• BIST 89.940
  • Altın 145,207
  • Dolar 3,6228
  • Euro 3,9026
  • İstanbul 13 °C
  • Diyarbakır 12 °C
  • Ankara 12 °C
  • İzmir 18 °C
  • Berlin 6 °C

Bir günde 44 dava...

Hasan Cemal

Bir günde 44 dava, basın özgürlüğünün neresine sığar ki Sayın Başbakan?..

28 Eylül 2010

Bu günlerde kulağıma en çok çalınan ya da bana değişik çevrelerde sık sık yöneltilen sorular şöyle özetlenebilir:

“Bu meselenin hakikaten sonuna mı geliniyor? Silahlar susacak mı? Dağdan ölüm haberleri artık bitecek mi? Ne diyorsunuz, olumlu haberler gerçeği yansıtıyor mu?”

Evet, olumlu haberler var.

Yeni bir diyalog döneminin açılmakta olduğuna ilişkin iyimser bir havanın estiği dikkati çekiyor.

Değişik odaklardan edinilen izlenimler öyle ki, ‘ateşkes’in uzatılmasıyla birlikte ‘barış süreci’nin yeniden işlemeye başlaması yakın ihtimal...

Durum böyle.

Ama beklenti çıtasını çok fazla yükseltmekten kaçınmak lazım.

Diyalog ortamını sabote etmek isteyen derin odakların provokasyonlarına karşı hazırlıklı olmak, uyanık olmak lazım.

Ve barış sürecinin arkasına ilgili tüm tarafların ciddi bir siyasal irade koymaları lazım.

Eğer böyle bir ‘siyasal kararlılık’la yola çıkılamazsa, bir ‘provokasyon’la her şey yine bir anda bitebilir.

Ve şimdi yükselen umutlar yarın büyük hayal kırıklıklarına dönüşebilir.

* * *

Bu görüşlerimi kim bilir kaçıncı kez bu köşede belirtiyorum. Yazı konum da bu değil.

Bugün başka bir noktaya değinmek istiyorum.

Silahlar susacak mı, dağdan artık ölüm haberleri gelmeyecek mi diye haklı olarak duyarlık gösterenlerin kendi kendilerine sormaları gereken bazı sorular var:

Kürt sorunu nereden çıktı?

PKK, şiddet, terör neyin ürünü?

Bu sorular o kadar karmaşık değil. Yanıtlar belki tek bir cümleye bile sığabilir:

“Kürt dili inkar edildiği için Kürt sorunu vardır, PKK da bu inkarın sonucudur.”

Bu kadar basit mi?..

Bir bakıma öyle.

Bu kadar basite indirgenebilir. Eskiden “Kürt yok, Türk var!” denirdi. Kürt dilinin, kültürünün varlığı reddedilirdi. Kürtçe’ye tahammül edilemezdi.

Bu günler artık geçti, geçiyor.

Ancak bugün bile daha hâlâ Kürtçe’nin kullanımında, Kürt dilinin öğretilmesinde bazı engeller devam ediyor. Özellikle Kürtçe eğitim talebi büyük rahatsızlık yaratıyor.

Oysa bundan kurtulmak şart.

Kürt var, Kürt dili var diyorsanız, “Kürtçe eğitime hayır!” diyemezsiniz. Bu da bir yerde bir zamanlar Kürt kimliğini, Kürt dilini inkar etmek gibi bir noktaya götürüp bırakabilir insanı.

Kürtçe eğitim nasıl olur, hangi koşullarda gerçekleşir, modeli nedir soruları elbette tartışmaya açıktır.

Ama bugün eğer birinci sınıf demokrasi diyorsak, Kürtçe eğitim talebine kulak tıkamak mümkün değildir. Kürtlerin kendi ana dillerinde eğitim istemeleri temel bir insan hakkıdır çünkü.

* * *

Bu satırları yazarken, Başbakan Erdoğan’ın son zamanlardaki konuşmaları aklımın bir köşesinde.

“Empati kurmaya çalışıyoruz. Türkiye 12 Eylül’le yeni ve temiz bir sayfa açtı. Toplumda bir kaygı varsa gidermek görevimiz” diyen, “Çok daha özgürlükçü bir anayasayla yeni bir başlangıcın gerekli” olduğunu söyleyen, toplumda varolan farklılıklar konusunda hoşgörü ve tahammül sözcüklerinin altını sık sık altını çizen Başbakan Erdoğan’ın bu tutumunu önemsiyorum.

Ama aynı zamanda durup düşünüyorum.

Örneğin Tayyip Erdoğan’ın ‘Kürtçe eğitim’e ilişkin tutumuyla demokrasi ve farklılıklar konusunda söyledikleri çelişiyor.

* * *

Bir konu daha var.

Demokrasiydi, özgürlükler düzeniydi derken iktidar sahiplerinin sözlerine elbette kulak verilir. Fakat iktidar söz konusuysa belki bundan daha çok pratikte neler yaşandığına, neler yapıldığına dikkat edilir.

Bu günlerde Başbakan Erdoğan da basın özgürlüğü konusunda güzel şeyler söylüyor.

Ama öte yandan bir de Taraf gazetesinin şu günlerde yaşadıkları var. Ahmet Altan’ın şu satırlarını okuyabilirsiniz:

“Bizim gazetede kravat takan pek kimse yoktur. Ama bazen bir bakarsınız gazetenin içinde kravatlıların sayısı artar.

O günler bizim mahkeme günlerimizdir.

Galiba dün rekoru zorladık.

Kadıköy Adliye’sinde Taraf çalışanları aleyhine açılan tam kırk dört dava görüldü.

Tek bir günde kırk dört dava...” (Taraf, 25 Eylül 2010, s.11)

Evet, bir günde tam 44 dava!

Bir günde 44 dava basın özgürlüğünün, demokrasinin neresine sığar ki Sayın Başbakan?..

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89