• BIST 97.930
  • Altın 144,040
  • Dolar 3,5642
  • Euro 3,9945
  • İstanbul 21 °C
  • Diyarbakır 25 °C
  • Ankara 22 °C
  • İzmir 24 °C
  • Berlin 15 °C

Bırakınız geçsinler!

Yıldıray Oğur

El Yermük, Suriye’nin en eski ikinci futbol takımı. 1926’da Halep’te kurulmuş. Suriye resmî futbol liginin kurulduğu 1966’ya kadar sayısız şampiyonluğu, kupası var. Şimdi ikinci ligde. Kulübün ilk adı Homenetmen Aleppo. Homenetmen, adından anlaşılacağı üzere 1918 yılında İstanbul’da Ermeniler tarafından kurulmuş bir Ermeni spor birliği. Suriye’ye futbolu getiren Ermenilerin nereden geldiğini herhalde söylemeye gerek yok. 1915’te tehcir sırasında şimdi adını savaş haberlerinde duyduğumuz Der Zor çöllerinden kurtulan Ermeniler kurmuş kulübü. Suriye’den geçen dört büyük nehirden biri olan Yermük adını, okullardaki tarih kitaplarında Halid bin Velîd’in Heraklius’u yendiği savaştan sonra bu aralar haberlerde ve Twitter’da sık sık duyuyoruz. 2014 yılında insanların açlıktan öldüğü bir kampın adı Yermük. 50 yıldır Filistinli mültecilerin yaşadığı kamp 190 gündür Esad rejiminin ablukası altında. Kamptaki 100 bine yakın insandan henüz göç edemeyenlerin açlıktan ölüm haberleri geliyor haftalardır. Sayı 50’ye çıktı. Bir de kediler ve köpekleri yemenin de caiz olduğunu söylemek zorunda kalan fetvalar!..

Ve o Yermük’te çocuklar, kadınlar açlıktan ölürken, Türkiye’de savcılar, polisler, jandarmalar yardım TIR'larını kovalamaya başladı. Birdenbire, 3 yıldır geçen TIR'ları, basını da çağırıp durdurup dünyaya Türkiye’den kötü pozlar vermeye çalışan savcılar, polisler, Jandarmalar. O kamplara ulaşabilen tek Türkiyeli örgüt olan İHH’yı terörist göstermeye çalışan bir gayretkeşlik. Aranan bir ismi çalıştığı İHH merkezinde basıp, sonra bütün basın arzu edilen pozları çektikten sonra serbest bırakan bir karanlık.

Peki, Der Zor çöllerinde bundan 99 yıl önce aynı açlıkla, zalimlikle boğuşan bir halkın evladının anmasında, o topraklarda zalim başka bir diktatörün zulmü altında aynı acıları yaşayan bir halka giden yardım TIR'larını diline dolamayı sevgi, barış mesajı vermek zanneden karanlık nasıl aydınlatılacak?

Velev ki o TIR'larda MİT, Suriye’de tepelerine her gün varil bombaları atılan, yerleşim yerlerini ablukaya alınan uluslararası muhatap olan Suriyeli muhaliflerin resmî Özgür Suriye Ordusu’na ya da çaresiz Bayır Bucak Türkmenlerine silah taşıyor olsun. Bunun nesi gayri hukuki ve nesi gayri vicdani?

Bu TIR'ları tam da Cenevre Konferansı öncesi durdurup kendi ülkelerinin hükümetini uluslararası alanda zor durumda bırakmaya çalışan yetenekli savcılara kötü haber. 2013 Haziran ayında Doha’da aralarında ABD’nin, İngiltere’nin Fransa’nın bulunduğu Suriye’nin Dostları Grubu’ndan 11 ülke muhaliflere silah yardımını artırma kararını sonuç bildirilerine bile yazdılar. İngiltere ve Fransa Dışişleri Bakanları Suriye’de muhaliflere silah göndermek üzere anlaştıklarını bizzat açıkladı. ABD uzun süre muhaliflere, Ürdün, Suudiler üzerinden silah yardımı yaptı. ABD’nin silah TIR'larını belki Mormon tarikatına bağlı savcılar durdurmadığı için duymadık. Katar ve Suudi Arabistan hâlâ ve tıpkı Bosna’da ve Afganistan’da olduğu gibi Batı’nın bilgisi ve onayıyla Suriye’deki muhaliflere silah veriyor. Libya’dan gelen silahları ise Malta hava sahasında Rodos Şövalyelerine, İtalya üzerinde Opus Dei tarikatına bağlı savcılar durdurmadığı için bilmiyor olabiliriz.

Ayrıca Suriyeli muhalifler, terörist değil, Suriye’nin hâlâ yüzde 60’ını kontrolünde bulundurmaktalar ve Suriye Ulusal Koalisyonu da bütün dünyanın kabul ettiği diplomatik bir muhatap. Şam’da da dünyanın önde gelen bütün ülkelerinin gayrimeşru ilan ettiği, elçilerini çektiği bir rejim oturuyor. Buna rağmen o rejime Rusya’nın TIR TIR, uçak uçak silah taşımadığını, İran’ın bölük bölük asker göndermediğini bilmeyen yok. Bunun için ne Ortodoks Kilisesi’nin adamı olan bir savcının, ne de Hüccetiye Tarikatı’na bağlı bir savcının o birlikleri durdurmasına ihtiyaç var. Yani uluslararası alanda kimse Türkiye’ye MİT üzerinden Özgür Suriye Ordusu’na silah gönderiyor diye bir şey demez, diyemez. Muhaliflere silah sözü verip yerine getirmeyen Batılı devletlerin bir şey diyecek yüzü de yok. Anlaşılan savcıların, polislerin TIR güzergahlarından kafalarını kaldırıp uluslararası ilişkilerden anlayan birkaç kişiye danışmaları şart…

Üzgünüm. Bir diktatör kendi halkını jetleriyle bombalarken, yetmiyor şehirlerinin üzerine varil bombaları atarken, dün Telegraph’ın haberini yaptığı gibi petrol kuyularını teslim ettiği, Irak’tan, Suriye’den cezaevlerinden kaçırılmış El Kaidecileri devreye sokarken, 11 bin kişiyi işkenceyle öldürüp, özel Baas arşivi için fotoğraflarken, gözüne sadece TIR kaçıyorsa barış ve sevgiden bahsetmesen daha iyi.

Facebook’tan örgütlenip, Tahrir’e destek gösterileriyle sokağa çıkan, altı ay topa tüfeğe rağmen silahlanmamış bir halk, kafasında varil bombaları patlayınca oradan buradan bulduğu silahlarla kendini korumaya çalışırken İstanbul’un ortasından o halka destek götüren TIR'ları sevgi, barış taşımıyorlar diye eleştirince de iyi insan, demokrat, vicdanlı olamıyorsun.

Yine Maalesef, keşke 1915’te MİT’in atası Teşkilat-ı Mahsusa’nın çeteleri çöllerde aç perişan kalmış o Ermenilere saldırırken onlarında kendilerini koruyacak silahları olsaydı diye soracağına, eski kanlı solcu silahlı birlik mazilerini, mavzerli şarkıları unutup zorbaların, ırkçıların katlettiği bir merhamet adamının anmasında komşunun zorbasıyla anti-emperyalist, mezhepsel sevgi çemberi oluşturunca da barış mesajı vermiş, o iyi adamın ruhunu yad etmiş olmuyorsun.

Az ötedeki Taksim Anıtı’nda Atatürk’ün yanında duran General Frunze’yi ve Mareşal Voroşilov’ı oraya Kurtuluş Savaşı’na Rusya’dan TIR'larla sevgi ve barış taşıdıkları için dikmediler.

Kapetan Kemal, Yunan İç Savaşı’na dağlarda zeytin, defne yaprağı toplamak, imza kampanyası düzenleyip, bildiri okumak için de gitmedi.

Emin olun, Uluslararası Tugay’lardaki 30 bin mücahit yoldaşınız (Binlerce Katolik rahibi hunharca öldürülmesinden de sorumlu) Erasmus programıyla İspanyol İç Savaşı’na katılmadı.

O fotoğraflarını odalarınıza astığınız Arjantinli Che, Kongo’ya safariye gitmemişti, Bolivya Ormanları’nda savaşırken niye öldüğünü bir düşünün isterseniz.

Herkesi Pers Ajansı ilan etmeyle aynı anda o TIR'ları durdurup, dünyaya teşhir ederken, Cenevre zirvesi öncesi en çok İran’ı göbek attırdığınız arada aklınıza geliyor herhalde? Tabii İran halkıyla İran devleti arasında bir ayrım yapıp, bütün dünyanın deldiği ambargoyu deliyor, İran halkı iyice perişan olmuyor diye Türkiye’yi suçlamayacak kadar Pers düşmanı değilseniz.

Sözün özü: O TIR'ları durdurmayın. O TIR'lar Suriye halkını o varil bombalarından korumaz belki, El Kaideli, Hizbullahlı açlığa terk edildikleri ablukaları da kıramaz. Ama moral olur. Birazcık ümit olur. İşkence altındaki o 55 bin fotoğraf karesinden birini belki çekilmeden durdurur. Yermük Kampı’ndaki bir çocuğu açlıktan kurtarır.

O TIR'ları durdurmayın, tarihe Ertuğrul Özkök’e “Özal, terörist İzzetbegoviç’e silah gönderen hayalperest bir neo-Osmanlıcı” diyen Miloseviç’le yan yana geçmeyin.

O TIR'ları durdurmayın. Gerekirse, el ele tutuşup kordonlar oluşturup koruyalım o TIR'ları savcılardan, polislerden, jandarmalardan. En azından bir vatandaş olarak benim vergilerim kadarı o TIR'lara yüklensin ve TIR'lar yoluna devam etsin.

  • Yorumlar 4
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89