• BIST 106.390
  • Altın 141,861
  • Dolar 3,5353
  • Euro 4,1152
  • İstanbul 27 °C
  • Diyarbakır 36 °C
  • Ankara 26 °C
  • İzmir 28 °C
  • Berlin 20 °C

Birisi kabile şefliği mi dedi?

Hilal Kaplan

Hakkı Devrim'in katıldığı bir televizyon programında Hz. Muhammed'i (s.a.v.) "kabile şefi" olarak nitelendirmesi büyük tepkiye yol açtı.

Kabile, en yalın anlamıyla, aynı soya mensup aileler topluluğu olarak nitelendirilebilir. "Boy" kelimesiyle de karşılanabilecek bu kavramın günümüzdeki en yakın temsilini aşiretler oluşturur. Bu toplumsal birimin en belirleyici özelliği aynı "ata"dan gelmek olduğundan oluşturulan birliği bağlayan nihai yasa da akrabalık ahlâkıdır. Kişi, akrabası her ne yapmış olursa olsun önce akrabasına karşı sorumludur; onu korumak ve kollamakla mükelleftir. Kan davası denen cinayetin nesilden nesile aktarılması ve kişinin ister haklı ister haksız sebeplerle olsun kendi soyundan olanın kanını dökenin akrabasını öldürmek suretiyle adaleti tesis edeceği anlayışı bu ilkel hukukun tezahürlerinden yalnızca birisidir.

Kur'an-ı Kerîm'de "kabile" sözcüğü yalnızca bir ayette çoğul haliyle (kabâil) geçer:

"Ey insanlar! Şüphe yok ki, biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizi tanımanız için sizi boylara ve kabilelere ayırdık. Allah katında en değerli olanınız, O'na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, hakkıyla haberdar olandır." (Hucurât, 13)

Ayetten de anlaşılacağı gibi İslâm'da akrabalık veya kan bağının kişiyi üstün kıldığına, ona iltimas hakkı tanıdğına dair hiçbir emare yoktur. Bilakis, farklı cinsiyet veya soya sahip olmak birbirini tanımak için Allah'ın insanlar için takdir ettiği özellikler olduğundan, bu hususiyetlere olduğundan fazla anlam yüklenmesi gayri İslâmîdir. Zira Allah katında en değerli olan, O'na karşı gelmekten en çok sakınandan başkası değildir. Bu bağlamda İslâm, kişinin soyu gibi yaratılıştan kaynaklanan özelliklerini bilmesini normal karşılasa da kabile asabiyetine dayalı üstünlük iddialarını reddeden bir dindir.

Gelelim Hakkı Devrim'in "kabile şefi" diye nitelendirdiği Hz. Muhammed'in (s.a.v.) Medine'de kurduğu siyasî yapıya... Hz. Peygamber (s.a.v.), Medine'ye hicret ettikten çok kısa bir süre sonra "Medine Vesikası" diye bilinen ve literatürde "Medine Anayasası" diye anılan sözleşme metnini yazdırmış ve farklı kabile, etnisite ve dinlere mensup Medine halkının bir arada yaşama koşulları belirlenmiştir. Bazı kaynaklarca tarihteki yazılı ilk anayasa olarak kabul edilen bu metnin oluşturulmasına Medine'nin tüm önde gelenleriyle istişare edilerek varılmıştır. Aksi takdirde nüfusca en düşük sayıda bulunan Müslümanların Yahudilere ve müşrik Araplara böylesi bir sözleşmeyi zorla kabul ettirdiklerini düşünmek akla yatkın değildir. İster modern öncesi ister modern dönemdeki tanımı olsun, şeflik kendisinden başka hiçbir hakimiyet makamı tanımayan kişi anlamına geldiğinden, "şefliğin" söylem ve uygulamalarıyla istişarenin önemine dikkat çeken Hz. Peygamber'den (s.a.v.) ziyade kendisini bu kelimeyle tanımlayanlara daha çok yaraştığını düşünüyorum.

Medine sınırları içindeki Müslümanların nüfusca en düşük topluluk olduğunu bilme sebebimizse Hz. Peygamber'in (s.a.v.) bu sözleşmeyi oluşturmadan önce yine belki de tarihte ilk defa Medine'de kadın ve çocukların da dahil edildiği bir nüfus sayımı yaptırmış olmasıdır. Bu sözleşmeyle Medine'de hayatını sürdüren her topluluğun hakları garanti altına alınmıştır.

Ancak Hz. Peygamber (s.a.v.), toplumun kabilelerden müteşekkil yapısını, şimdilerde "jakoben" diye tabir edilen biçimde yukarıdan aşağıya zoraki bir müdahaleyle alt üst etmemiştir. Mesela, kabile isimleri sözleşme metninde tek tek yer alır. Ancak kabile ahlâkının soya dayalı yoz yasaları büyük ölçüde bertaraf edilmiştir. Örneğin,

Takvâ sahibi mü'minler, kendi aralarında mütecâvize ve haksız bir fiil îkaını tasarlayan yahut bir cürüm yahut bir hakka tecavüz veyahut da mü'minler arasında bir karışıklık çıkarma kasdını taşıyan kimseye karşı olacaklar ve bu kimse onlardan birinin evlâdı bile olsa, hepsinin elleri onun aleyhine kalkacaktır.

"Evlâdı bile olsa" ifadesinden anlaşılacağı üzere zulüm işleyen kişiye karşı kan bağından kaynaklanan sahip çıkma alışkanlığını ortadan kaldıran ve adaleti kan, etnisite veya akrabalık üzerinden değil, "zalim-mazlum" ayrımı üzerinden tesis etmeyi zorunlu kılan bir anlayış getirilmiştir. "Hiçbir kimse müttefikine karşı bir cürüm îka edemez: Muhakkak ki zulmedilene yardım edilecektir" maddesi de her kim olursa olsun, mazlumun yanında yer almanın esas olduğunu gösterir niteliktedir.

Bu anlayış suçu, onu işleyen bireyden bağımsız olarak o bireyin mensubu olduğu tüm kabileyi zan altında bırakan kabile zihniyetinden de oldukça farklıdır. Zira böylelikle suç, tam anlamıyla bireye ait kılınıyor ve suçu işleyen birey kim olursa olsun, kabilesinin ona sahip çıkmasının önüne geçilmiştir. Bu adil zihniyet sayesinde örneğin yüz yılı aşkın süredir Evs ve Hazreç kabileleri arasında süren savaşa da noktayı koymak mümkün olmuştur.

Medine Sözleşmesi, farklı dinlerin inananlarından müteşekkil Medine Ümmeti arasında tam bir din özgürlüğü ortamı inşa etme çabasını gütmektedir. "Yahudilerin dinleri kendilerine, mü'minlerin dinleri kendilerinedir. Buna gerek mevlaları ve gerekse kendileri dahildirler" maddesi bunun örneklerinden birisidir. Hicretten önceki Mekke döneminde inen "Senin dinin sana, benim dinim bana" ayeti de bu anlayışın temellerinden birisini oluşturur.

Örnekleri çoğaltmak mümkün fakat yerimiz kısıtlı. Ancak son tahlilde, hukukun esasını ve bir arada yaşama koşullarını "asil kan"a sahip olduğunu düşünen kabile mensuplarının zihniyetinden ayrıştırarak adalet zeminine çeken, kabileler üstü bir anlayışı inşa etmeye gayret eden Hz. Peygamber'in (s.a.v.) "kabile şefi" olarak anılmasının ne kadar yersiz ve mesnetsiz olduğu aşikârdır.

Not: Medine Vesikası'ndan alıntılar için Hamîdullah'ın "İslâm Peygamberi" kitabından istifade edilmiştir.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89