• BIST 109.330
  • Altın 155,894
  • Dolar 3,8638
  • Euro 4,5501
  • İstanbul 15 °C
  • Diyarbakır 8 °C
  • Ankara 7 °C
  • İzmir 16 °C
  • Berlin 1 °C

Bir diğeri olabilmenin dilcesi...

Fehim Işık

Bir kısmımız pek farkına varmasa da son birkaç yıldır Kürt dili ile ilgili önemli gelişmelerin yaşandığına, değerli adımların atıldığına inananlardanım. Konferanslar düzenlenmesi, giderek artan sayıda Kürdün kendi diliyle yazması, edebi üretimlerde bulunması, daha da önemlisi Kürt yazarlarının, edebiyatçılarının, dil bilimcilerinin dil sorununu daha fazla tartışmaya başlaması hiç kuşkusuz önemli gelişmelerdir. Bir diğer şey ise artık Kürtçe kitaplar da eskisinden daha iyi satmaya başladı, daha fazla Kürtçe kitap basılır oldu; yani Kürtçenin de bir okur kitlesi oluştu. Bir diğer deyimle, Kürtçenin pazarı artık kesat değil.

Kürtçenin sorunları tartışıldı derken, elbet sorunların tümünün çözüldüğü gibi bir iddiam yok. Giderek ‘karşı karşıya gelmeler’ de artıyor. Özellikle dilin siyasal alanı ilgilendiren konularında, özellikle lehçe sorunlarında zıtlaşmalar ile ortak alfabe kullanımı hala devam eden etkin sorunların başında geliyor. Kirmanckinin (Zazaca, Dimilki, Kirdaski) ayrı bir dil -dolayısıyla Kırmancların (Zazaların) da ayrı bir millet- olduğunun iddia edilmesi, Soranların bir kısmının Kürtçenin diğer lehçelerinin erimesi ve Sorancanın giderek ortak dil olmasını savunması, bir kısım Kurmancın da tersinden Kurmancayı dayatması; yine Soran ve Kurmancların bir kısmının Kırmanckiye haksızlık yapması karşı karşıya gelinen noktaların en önemlisi.

Bu tartışmaları, işin hakkını verenler dışındaki seviyesiz katılımlarla bazen uç noktalarda sürdürülmesine rağmen, olumlu görenlerdenim.

Söylemlerini bilimsellikten uzak bir biçimde, özellikle de Kürtleri baskı altında tutan devletlerin etkisiyle, çıkar ilişkileri içinde dillendirenleri bu tartışmanın içindeki yerleri bakımından ayrı tutuyorum. Onları Allah ıslah etsin. Görünen o, bunların bir kısmı kendilerini pazarlamışlar ve pazarlamaya da devam ediyorlar. Kendilerini pazarlayanların dillerini, milletlerini pazarlamaya kalkmalarının ne önemi var?

Bu özellikli davranışların dışında ciddi bir dil tartışmasının yürütüldüğünü ve zıtlaşmalara rağmen çokça olumlu gelişmenin yaşandığını da görmek mümkün.

Örneğin Kırmancki ile ilgili son yıllarda yapılanlar...

Bilirsiniz, yıllar önce birkaç Kırmancki makaleye, bir iki kitap dışında edebi üretime Türkiye’de rastlamak neredeyse imkansızdı. Toplantılarda bırakın Kırmancki konuşanlar, Kurmanci konuşanlar bile anlaşılamamak kaygısıyla Kürtçe konuşmaktan imtina ederlerdi. Şimdilerde ise Diyarbakır’da tümüyle Kırmancki bir gazete Newe Pel adıyla yayınlanıyor. Yine Kırmanckî lehçesinde yayınlanan dergilerimiz var. Vate grubu Kırmancki lehçesinin gelişimi ve standardizasyonu alanında değerli çalışmalara imza atıyor. 20 yıla yakındır yayın yaşamını Kurmanci sürdüren, ara sıra sayfa aralarında Kırmanckiye yer veren Nûbihar dergisi, son sayısını tümüyle Kırmancki yayınladı. Kürt Enstitüsü’nün düzenlediği Kirmanckî lehçesinin tarihçesinin, yapısının, öznel sorunlarının tartışıldığı panelde neredeyse tümüyle Kırmancki konuşuldu. Malmısanıj, İhsan Espar ve Deniz Gündüz gibi Kürtçenin saygın yazarlarının katıldığı 3 saate yakın süren ve tümüyle Kırmancki konuşulan bir panele olan ilgi, bu alandaki gelişmeleri görme açısından alabildiğine önemlidir, inancındayım.

Elbet Kürt dili ile ilgili yapılan çalışmalar sadece bunlarla sınırlı değil. Bilindiği gibi Kürt dili ile ilgili değerli çalışmalardan biri de 2012’nin Mart ayının ilk günlerinde Diyarbakır’da Kürt Dili Ulusal Konferansı adıyla yapıldı. DTK’nin Dil Komisyonu ile TZPKurdi’nin öncülüğünde düzenlenen bu konferansın ilk kararı, Kürt dilinin lehçeleri üzerineydi. Bu ilk kararda, “Kürtçenin lehçeleri bir zenginliktir, bu lehçelerin korunması ve geliştirilmesi bir ulusal görevdir,” deniyor. Lehçelerin standardizasyonu ve sözlü edebiyatın derlenmesi için yerel ağızların korunmasına da vurgu yapılan konferans kararlarında, “Ulusal bir dil programının oluşması için Kürdistani bir dil ve eğitim hareketinin oluşmasına ihtiyaç vardır ki bu oluşum Kürtçenin ihtiyaç ve çalışmalarını karşılayabilsin,” denerek, dil hareketinin organize bir şekilde sürdürülmesine de dikkat çekiliyor.

Konferans elbet bir birikimin ve deneyimin sonucunda yapıldı. Bir diğer deyimle hem Diyarbakır’da düzenlenen konferansın, hem de giderek artan düzeyde Kürtçenin, özelde ise Kırmanckinin öznel sorunlarına duyarlı davranılmasının uzun yıllara dayanan bir öncesi var. Hiç biri aniden ortaya çıkmış çalışmalar, duyarlılıklar değil.

Tüm bunlar sevindiricidir.

Ama bilmeliyiz ki bu sevindirici adımları Kürtlerin kursağında bırakmak isteyenler de vardır ve olacaktır.

Örneğin Tunceli ve Bingöl üniversitelerinde ısrarlı bir biçimde Kırmanckinin Kürtçenin bir lehçesi olmadığını ispat etmeye dönük çalışmaların yürütülmesi, hayra alamet çalışmalar değil. Devlet olanaklarından yararlanarak Zazaları Kürtlerden ayrı bir millet gibi göstermek isteyen ‘akademisyenler’, bu meramlarını dil üzerinden ispat etmeye çalışıyorlar. Doğrusu bu meramlarını yaşama geçirdiklerinde ne elde edecekler, kazançları ne olacak merak ediyorum. Aynı çaba, köşesinden bucağından TRT 6’da da görülüyor. TRT 6 da ısrarla “Zazalar ve Kürtler” kavramını kullanıyor. TRT 6’nın bu çabasını Samanyolu grubunun kurduğu Kürtçe televizyonda, Dünya Tv’de de görmek mümkün.

Doğrusu bu tutumlara duyarsız kalmamak gerekir; öyle ki hiçbiri iyi niyetli girişimler değil.

Şunu da belirteyim. Kurmanca konuşan ve yazan bir Kürt olarak bu konuda öznel düşüncelerimin oluşmasını sağlayanlar, Kırmanckinin ustalarıdır. Yoksa Kırmancki konuşanlar adına ahkam kesme niyetinde değilim. Malmısanıj’dan Deniz Gündüz’e, Munzur Çem’den Roşan Lezgin, İhsan Espar’a birçok Zaza araştırmacı, dil bilimci, ikileme yer bırakmayacak net ve somut ifadelerle Kırmanckinin Kürtçenin bir lehçesi olduğunu ve bu lehçeyi konuşanların da Kürt olduğunu uzun yıllardır ısrarla yazıp çiziyorlar; konu ile ilgili detaylı araştırmalar yayınlıyorlar. Bunların dayanakları, kendilerine “akademisyenim” deyip bilim ve etik dışı çalışmalara imza atanlardan da çok daha sağlam.

Hal böyle iken benim gibi Kurmanci yazan çizenlere de laf düşer, inancındayım.

Kürtçenin lehçelerini tartışıp sorunlarını kayda geçirirken, çözüme dönük yaklaşımlar belirlerken en önemli yaklaşımın da her Kürdün, en azından Kürt yazar ve siyasetçilerinin tüm lehçeleri konuşma ve yazma konusunda gayretlerinin olması gerektiğinin altını çizmekte yarar var.

Birilerinin Kürtleri lehçeleri üzerinden vurma niyetine karşın, Nûbihar’ın yaptığını yapmalıyız. Her yönümüzle gerektiğinde Zaza, gerektiğinde de Kurmanc, Soran veya Goran olabilmeliyiz...

Çünkü her birimiz, bir diğeri olabildiğimiz kadar Kürdüz...

  • Yorumlar 6
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89