• BIST 107.792
  • Altın 151,812
  • Dolar 3,7027
  • Euro 4,3496
  • İstanbul 19 °C
  • Diyarbakır 21 °C
  • Ankara 16 °C
  • İzmir 21 °C
  • Berlin 10 °C

Bir doğru bir yanlışı götürmüyor

Gülay Göktürk

Hükümetin yeni bir yargı reformu hazırlığında olduğunu biliyoruz.

Gündemde Terörle Mücadele Yasası ve Özel Yetkili Mahkemeler var.

Terörle Mücadele Yasası diye bir yasaya gerek olmadığı, Türk Ceza Kanunu'nun her türlü suçu yargılamakta yeterli olacağı kim bilir kaç defa yazıldı, çizildi. Her türlü "özel yetkili mahkeme"nin kanun önünde eşitlik ilkesini ihlal etmek anlamı taşıdığını ise DGM'den beri söylüyoruz. Uzmanlık mahkemeleri olabilir ama özel mahkeme olmaz, diyoruz. DGM deneyiminden sonra bir de ÖYM deneyimini yaşamamıza hiç gerek yoktu aslında. Ama yaşandı ve şimdi düzeltilmeye çalışılıyorsa, bu elbette iyi bir şey.

Ne var ki, yargı cenahından gelen haberler hep "iyi haberler" değil.

İyi şeylerin arasına karıştırılmak istenen kötü şeyler de var.

Eğer yanlışlar doğruların arasında kaynar gider gibi bir umut varsa, hemen söyleyelim ki bu doğru değil. Söz konusu adalet olduğunda doğrular yanlışları götürmez. Yanlışlar bütün vahametiyle hükmünü sürdürmeye ve hukuk devletinin altını oymaya devam eder.

 

"Yönetmelik çıkmadı, yasayla deneyelim"

 

Şu anda gündemde olan en vahim yanlış, adli kolluk konusunda yapılan yasa çalışması...

Bildiğiniz gibi hükümet 17 Aralık operasyonu ertesinde acil bir kararla mevcut Adli Kolluk Yönetmeliği'ni değiştirmeye ve savcıların soruşturmalar hakkında vali ve emniyet müdürüne bilgi vermesi hükmünü getirmeye çalışmıştı.

Bu yönetmelik değişikliği "soruşturmanın gizli yürütülmesini ortadan kaldıracağı" gerekçesiyle Danıştay tarafından iptal edildi. Başbakan'ın açıklamalarından şimdi, iptal edilen yönetmelikte yapılmak istenen değişikliğin -hatta daha fazlasının- yasal düzenleme olarak getirilmek istendiğini öğreniyoruz.

Bizzat Başbakan tarafından açıklanan bu çalışmaya göre, suç izine rastlayan savcıların doğrudan adli kolluğa emir vererek delil toplaması mümkün olmayacak. Delil toplama izni vali ve veya emniyet müdürünün iznine bağlanacak. Yani, savcıların delil toplama yetkisi doğrudan yürütmenin iznine bağlanacak. Tersten söylersek, yürütmenin işine gelmeyen hiçbir soruşturma yürütülemeyecek!

Unutmayalım ki Danıştay, bırakın delil toplamak için izin almayı, soruşturmayla ilgili bilgi verme zorunluluğunu bile erkler ayrılığına ve soruşturmanın gizliliği ilkesine aykırı görüp iptal etmişti. Şimdi çıkarılmak istenen bu yasanın da aynı gerekçelerle Anayasa'ya aykırı olacağı besbelli değil mi?

O zaman yapılmak istenen ne? Böyle bir yasanın Anayasa Mahkemesi'nden döneceği kesin gibiyse, bu teşebbüs hükümete ne kazandıracak? Türkiye ve dünya kamuoyunda hukuk devleti konusunda duyulan endişeleri artırmaktan, itibar kaybına yol açmaktan başka ne sonuç getirecek?

 

Kalıcı hasarlar verilmeden

 

Hükümeti, bu tür yasal düzenlemelere götüren siyasi argümanı biliyoruz. Şu anda yargıyı ele geçirmiş bir grubun varlığına işaret ediyor, bu grubun "tarafsız" davranmadığını, dolayısıyla bağımsızlığını da kötüye kullandığını söylüyorlar.

Olup bitenleri yakından takip eden herkes de yürütme-yargı ilişkilerinin olağanüstü bir dönemden geçtiğinin farkında. Ayrıca devlet içinde otonom hareket eden grubu tasfiye etmenin iktidarın görevi olduğunda fikir birliği sağlanmış durumda...

Bütün mesele bunun nasıl yapılacağında...

Daha somut konuşursak, iktidarın bu konuda kullanabileceği iki araç var elinde: Yürütmeye verilmiş olan idari yetkiler ve Meclis çoğunluğuna dayanarak kullanacağı yasa yapma yetkisi...

Hükümet 17 Aralık'tan bu yana binlerce polis ve savcının yerini değiştirdi, HSYK'nın çeşitli dairelerinde değişiklikler yaptı. Yani kendisine verilmiş yetkileri sonuna kadar kullandı -ki bu son derece normaldir. İdari yetkilerini böyle bir durumda kullanmayacaktı da ne zaman kullanacaktı... Hükümete, bir yandan "Otonom davranan bir yapı varsa tasfiye et" deyip, bir yandan da kimseyi yerinden kıpırdatmamasını istemek garip olur.

O yüzden de emniyet ve yargıda yaşanan tayin ve görevden alma furyası geçici ve acil bir tedbir olarak anlayışla karşılanabilir.

Ama bu başkadır, kalıcı değişiklik başka...

İdari yetkileri kullanmak başkadır; yasa değişiklikleriyle hukuk sisteminin özünü zedelemek başka...

HSYK yasası böyle bir değişikliktir. Adli kolluğu yürütmeye bağlama teşebbüsü de öyle...

Otonom grupla mücadelede hükümetin elini kolunu bağlamak niyetinde değiliz ama bu uğurda hukuk sistemimizin özünü gözden çıkartmak niyetinde de değiliz; olmamalıyız.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89