• BIST 90.383
  • Altın 144,409
  • Dolar 3,6117
  • Euro 3,9021
  • İstanbul 9 °C
  • Diyarbakır 5 °C
  • Ankara 5 °C
  • İzmir 7 °C
  • Berlin 1 °C

Bir tas sıcak süttür barış

Selma Irmak

Ne de güzel tanımlıyor barışı Yunan şair Yonnis Ritsos; 

“... Bir tas sıcak süttür barış ve uyanan bir çocuğun gözlerinin önüne tutulan kitaptır/
Sıcak bir ekmektir o, masası üstünde dünyanın/
barış, bir annenin gülümseyişinden başka bir şey değildir...”

İşte bu kadar yalın, bu kadar yaşamdır barış...

Çok zorlu bir mevsime giriş yaptığımız gerçek. Bir mayın tarlası kadar tehlikeli, bilinmeyen bir dağa tırmanmak kadar tehlikeli, muammalarla dolu bir yoldur barış yolu. Bir kere yola çıkıldıktan sonra geri dönüşü olmayan, geri dönenin taşa dönüşeceği masal kadar gerçek ve acıtıcı bir yoldur. Sık sık tekrarlanan iyi niyet sözleri var! “Barışın gelmesini temenni ediyorum, ‘barış gelsin artık’, ‘barış gelirse şiddet sona erer’...” vb. Doğru ama barış gelen bir şey değil ki, inşa edilen, yaratılan emekle var edilen bir şeydir. 30 yılı aşkın bir süredir her geçen günü ölüm haberleriyle geçen kabus gibi bir zaman yaşadık, yaşamaya da devam ediyoruz. Vahşet düzeyinde o kadar şey yaşadık ki karşılığında dünyalar verilse telafi etmez. Öyle yoğun, ağır insan hakları ihlalleri yaşadık ki bu topraklarda, güven en ince ayrıntısına kadar tükendi. Yaşam kırk parçaya bölünen bir ayna gibi oldu. En kötüsü yapanın yanına kâr kaldı herşey... Tüm bunlar terazinin bir kefesinde. Diğer kefede tüm bunları yüklenerek, zorlu barış yolunda ilerlemek var. Hiç kuşku yok ki yarınlar adına yola çıkanlar yüreklerine deryaları sığdırmak zorundalar. Yaşanmışlıkların, çekilen acıların öğrettiği zorlu hakikatler vardır. En önemlisi güvensizliktir. -“Düşmanına asla güvenme”- Güvenmemek için binlerce neden var zira. Ama yaşamın da öğrettiği bir şey var; kendine güven! Her şeye rağmen, karanlığın en koyu deminde bile aydınlığı tutabilecek, hatta ışık olabilecek kadar kendine güven... Barış süreçleri böylesi kendine güvenle ancak inşa edilebilir. Herkesin istisnasız hemfikir olacağı kendine güvenin en güçlü ifadesinin Sayın Öcalan’da vücut bulduğu gerçeğidir. Kürt sorunu denilen sorunun başlangıcından bugüne kadar Sayın Öcalan kadar savaştığı güçler, rakipleri, siyasi, askeri partnerleri tarafından haksızlığa uğrayan, hakarete maruz kalan kimse yoktur herhalde... “Olimpos kayalıklarına çivilenen Prometheus gibi, İmralı çarmıhına çivilendim” diyerek yaşadığı bir insanın kolay kolay taşıyamayacağı acıyı ifade eder. Tüm bunlara rağmen barış sürecinin gelişimi, yok edilen umudu yaratmak için en büyük çabayı ortaya koymaktadır.

Oysa barış ve demokrasi mücadelesini en fazla yürütmesi gerekenler olarak, ağır bir hastalıktan kalkar gibi zihinlerimizle beraber bedenlerimiz de hâlâ çok yorgun sanki. Dilimiz ve düşüncelerimiz hâlâ aynı ezberde... Kuşkusuz bir çırpıda silinip atılacak şeyler değil yaşadıklarımız. Bir ezber bozmak, bir ön yargıyı kırmak “atomu parçalamaktan daha zor.” Ama bu zoru başarmakla başlar her şey. Mandela, “Beyninizle değil, yüreğinizle hitap edin” der. “Düşmanınızı beyninizle değil, yüreğinizle affedebilirsiniz ancak” diye ilave eder. O halde barışın izleyicisi olmaktan çıkıp, inşacısı olmak zorundayız. “Eğer, kollar göğüste kavuşturulmuş, bir el çenede, sağ ayak öne uzatılmış, tempo tutan bir duruşla, göreceksiniz, adım atmayacaklar, bunlara güven olmaz” diyerek, zaten iki ileri bir geri tempoyla mehter marşı çalan hükümetin ve devletin yürüyüşüne bakıp, “Bakın, ben size dememiş miydim?” tavrının bir şey kazandıracağını sanıyorsak, çok yanılırız. Her şeyden önce sayın Öcalan’ın amansız bir direnişle ve çabayla geliştirmeye çalıştığı “iğneyle kuyu kazar gibi” yol almaya çabaladığı bir süreçte, her şeyi onun omuzlarına bırakmak olur. Bunun büyük bir haksızlık olması bir yana devrimci bir duruş olmadığı da çok açıktır. O ki barışın bir süreç olduğunu, bazen gerilip bazen ilerleyebileceğini ve kesinlikle özverili bir çabayla ancak gelişebileceğini bilerek hareket etmek gerek. Barış ve müzakere süreçlerinde asıl olan tarafların birbirine güvenmesi değil, sürece güvenmesidir. Sadece kendi tabanınızı değil, karşı tarafı da ikna etmeniz bir zorunluluktur. Eğilip, bükülmek değil ama esnek ve yapıcı olmak barış süreçlerinin temel karakteridir. Ne istediğimizi çok iyi, hangi sıralama ve öncelikle hareket edeceğinizi belirlemek, mutlaka bir çerçeve plan dahilinde işleri yürütmek hayati önemdedir. Yoksa karşının adım atması ya da atmamasına endeksli bir seyir izlemek, sürecin öznesi olmamayı, insiyatifsiz, sürüklenen olmayı getirecektir. Beklemeli ruh hali, kendini çözüm gücü görmeme halidir. Süreci ilerletecek olan, karşıya adım attırabilecek bir tutum olabilmektedir. Cesur ve ezber bozan olmak oradaki önyargı duvarlarını yıkacak, yeni bir sürecin inşası için zemin yaratacaktır. Nelson Mandela, Brezilya Futbol yıldızı Pele’ye yaşam boyu başarı ödülü verirken, “Spor ırksal bariyerleri yıkma hususunda iktidarlardan daha güçlüdür” der. Zira Mandela devlet başkanı olduktan sonra Güney Afrika halkını siyahlar ve beyazlar diye ayrıştırmadan bir bütün haline getirmek için bir mucize gerçekleştirdi. En zoru, en riskli olanı insani ışığıyla başardı. Güney Afrika’nın Ragbi Dünya Kupası finalinde dünyanın en iyi takımı yeni Zelanda’yla yapacağı maçta yıllarca kara Afrika’da beyazların apartherd yani ayrımcı politikasının neredeyse timsali olan Springboks takımını ve tüm siyahi Afrikalılar için ırkçı bir çağrışım olan, yeşil-altın sarısı renkleri en kalbi duygularla desteklemelerini sağladı. Hem Mandela başta olmak üzere tüm siyahlardan nefret eden beyazlar, hem de yıllarca yaşadıkları vahşet ve kıyım nedeniyle beyazlara karşı yüreğinde öfke biriktiren siyahlar, o maçta tek yürek oldu. Ve bir mucize oldu. Mandela kendi halkını kazandıktan sonra düşmanını da kazandı.

Çünkü, “...Bir tas sıcak süttür barış”

Bu kadar yalın, bu kadar yaşamsal...

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89