• BIST 107.700
  • Altın 144,091
  • Dolar 3,5280
  • Euro 4,1445
  • İstanbul 24 °C
  • Diyarbakır 38 °C
  • Ankara 23 °C
  • İzmir 28 °C
  • Berlin 23 °C

Biraz da barış için endişelenelim lütfen

Kurtuluş Tayiz

PKK/Kürt sorununu çözmek için başlayan yeni süreç haklı/haksız bazı itirazları da beraberinde getirdi. Abdullah Öcalan ve hükümetin kontrolünde yürütülen görüşmelerde toplumun genel çıkarlarının gözardı edileceği endişesini taşıyanların sayısı hiç de az değil. İtirazların başında ise “demokrasinin barışa kurban edileceği” kaygısı bulunuyor.

Büyük toplumsal sorunları sınırlı sayıda insanla çözmeye kalkışmak elbette bazı rahatsızlıkları doğurur. Barış sürecinde bu türden kaygılar kaçınılmaz olarak gündemde yerini buluyor; bunları ne yok saymak ne de bastırmaya çalışmak çare olabilir.

Siyasal iktidarın barış sürecini yürütürken bu hassasiyetleri dikkate alması gerekiyor. Bazı itirazların doğruluğu tartışma götürse bile hükümet bu itirazları ciddiye almak ve gerçekçi çözümler üretmek zorunda. Bu beklentinin haksız olduğu düşünülebilir, büyük sorunları çözmeye soyunan iktidar, toplumdaki bazı çevrelerin kaprislerini dikkate almayı haksız ve gereksiz bulabilir; fakat yürüyen barış sürecinden netice almak için kanımca iktidarın bu kaprisleri sineye çekmekten başka çaresi de yok.

Tabii bu yanlış anlaşılmasın; iktidarın bu çevrelerin hassasiyetlerine tümüyle teslim olması ve boyun eğmesi gerektiğini söylemiyorum. Sadece bunları dikkatlice değerlendirmek zorunda olduklarını hatırlatıyorum.

Bir süredir aynı çevreler, demokrasimizin barış sürecine feda edileceğinden endişe ediyor.

Öcalan ile hükümet arasında “al gülüm ver gülüm” şeklinde bir barış sürecinin yürütüldüğü ve toplumun genel çıkarlarının gözardı edildiği savunuluyor. Hızla taraftar bulan bu görüşe göre Erdoğan başkan, Öcalan özgür olacak bu sürecin sonunda. Arada da demokrasi elden gidecek.

Mantıklı cümlelerin ikna edici bir yanı var; ama çoğu zaman hayatın gerçekleriyle uyuşmazlar. Benim fikrim barış sürecinin gidişatını ne Öcalan’ın kişisel beklentilerinin ne de Erdoğan’ın kariyer hesaplarının belirlediği yönünde; barış sürecini toplumun demokratik dinamikleri belirliyor, yönlendiriyor. Yani söylenenin aksine doğrultu demokratikleşme olmasaydı zaten ortada bu barış süreci de olmazdı.

Ben tarihin keyfî anlaşmalarla yapılabildiğine pek inanmıyorum. Birkaç yüzyıl önce hayat belki buna biraz imkân sunuyordu, ama günümüz dünyasında siyasi hayatı pek çok faktör belirliyor. PKK ve Kürt sorunu iki kişinin halledebileceği kadar kolay bir mesele olsaydı, bugüne kadar onlarca kez böyle bir anlaşmayla çözülürdü.

Eksiksiz demokrasinin PKK/Kürt sorununda barışın sağlanmasıyla yerleşebileceğine inanıyorum. Zaten savaş koşullarında demokrasimizin kaç ayar olduğunu az çok biliyoruz, o kadar çabuk unutmadık. Kanlı ve kirli geçmişimizin tek bir kelimeyle açıklaması yapılacak olsa, bunu “savaş”ın dışında başka bir sözcükle açıklayamayız.

Tam ve eksiksiz demokrasi ancak barışla gelebilir ülkemize.
Barış sürecini yarıda kesip demokrasimizi kurtaramayız. PKK/Kürt meselesinin sulh yoluyla halledilmesi Cumhuriyet’in en büyük demokratikleşme projesi olacaktır.

Bu sürece ilişkin eleştiri ve kaygıları gözardı etmiyorum ama savaş lobilerinin ya da bazı iktidar odaklarının sürekli “endişe” üreterek bu sürece ilişkin kuşku ve şüphe uyandırmaya çalıştıkları da ortada. Unutmayalım ki bugüne kadar bütün barış denemeleri savaş kışkırtıcısı çevrelerin girişimleriyle boşa çıkarıldı. Son 30 yılımızı (düşük yoğunluklu da olsa) savaş hâlinde geçirdiğimiz hatırlanırsa, bence barış için endişelenmenin tam zamanı.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89