• BIST 106.843
  • Altın 142,689
  • Dolar 3,5367
  • Euro 4,1209
  • İstanbul 30 °C
  • Diyarbakır 39 °C
  • Ankara 28 °C
  • İzmir 33 °C
  • Berlin 19 °C

Birileri Düğmeye Bastı!

Ersin Tek

Ne oluyor? Türkiye nereye gidiyor?

Böyle kargaşalı, bulanık zamanlarda, ilk sorulan sorular bunlardır herhalde. Ülkede büyük bir gerginlik var, son bir iki gün içinde daha çok tırmandırılan. Tehlikeli bir gidişat. Linç etme teşebbüsleri, polis arabalarının, işyerlerinin, parti binasının ateşe verilmesi, patlamalardan, öldürmelere varan bir dizi öfke ve taşkınlık halini seyrediyoruz.

Provokasyon olsun, aşırı tarafgirlik olsun, kendilerince duyarlılık olsun, bu olanlar, tek kelimeyle iktidar ve güç dengesini sağlama savaşı.

Sürüleşme ve ahmaklık belki. Eskinin fotokopisi, devamı…

Yıllar önce, bu ülke, aynı eller tarafından yine şimdiki olayların benzeri olaylarla, provokasyonlarla hırpalanırken, dönemin Başbakanı Bülent Ecevit kameraların karşısında: ‘‘…birileri düğmeye bastı!’’ demişti.

Kimlerdi düğmeye basan? Nasıl kurgulanmış bir düğmeydi bu, ülkeyi birden altüst edecek?

Ecevit’in bu sözleri, çok acı ve çarpıcı bir gerçekti. Trajik bir itiraftı aslında. Bu ülkede, güçlü devlet, halkın seçtiği iktidar, başbakan, millet, egemenlik halkın, kardeşlik vs. laflar hepsi palavra, yalan, aldatmaca imiş meğer. İplerin kendi elinde olmadığını, hatta kendi ipinin de başkalarının elinde olduğunu söylemek istiyordu, başbakan.

Yüzüne kitap fırlatılması, sonradan iktidardan uzaklaştırılması ve en son da şaibeli ölümü, hepsi bir araya gelince bu acı gerçek daha net görülüyordu.

Yani, gerçek olan tek şey; ipler(yönetim, güç, inisiyatif, sürüler…) karanlık güçlerin elinde idi hep. Eskiden beri böyle gelmişti çünkü ve böyle…

Şimdi de aynı tablo. Birileri düğmeye bastı. Bu iktidarın da ipi çekilecek gibi. Bu memleketin hali hiç değişmez mi?

O günler de, tam olarak bilmiyorduk bu karanlık ellerin kim olduğunu. Ama şimdi öyle değil. Yeni yeni öğreniyoruz, ama...

Açık ve net ifade edeyim ki, ey okuyucu/lar, sizden kalkıp ülke yönetimini, iradeyi elinize almanızı beklemiyorum. Ve zaten buna umudum da yok. Hiçbir şekilde kendinizi yormanızı, rahatınızı bozmanızı da talep etmiyorum. Size karşı herhangi bir kırgınlıkta beslemiyorum, bilesiniz. Sadece kendi gördüklerimi, bildiklerimi ve hissettiklerimi paylaşıyorum sizinle.

Ne oldu şimdiye dek ve ne olacak? Bunun cevabını sorguluyoruz, az çok.

Yine silahlar konuşacak, sözün bittiği yerde, kanın döküldüğü bu ülkede. Başı ve sonu belirsiz bir nefret, yüreklere ve şehirlere kök salacak, öç alma duygusu, yeni ölümlere neden olacak. Yeni ölümler başka ölümlere sebep olacak. Bu, böyle devam edip gidecek. Ve benim de, sizin de bundan payımız olacak tabi.

Kısa bir zaman içinde önemli adımlar atılacak. Karanlık eller, birilerini birleştirecek ve bunun üzerinden de birilerinin hayatını bitirecekler. Bundan sonra sadece, öfke ve eski ezberler konuşacak ve yeniden hayatlar ortaya konulacak.

Klişeler, yalanlar, kutsallar, ezilmişlik ve sanal korkular üzerinden sürülere ulaşılacak ve böylece çoğalan bilinçsiz, öfkeli sürüler, tuzağa düşürülecek, birileri öne sürülerek öldürülecek ve öldürmeye zorlanacak…

Düşünün! Bugün öne sürülen, bu karışıklığı çıkaran gençler, dün benzer olaylar yaşanırken daha çocuktu. Ne oldu? Büyüdüler, hepsi birer vatansever, birer kahraman, birer ideoloji sahibi olup; bu eski filmi, eskilerin bıraktığı yerden, aynı şekilde sürdürmeye çalışıyorlar. Hem de daha acımasızca.

Ne değişti şimdi?

Ekonomik kaynakların denetimini elinde bulundurmak, gizli ve yasadışı amaçlarına ulaşmak için maddi avantajları yüksek, güçlü, söz geçiren, üyesi zengin olan örgütlerle çalışırlar, çalışacaklar, karanlık güçler. Bu ilişkinin adı kimi zaman vatanseverlik, kimi zaman kahramanlık, kimi zaman milliyetçilik, kimi zaman demokrasi için olacak...

Ama, aslında bunu adı ‘iktidarın nimetlerinden faydalanmak’tır sadece.

Susmak istiyorum. Ne diyeceğinizi düşünüyorum, merak ediyorum. Çünkü bundan sonrası hayat-memat meselesi…

Aslında bu karanlık ellerin yapacağı her şeyi önceden biliyoruz, değil mi? Çünkü bunların kafası yapısı hep aynı, yöntemleri de aynı. Değişen bir şey yok gibi. Bu yüzden, bunların ne yapacağını kestirmek için, o kadar da derin düşünmeye gerek yok.

Neden bu tür ilişkiler meydana gelir?

Çıkar çatışması. Asıl mesele, üretim araçlarını ve basın yayın organlarını elinde bulunduranların, gündemi “kendi anlayışlarına ve zihniyetlerine” göre yönlendirmek istemeleri.

Devletin kilit kademelerinde bulunanların, geldikleri yapıları ve zihniyetlerini bir araştırın. Bunların geldikleri yerlerin ve zihniyetlerinin hep aynı olduğunu göreceksiniz. Bütün bunlar tesadüf olamaz herhalde?

Ne yapmalı, nasıl yapmalı?

Şimdiye dek anlatmaya çalıştığım; fakat bir türlü anlatamadığım... Bu ülkenin, bu insanların bu kirli, şiddet sarmalından ve kendi içindeki çelişki ininden çıkması gerek. Bütün inlerden çıkmak ve insanlarla, özellikle katillerle hesaplaşmak…

Ama benim gördüğüm ve beni umutsuzluğa iten şey; burada sevginin ve sağduyunun dili sökmüyor artık. Kaba kuvvetin, acımasız, orman kanunlarının hâkim olduğu yerde, öfkenin, silahların gölgesinde insanlık şarkıları öyle kolay okunmuyor, hürriyet kasideleri döşenmiyor.

Bütün bunları görüp de, oturanlara, düşünemeyenlere isyan ediyorum; bir de bunlarrın adalet, hak, eşitlik, demokrasi lafları etmesi yok mu? Çok iğrenç ve samimiyetsiz…

Zamanın başlangıcından beri bir savaş sürmekte. Dünyada yaşamın oluştuğu ilk günlerden beri yaşanan savaş, artık kontrolden çıkmış durumda.

Gezegenimizin her yerinde, katillerin saklanacakları yerler çoğalmış. Dünyanın içinde kurulan sistemlerin çeşitli dokuları, bunların görülmeden görmesi için de sayısız fırsat sağlıyor. Doğa kanunlarının varlığı, bu durumları çok iyi izah ediyor. Kurallara göre hazırlıksız yakalanmak ve kurnazlık, yaşam ile ölüm arasındaki farkı belirleyen stratejilerdir.

Artık siz düşünün, bu gizli ve karanlık eller tarafından nasıl göründüğünüzü, nasıl bir av olduğunuzu ve de avlandığınızı…!

Galiba yeryüzü cehennemindeyiz artık. Bu cehennem, herkese gizli; çünkü herkes sadece kendi yeryüzü cehennemini yaşıyor, başkasına söyleme hakkından yoksun olarak. Hayat sadece, seçeneklerin bol olduğu bir imtihan süreci... Doğru cevapları yaşayanlar yeryüzü cennetini yaşarlar, yaşatırlar, hakiki cennete hazırlık olması babında. Yanlış cevaplar verenler ise yeryüzü cehennemine düşerler.

Şu an biz, yanlış cevabı yaşıyor olmayalım?

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89