• BIST 97.713
  • Altın 144,103
  • Dolar 3,5652
  • Euro 3,9996
  • İstanbul 20 °C
  • Diyarbakır 23 °C
  • Ankara 23 °C
  • İzmir 24 °C
  • Berlin 19 °C

Bir başka açı

Doğu Ergil

İslam toplumlarının demokrasi ile neden bu kadar sorunlu bir ilişki sürdürdükleri Mısır'daki darbe sonrasında bir kez daha tartışmaya açıldı.

Elimizde iki kavram var: Özgürlük ve din. Öncelikle özgürlük, Ortadoğu'da (OD) hiçbir zaman bireysel bir olgu olarak görülmemiştir. Bireyin hürriyeti, bağımsız düşünmesi ve davranması, OD siyasetinin ana kaygısı olmamıştır. Tersine özgürlük, bağımsızlık veya istiklal olarak algılanmıştır. Bağımsızlık, devletin; istiklal ise milletin özellikleridir. Birey hep bu kolektivitelere (çoğul öznelere) bağlı olarak algılanmıştır. Kendisi olduğu için hakları ve özgürlüğü yoktur. Hep devlet (veya hükümdar) tarafından verilen/lütfedilen haklar ve verildiği kadarıyla yetinilen özgürlüğü olmuştur. Bireyin (yurttaşın) inşasına ve sürdürülmesine katılmadığı bir rejimin demokrasi olması mümkün değildir.

Diğer konu veya kavram ise dindir. Din, Müslüman ülkelerde her zaman inançtan daha fazlası olmuştur. Despotik rejimlerin hüküm sürdüğü OD'da muhalefet hareketleri, düzene itirazı olan siyasi akımlar, en acımasız hükümetlerin bile üstüne gidemediği din kurumunun çatısı altında kendilerine yer bulmuşlardır. Varlıklarını ve siyasi söylemlerini dini gerekçelerle ifade ederek korunmaya, inandırıcılıklarını bu yolla sağlamaya çalışmışlardır. Böylece, siyaset dinileşmiş; din de siyasileşmiştir. Bundan en çok gerçek din âlimleri ve dini bir inanç olarak yaşamak isteyen inançlı insanlar rahatsız olmuştur. Onlar, kutsal karakterinin siyasetle kirletilerek, dinin günlük çekişmelerin malzemesi yapılmasını istememektedirler.

Dinin dünyevileşmesi

Günlük hayatın tanzimi ve yönetimi dine bağlanınca, siyasi akım ve örgütler varlık ve faaliyetlerini din ile meşrulaştırmaya kalkışınca din de dünyevileşmektedir. Dünyevi olan her şey, şartlara ve farklı gruplara göre yorumlara tabi olmakta ve din inanç vasfından (kutsiyetinden) uzaklaşmaktadır. Bunun tehlikesini gören El Ezher alimleri yanında Suriyeli Selefist fıkıhçı Şeyh Nasiruddin Al-Albani, Suudi Arabistanlı müftü Abdul-Aziz Bin Baz ve fıkıhçı Muhammad Ibn Al-Uthaymeen gibi önde gelen yorumcular, din ile siyasetin kesinlikle ayrılmasını istiyorlar. Bunu, dinlerini saygın bir inanç olarak yaşamak isteyen, siyasal çatışmaların gerekçesi olarak insanları birbirine düşüren ve cinayetleri meşrulaştıran bir mazeret olarak kullanılmasını istemeyen milyonlar da istiyor.

Ve ahlak...

İslam dünyasında pek çok kişi, dinin insanların birbirine güven ve ahde vefa üzerinden oluşturdukları ilkelere dayalı bir ahlak yerine konulup, bir dizi ayet ve hadisi hukuk yerine ikame etmenin, hukuk devleti kurmayı zorlaştırdığını görüyor. Bu nedenle dinin siyaset tarafından günlük çekişmeler içinde kullanılıp tüketilmesine karşı çıkıyorlar. Çünkü günün şartlarından doğan dini akımların/örgütlerin başarısızlığı durumunda dinin yara alacağı, saygınlığının ve inanılırlığının azalacağı endişesi taşıyorlar.

Mısır'da Müslüman Kardeşler (MK) hükümeti, kendisinin rakiplerinden ahlaki olarak daha üstün ve güvenilir olduğu iddiasıyla iktidar oldu. Ama iş ve sermaye üretmek, altyapı hizmetleri, eğitimin kalitesini yükseltmek ve dış ilişkilerdeki başarı ile dinin bir ilgisi yok. İnsanlar, MK'den beklediğini bulamayınca ümitleri yükseldiği hızda söndü. Mısır olayına bir de bu açıdan bakmak gerekli.
Teklif: Gelin dini siyasetin tüketici ve bozucu etkisinden kurtarıp manevi alandaki saygın yerini almasını sağlayalım. Yoksa en büyük zararı dine vereceğiz.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89