• BIST 97.930
  • Altın 144,040
  • Dolar 3,5642
  • Euro 3,9945
  • İstanbul 21 °C
  • Diyarbakır 25 °C
  • Ankara 22 °C
  • İzmir 24 °C
  • Berlin 15 °C

Bir Otokontrol Denemesi: HDP, Dil, İhanet...

Hamid Omeri

Musul Sorunu: Riskler ve Fırsatlar’ı yazmamın üzerinden bayağı zaman geçti. Kısa süreli bir tatile girdiğimden değil de bir okuma arasıydı benimkisi. Yeni çıkan ya da okumak isteyip de bir türlü vakit ayıramadığım Kürtçe romanlara, öykülere döndüm. Bextiyar Elî, Hesenê Metê, Dilawer Zeraq, Bro Omerî, Celadet Alî Bedirxan, ….

Bahsettiğim okumaları yaparken kendimle ve yazdıklarımla da bir muhasebeye girdim. Yazdığım yazıları gözden geçirdim. Bazı eserler ve yazarları hakkında birkaç yıl önce yazdığımda dudak büken kimi isimlerin şimdilerde o yazarlara dair güzel sözler ediyor oluşunu duymak elbette edebiyat adına beni sevindirdi. Kürt edebiyatının iyi yol aldığına inanıyorum. Harika iki edebiyat eleştiri dergisi var artık: Wêje û Rexne ve Zarema. Her iki dergi de geniş kadrolarıyla güzel işler kotarıyorlar. İnanıyorum ki zaman geçtikçe dosyalarıyla kıymetleri daha iyi anlaşılacak. Elbette dikkat edilmesi gereken hususlar da var. Kadrolarını mutlaka korumaları gerektiğine inanıyorum. Heyecan ve şevkle başlanan çalışmalarda erken kırılmalara imkan vermemek lazım. Böylesi çalışmalarda kimi isimler öne çıkacaktır ancak özellikle birileri öne çıkarılacaksa bu sırıtır diye düşünüyorum.

HDP ve “aydın” zümresi

Değerlendirmemi yaparken yazılarım içerisinde en çok öne çıkanların Halkların Demokratik Partisi’ne (HDP) ve Batı Kurdistan’a dair yazmış olduğum yazılar olduğunu gördüm. Hatırladığım kadarıyla Kürtler arasında HDP’ye dair ilk net eleştirel metinleri kaleme alanlardan biri de bendim. Gerçi HDP’yi eleştiren listelere giremedik ama pek muhtemeldir ki dikkatlerden kaçmıştır!

O yazıları yazdığımda her zaman olduğu gibi ilk duyduğum sözler “hain” olduğum ve Özgürlük hareketi’ ni elime fırsat geçmişken baltalamaya çalıştığım yönünde oldu. Doğrusu son gelişmelere bakınca üzülerek ifade etmem gerekirse yanılmadığımı görmüş oldum. “Hamasi” olduğumuz yönünde edilen sözler önce alt seviyeden ancak gittikçe en üst seviyelerden dillendirildi. Ama nafile. Tespitlerimiz ne yazık ki doğru çıktı. Özellikle geçtiğimiz günlerde Ankara’da gerçekleştirilen HDP Kongresi’nde asılan pankartlar bir anlamda her şeyin özeti niteliğindeydi. EMEP’in ayrılmış olması ise başlı başına üzerinde durulması gereken bir gelişme.

Yeri gelmişken burada bir kez daha ifade etmekte fayda görüyorum. Türkiye solunun birlikte hareket etmesine diyecek sözüm yok hatta doğru da bulurum. Daha ötesi Türkiye kentlerinde yaşayan Kürtlerin kültürel, soysa ve kimlik hakları için mücadele edecek demokratik bir yapının olmasını değerlendirerek desteklemem de mümkündür. Bu Türkiye’de yaşayan Kürtler içindir ve böylesi bir siyasi yapı ve harekete ihtiyaç da vardır. Ancak Kurdistan’ın enerjisini Türkiye uğruna kardeşlik ve birliktelik diyerek bir yerlere boca etmek kabullenemeyeceğim bir şeydir. Bunları ifade etmek, eleştirmek illa yeni bir parti kurmamı gerektirmez; birilerinin anlamadığı da budur. Eğer politikalarına güven duyacağım siyasi yapılar olursa elbette içinde olmaktan da gurur duyarım. Zira kendimi sorumlu hissediyorum ve bütün nesnelliğiyle beliren Kurdistan’ı ötelemeyi haklı ve ahlaki bulmuyorum.

Yazılara baktığımda bir diğer önemli noktanın Kürt Ulusal Kongresi’ne dair 2013 yılındaki sözlerim olduğunu gördüm. Ve bu sözlerimin arkasındayım: “Ulusal Kongre için 'Hemen Şimdi!' fikri yeteri faydayı sağlamayabilir. Zira Kongre'den ziyade Kongre'de dile gelecek olanlar ve Kongreden çıkacak sonuçlar daha önemli olacaktır. Bu yüzden Kürt Ulusal Kongresi'nin beliren şart ve koşullar çerçevesinde ve sürecin ruhuna uygun olarak gerçekleşmesi Kürtlerin hayrına olacaktır.” 

Bir diğer konu da bir başka yazıda daha detaylı yazmak istediğim Federal Kurdistan’ın kimilerince hakarete uğrayan “devletleşme” politikalarıydı. İnşallah yine bir engel çıkmaz ve hepsi birlikte Hewlêr’de millet olarak kutlama yaparız. Belki o zaman “hikmet” yavaş yavaş anlaşılır bazı dostlarımız tarafından. Ya da o dostlarımız Hep birlikte Büyük Suriye, Hep Birlikte Büyük Irak, hep Birlikte Büyük İran ve Hep Birlikte Büyük Türkiye hikmetlerini bize anlatmaya devam etme fırsatı bulurlar.

Dil ve ihanet meselesi

Yıllardır Kürtçe yazıyorum. Bazı dostlarımın isteği üzerine ilke Haber’de Türkçe yazmaya başladım. Zaman geçtikçe doğru bir karar verdiğime inanıyorum. Evet, ilkin yazıp yazmamak konusunda gidip geldim. Ancak yazmanın daha hayırlı olacağına kanaat getirdim. Son birkaç yıllık değerlendirme yaptığımda Türkçe, Arapça ya da başka bir dilde yazan bir Kürdü “ihanet”le suçlamanın doğru olmadığı gibi ahlaki olmadığına da inanıyorum. Bu meyanda Türkçe yazmama dair edilen sözlere pek itibar etmediğimi ifade etmek isterim. Frantz Fanon’u okuyan; okumaya başlayan her kalemin ondan alıntıladığı bir sözle Türkçe yazan Kürt yazarları ötekileştirmeye çalışması doğrusu bazen sınırları aşıyor. Mesela Jan Dost üzerinden koparılan fırtınalar. Dost, Kürt edebiyatının en önemli kalemlerinden biri. En son romanını Arapça yazdı ki bu sadece ama sadece onun karar verebileceği bir durumdur. Artık iyice sadece  “Rojava” haline getirilen Batı Kurdistan’da tutuklanan bazı isimlerin serbest bırakılması için demokratik ve sivil bir eylem gerçekleştiren gençlerin öldürülmesi onu inanılmaz etkiledi. Öldürülenlerden birisi bildiğim kadarıyla yazarın yeğeniydi. Jan Dost, o masum gençlerin katledilmesine karşı çıktı ve yazılar yazdı. “Aydın” ve yazarların neden sessiz kaldığına haklı olarak isyan etti. Jan Dost’a dair en belirgin eleştiriler aslında o dönemde başladı. Ancak romanını Arapça yazıp değerli yazar Husên Duzen’e verdiği bir mülakatta yaşadığı psikolojik duruma dair ettiği kimi sözler Jan Dost’un birileri tarafından “esfel-i safilin”e gönderilmesine yetti. Mülakatı okumuştum. Açıkçası mülakat sonrası gelişen tepkilere de şaşırmıştım. Çünkü ben son derece doğal ve insani sözler okumuştum. Ve Jan Dost’un en kısa sürede yine Kürtçe yazacağını görmüştüm mülakattan zira kendisi de böylesi sözler etmişti.

Jan Dost, Kürt’tür, Kürtçe yazar, aman ha! demek her şeyden önce Jan Dost’a saygısızlık olur. Çünkü böyle sözlere ihtiyacı yok. Dolayısıyla her şeyi “dil” üzerinden “ihanet” meselesine dönüştürmek, üzerine iyice düşündükten sonra aşılması gereken bir kimlik bunalımıdır kanaatimce. 

  • Yorumlar 5
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89