyip Erdoğan da bir darbe sonucu tarih sahnesine çıkmıştır. 28 Şubat darbesi “milli görüşçü” Necmettin Erbakan’ı tasfiye edip, onun yerine “batı taklitçisi”, “liberal” Tayyip Erdoğan’ı getirmiştir. Erdoğan’a başta ABD olmak üzere AB’nin destek vermesi boşuna olmamıştır. O süreci bilenler iyi anımsar. Tayyip Erdoğan’ın sayısız kez ABD’ye yaptığı ziyaret sonucu bu uzlaşmanın sağlandığını biliyoruz. Tayyip Bey, bu konudaki tüm yeteneklerini sergiledi, Kissinger’i aratmayan bir “mekik politikasını” uyguladı. AKP Hükümeti’nin bugün seçim ve siyasi partiler yasasını değiştirmek istememesi bir tesadüf değildir. Kendisini de var eden cuntacı müdahalelerden halen yarar beklediği için çözüm doğrultusunda önemli adımlar atmıyor ve antidemokratik yasaları değiştirmiyor. Bugün de Batı ve AKP hükümetinin Serêkaniyê’de Kürtlere karşı birlikte hareket etmelerini sağlayan mantığı o günlerde oluşan kutsal ittifakta aramak gerekir. Yoksa ABD, ne El Kaide ve onun maşası olan El Nusra’yı seviyor, ne de AKP İslami değerleri bu çete örgütleriyle “tanıyor”.

Teminatımız Kürt Özgürlük Hareketi öncülüğünde mücadele eden Kürt halkının elde ettiği kazanımlardadır. Kürt halkı, hiçbir ikircime mahal vermeyecek şekilde AKP’den ve onun hükümetinden çözüm için ciddi adım atmasını beklemek yerine, kendi mücadelesiyle yol almasının gerekliliğini biliyor. Bu nedenledir ki Sayın Öcalan, “Benim konumumu stratejik olarak görmek gerekir” diyor.

Kürtler kendilerini yönetmek ve bir statüye kavuşmak için her şeylerini ortaya koymuşlardır. Koşullar, Kürtleri Türkiye demokrasi güçlerinin ana dayanağı haline getirmiştir. Güneyde ise her geçen gün Kürtlerin demokratik kazanımları ve demokratik yapılar oluşup güçlenmeye doğru gidiyor. Rojava cephesi, Kürtlerin sıcak politikasının odağı olmuştur. AKP Hükümeti de unutmamalıdır; Kürtlerin direnişinin kırıldığı gün “ulusalcı” güçler Tayyip Erdoğan’ın da boğazını sıkacaktır. Oturup kalksınlar Kürtlerin başarısına dua etsinler. Onların geleceği de Kürt halkının kazanacağı demokratik düzendedir.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89