• BIST 98.314
  • Altın 143,598
  • Dolar 3,5661
  • Euro 3,9852
  • İstanbul 22 °C
  • Diyarbakır 23 °C
  • Ankara 19 °C
  • İzmir 27 °C
  • Berlin 16 °C

Bir Ayartma Projesi Olarak Barış

Yavuz Delal

"Kürt sorunu" hemen her sosyal ve siyasal soruna nüfuz etmiş durumda. 

Bu bağlamda "Kürt sorunu"nu etkiledikleriyle de konuşmak oldukça mümkündür. Yani "Kürt sorunu"nun konuşulmayacağı sosyal ve politik bir konu bulmak için Türkiye'de epey bir çaba sarf etmek gerekir. 

Son politik süreç, ilginç biçimde teşekkül ettirdiği barış ambiyansıyla sosyal baskıyı tesis etmekte. Baskının hissedilen etkisi, sürecin barış değil de bir ayartma olabileceğine dönük ciddi şüpheleri dahi genel ambiyans içine hapsediyor. 

Kimse, mesela, Paris cinayetlerini, cinayetlerin barışın birleşik ambiyansını tahkime sonuç verdiğini ve dolayısıyla bunu murat eden Türk Hükümetini ve birleşik barış güç odaklarını memnun ettiğini söylemek istemiyor veya bunu akletmiyor. 

Ülkesi, milleti ve devletiyle bölünmez bir bütün olan Türklüğün sosyal, politik, ekonomik, kültürel, dini ve seküler yapısallığını barış adına “barışta hayır vardır” sembolik sloganıyla açık biçimde ortaya koyma konusunda hiç bu kadar iştahlı görmediğimiz merkez medyanın, merkez cemaatlerin, merkez siyasal partilerin, İslamî STK’ların, sol ve liberal demokratların sürecin bir ayartma projesi olduğunu ve bu ayartmaya Kürt tarafını ortak kılmak için barış adına baskı ambiyansını ustaca tesis ettiğini düşünmemek için hiçbir sebep yok. 

Son süreci Türkiye’nin bir ayartma projesi olarak görmemiz, T.C Başbakanının sürece dair yaptığı “Kürt sorunu” yoktur tespitinden de anlamak mümkündür. Mevzu edilen ve Kürtleri de baskılayan barış süreci, Kürtlerin temel istemleriyle tüm bağları koparmış ve salt PKK’nin silah bırakmasına odaklanmış durumda. 

Kürt tarafı da bu ayartmaya dünden razıymış gibi görüntü vermekte. Türk anayasa mahkemesine hak arayışı için başvuran "Önder" Öcalan, Türk bayrağının ortak değerimiz olduğunu söyleyen BDP eşbaşkanı Gültan Kışanak, Türkiye’nin bölgesel güç olmasını istemeyenleri provakasyonla suçlayan DTK eşbaşkanı Ahmet Türk, “yalnızca Kürtler değil Türkler de özgür değil” diyen BDP Muş vekili Sırrı Sakık ve tüm yetkiyi esaret altındaki önderliğe tahmil eden BDP ve Kandil başkanlıkları birer Türk vatandaşı gibi davranıp “Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığıyla”  “birlikte bir ulus” inşasına amade durmakta. 

Bu kötü mü? sorusuna, nereden baktığımıza bağlı olarak cevap verebiliriz. Bir kere yürütülen savaşın doğasıyla veya mücadelenin yaslandığı meşruiyet argümanıyla, yani Kürtlerin tarihsel istemleriyle vaki barışın doğası birbiriyle hiç örtüşmüyor. İkincisi, çıtası olabildiğince yükseltilen açlık grevleriyle bir kez daha büyüleyici özelliği güncellenen önderliğin karizmasıyla fedakârlığı örtüşmüyor. Yani uyumsuzluk had safhada. Bu açıdan ayartmaya aldanmak çok kötü sonuçlar doğurur. Ayartmaya uzlaşı adını versek de, ayartılma helak olma anlamına gelebilir. Türkiye’nin barış projesi adına Kürt hareketi helak olmayla karşı karşıya yani. 

Eğer silahların susmasıyla Kürdistan’da gelişecek düzenin ulusal birliği tesise hizmet edeceğine inanırsak veya böyle bir projemiz var ise, “uzlaşmakta hayır vardır” elbette. 

***

Hâsılı, olgunlaştırılarak "müzakere" aşamasına getirilmek istenen vaki görüşme süreci, Öcalan'ın kilit konumunu belirginleştirmiştir. 

Buradaki kilit, anahtara muhtaçtır. Yani kilidi Öcalan açacak; ve fakat anahtar elinde değil. Çünkü esirdir; paradoksa bakın ki tam da bu yüzden Öcalan kilittir. 

Öcalan, PKK'nin kurucusu ve ebedi önderidir. Her kurucu önder sembol olarak kabul edilmek zorundadır. Ama PKK için bunu bugün önemli kılan daha çok onun sokağın lideri olmasıdır. Bir de özellikle son zamanlardaki PKK'nin stratejisidir. Yani “Devlet” ile Kürt kamuoyunun önemli bir kısmının güven duyduğu ve bütün sorumluluğu tek başına üzerine alabilen ve eğer başarısız olunursa PKK’nin aradan yara almadan çıkabileceği görüşmeler için önderliğin önde olma stratejisi. Ki bu, son süreçte AKP’nin de yakın durduğu bir stratejidir. 

PKK, bağımsızlıktan vazgeçtiği 7. Parti Kongresinde Türkiye olmaya karar vermiştir. O tarihten iki yıl sonra Hükümete gelen AKP Hükümeti de, yıllar sonra bir proje kapsamında, 2012'nin sonlarına doğru APO'cu(!) olmaya karar vermiştir. 

PKK, hem sokak üzerindeki imajını korumak, hem kötü izlenim uyandıracak bir kurucu öndere sahip olmamak ve hem de, hepsinden önemlisi Devlet ile görüşmelerde muhtaç olduğu en iyi aracı statüsünü edinmiş olmak için APO'nun önderliğini sürekli teyit etmek durumunda olmuştur. 

PKK için en iyi aracı Öcalan'dır. Çünkü Öcalan kurucu önder olduğu için PKK'ye, esir olduğu için de Devlet'e çok yakındır. Yani Öcalan'ın kilit olması, yalnızca onun PKK ile Devlet arasındaki aracı rolünü üstlenmiş olmasıyla kayıtlıdır. PKK, önderliğin bu rolünü, İmralı sürecinin önemli kavşaklarında açıkça benimsemiştir. 

PKK büyük bedeller ödemiştir; ve fakat orantısız ödüllerle yetinmek gibi bir kavşakta bulunmakta. 

AKP ise, PKK ile uzlaşarak “Kürt sorunu”nu değilse bile onun “tabiatını”, yani tarihsel iradenin doğasını bozarak gündemden düşürmeyi planlamakta ve bu ayartma planına İslam’dan da koca bir parça katmaktadır. 

AKP APO'cu olmuştur derken; silahlı Kürt hareketinin elinde olan önderliğinin kıymetini barış (ayartma) projesiyle anlamlandırdığını ve bu  anlamlandırmayı gerçekleştirmek için onun önderliğini pekiştirmek üzere girdiği bir denemeyi kast etmekteyiz. Açlık grevleri önderliği; Paris cinayetleri de  barış projesini pekiştirmiştir. Ve bu her iki gelişmenin de Türk hükümetinin aklıyla tahakkuk ettiğini veya Türk hükümetinin aklına hizmet ettiğini düşünmek, düşünmemek için daha çok gerekçeye sahiptir. 

Barış kötü değildir, aksine iyi olan evrensel bir değerdir. Fakat şu her iki tür anlaşma biçimine de barış demenin ne anlama geldiğini Hz. Peygamberin yaşamından örnek vererek açıklayalım. Buna göre birinci tür anlaşma (ayartma girişimidir), Peygambere Mekke'de yapılan ve içeriği "davandan vazgeç, karşılığında statü al" teklifidir. Hz. Peygamber bu teklifin yüzüne bile bakmamıştır. Çünkü onu peygamber yapan davasıdır; davasından vazgeçirecek bir barışma onun peygamberliğini batıl kılardı İkinci tür anlaşma (savaşsızlık girişimidir), Hz Peygamberin davasının içeriğiyle hiç alakası olamayan bir ziyaret amacının ardından gelişen Hudeybiye barışıdır. Bu barışma her iki tarafın da "kim haklıysa üstün gelen o olsun" demeye gelecek bir çatışmazlık sürecini içermektedir. Hz. Peygamber bu teklifin üzerine, tabiri caizse, hemen atlamıştır.

***

Fakat dünya muvazenesinde işi en zor olan Kürtlerdir. Kürtlerin bu gerçeği kabul etmesi, Türklerin Kürt gerçeğini kabul etmesinden daha zordur. Kürtler muazzam bir mücadele sergilemiştir. Sergilenen bu muazzam eylemin çağdaş sahibi olan PKK’in yükselttiği yerden dünyaya baktığımızda, daha farklı ne olabilirdi diye düşünmemek de ciddi haksızlık olur. 

Zorluğun örneği şudur: Hz. Musa bir peygamberdir. Davası İsrailoğullarının özgürlüğüdür. Davasında haklıdır. Davası uğruna onlarca yıl Mısır’ın politik,  sivil, dinî ve askeri bürokrasiyle mücadele etmiştir. Çaresizliği dahi bütün bütün tüketmiştir. Yani artık çaresizlik imkânına dahi sahip değildir. Ve fakat hakkın tahakkukundan vazgeçmemiştir. Ve İsrailoğullarıyla bir gece gizlice Mısır’dan özgürlüğe çıkmak için yola revan olmuştur. Önünde deniz, arkasında Firavun ve orduları vardır. Tam anlamıyla köşeye sıkışmıştır; kaçış, çıkış ve uzlaşı yoktur. Katliamla burun buruna kalan İsrailoğulları; “Eyvah işte şimdi işimiz bitti, yakalandık” dediler. 

Yani İsrailoğullarının haklı davalarında hakkın tahakkuk etmesi, Musa’nın onlarca yıl bir peygamber önder olarak mücadelesiyle dahi gerçekleşmedi. Nihayet bir “mucize” oldu, deniz yarıldı; ve hak olan tahakkuk etti. Çünkü Allah’ın yasası bunu zorunlu kılıyordu. 

Denizin yarılması mucizesini konjonktür olarak değerlendirebiliriz. Kürtlerin mücadelesinin mucizesi de konjonktür olacaktır.

Ve tarihsel Kürt hareketinin bir parçası olan çağdaş hareket, elbette teşekkürü hak ediyor.

  • Yorumlar 3
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89