• BIST 98.653
  • Altın 143,637
  • Dolar 3,5674
  • Euro 3,9918
  • İstanbul 19 °C
  • Diyarbakır 22 °C
  • Ankara 17 °C
  • İzmir 25 °C
  • Berlin 13 °C

Bir tasfiyenin siyasi perde arkası

Ali Bayramoğlu

15 Temmuz askeri darbe girişimi Türkiye’de pek çok sorun kümesi üretti. Devlet içine gizli bir örgütlenmeyle 40 yıldır adım adım yerleşen, kritik pozisyonları kontrol eden, bir askeri darbe girişiminde bulunan Gülen grubunun temizlenmesi, ülke demokrasisi ve siyasetinin son üç aydır bir numaralı gündem maddesi.

Başta ordu olmak üzere devlet kurumlarının yaşadığı ciddi erozyon, darbe girişiminde bulunan bu gizli örgütün varlığı, devlet içinde muhtemel gizli kalan dokuları, bunların hukuk devleti için içerdiği riskler, temizliği mutlak bir gereklilik haline getirdi.

“Temizlik nasıl yapılmalı ve yapılıyor?” sorusu da şüphe yok ki, 15 Temmuz sonrasının ürettiği gündemin en az tasfiye gerekliliği kadar önemli ve belirleyici bir sorun kümesi. Ne var ki, bu iki küme arasında ciddi bir paradoks bulunuyor. Tasfiye ve devletin yeniden yapılanması demokrasi ve hukuk devleti için ne denli bir zorunluluk oluşturuyorsa, kullanılan yöntemler de demokrasi ve hukuk devleti için o denli ciddi bir tehdit oluşturuyor.

Türk hükümeti 20 Temmuz günü olağanüstü hal ilan etti. O tarihten bu yana Türkiye kimi temel hak ve özgürlükleri askıya alan bu olağanüstü rejimin çerçevesinde yasama organını devre dışı bırakan Kanun Hükmünde Kararnamelerle yönetiliyor. Paradoks hem Gülencilere yönelik takibatın hukuki eksikliklerinden, verdiği cadı avı görüntüsünden, hem de olağanüstü hal rejiminin kullanım tarzından, darbecilere yönelik temizlik ve takip amacının dışına taşmasından kaynaklanıyor.

Tasfiye politikaları çarpıcı rakamlar üretiyor. Açık kaynaklar ve KHK üzerinde yapılan çalışmalar 93 bin memurun görevden uzaklaştırıldığı, 60 bin kişinin memuriyetten çıkarıldığını, 32 bin kişinin tutuklandığını, 50 bin kişinin gözaltına alındığını gösteriyor. Bu bilançoya, KHK’lar kapsamında kapatılan 129 vakıf, 1125 dernek, 15 üniversite, 19 sendika, 23 radyo, 45 gazete, 29 yayınevi, 4262 kurum ve kuruluşunu eklemek gerekir.

Rakamların çapı bile, kendi başına bir soruna işaret etmekte, akla devlet içindeki darbeci bir grup temizliğini değil, tahmin ve siyasi takdir yoluyla yapılan, ciddi ve yeni mağduriyetler üreten bir toplumsal kesim temizliğini getirmektedir.

Nitekim, devlet kurum ve kuruluşlarındaki, üniversitelerdeki tasfiyelerin büyük kısmı bir bulgu ya da açık kanıt sonucunda değil, şüphe, duyum, ihbar gibi araçlarla, yöneticilerin oluşturduğu listelerle, idari takdir yollarıyla yapılıyor. Pek çoğu KHK’lerde yayımlanarak yasal hale sokuluyor. Gülen cemaatinin darbeye karışmış unsurları, haklarında kanıt bulunan aktif üyeleri yanında, bu cemaatle şu ya da bu zamanda, şu ya da bu şekilde temas kurmuş, bankasında hesap açmış kişiler, okulları için para yardımında bulunmuş, belki de bulunmak zorunda kalmış iş adamları, Gülen cemaatinin niyetini sezmemiş, gazetelerinde yazarlık yapmış, televizyonlarında yorumlara çıkmış, darbeden önce hükümetin bu cemaate karşı baskıcı tavrını yanlış bulmuş gazeteciler tasfiye ediliyor, kimisi gözaltına alınıyor, tutuklanıyor. Mallarına el konuyor, şirketler tasfiye ediliyor

Bu tablo, bir süre sonra başlayacak itirazlar, hak arayışları, buna karşı yasal düzenleme ihtiyaçları dâhil olmak üzere devleti tüm organlarıyla yıllarca meşgul edecek, sistem üzerinde yeni bir otoriterleşme baskısı oluşturacak yeni bir siyasi girdiye işaret etmektedir.

Aynı bağlamda kritik diğer konu da, Gülencilerin devlet içindeki gizli varlığına yönelik şüphenin “süreklilik” kazanması ihtimalidir. Şüphe ve tehdit algısının siyasetin merkezini oluşturması, otoriter sistemlerin temel özelliklerinden birisi olmuştur. Bu ihtimal, siyasi rejimin “tehdit ve tehlike” fikrini merkeze alan “otoriter istikrar” modeline evrilmesi riskini de büyütmektedir. Nitekim Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın bir süre önce, olağanüstü hale ihtiyacın bir yılı bile aşabileceğini söylemesi bir bakıma bu sürekliliği düşündürüyordu.

Olağanüstü hal rejiminin ilan ediliş neden ve amaçlarının dışına taşması, Gülenci temizliğinin ötesine geçmesi de Türk sistemi açısından son derece ciddi bir sorun kümesi oluşturuyor. Gülen grubunun dışındaki kimi liberaller ve muhaliflerin sert yaptırımlarla karşılaşması bunun açık ve çarpıcı örneği. Anti militarist tutumlarıyla tanınan, ortak paydaları Erdoğan’a sert muhalefet yapmak olan Şahin Alpay, Ali Bulaç, Nazlı Ilıcak, Murat Aksoy, Altan kardeşler gibi ünlü ve önemli liberal entelektüellerin sudan sebeplerle darbeci ithamıyla tutuklanması, tasfiye politikalarının Gülenciler ötesi bir muhalif temizliğine dönüştüğünü de gösteriyor.

Bir başka kritik örnek siyasi iktidarın asayişçi Kürt politikasını temel hak ve özgürlükleri sınırlayan, yasama organını baypas eden, yürütmeye KHK’lerle hukuk sınırlarını zorlayan yasal düzenlemeler yapma imkânı veren olağanüstü hal rejimine dayanarak yürütmesidir. Olağanüstü hal rejimi döneminde ve bu rejimin verdiği “olanaklar”la herhangi bir soruşturmaya dayanmadan 11 bin öğretmen PKK’yla ilişkili oldukları gerekçesiyle açığa alındı. 1 Eylül 2016 tarihli KHK’nin 38. maddesiyle, belediye başkanı ve yardımcısı ile meclis üyelerinin “terör” ve “terör örgütüne yataklık” suçlarından görevden uzaklaştırılması durumunda yerlerine yeni isimler görevlendirilebilecek hükmü getirildi. Akabinde Kürt partisi DBP’nin elindeki 24 belediyeye seçilmiş siyasetçilerinin yerine devlet memurları kayyum olarak atandı. Kürt hareketiyle ilgili olduğu düşünülen pek çok gazete, televizyon, internet sitesi ve dernek kapatıldı.

Bu düzenlemeler, demokratik alanın daraltılması, Aslı Erdoğan ve Necmiye Alpay gibi entelektüellerin Kürt gazetelerinde geçici ya da sembolik görevler üstlendikleri için tutuklanması, siyasi alanda Kürt hareketinin görünürlüğünün üzerinde baskı kurulması istikametinde atılmış adımlardır.

Bu hususlar, olağanüstü hal rejiminin sadece darbeci temizliği ve devlet restorasyonu istikametinde değil, genel ve doğal bir siyasi ve hukuki düzen gibi ele alındığını göstermektedir. Belli ki, Türk siyasetinin 15 Temmuz darbe girişimi ve tortuları yanında ikinci meselesi, mevcut otoriter, ataerkil doku ve uygulamalar üzerine eklenen bu tür sorunlar olacaktır. (Al Monitor)

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89