• BIST 82.779
  • Altın 147,316
  • Dolar 3,7701
  • Euro 4,0274
  • İstanbul 6 °C
  • Diyarbakır 2 °C
  • Ankara 1 °C
  • İzmir 9 °C
  • Berlin -4 °C

Bilgiye erişim engellenince

Lale Kemal

Silah alımından tehdit değerlendirmelerine kadar uzanan geniş yelpazede aslında siyasi irade ve parlamentonun denetiminde olması gereken tüm bilgilere erişim, TSK’nın tekelinde olagelmiştir. Bu tekel durumu, siyasiler, birkaç istisna dışında akademisyenler ve gazetecilere kadar uzanan geniş bir kesimde askerî konularda çok ciddi bilgi eksikliğine dolayısıyla halkın da bu önemli alanda cahil kalmasına yol açıyor.

Türkiye’de belli başlı üniversite kütüphanelerinde, askerî ve güvenlik konularına ilişkin materyal bulmak mümkün değildir. Aslında, uluslararası ilişkiler okurken ve bu alanda uzmanlaşan öğretim üyelerinin en önemli eksiği, TSK’nın koyduğu bilgiye erişim yasağı nedeniyle uluslararası güvenlik ve Türkiye’ye dair askerî konulara erişimde, imkânlarını zorlamak yerine isteksiz davranmalarıdır. Bu isteksizlik, ülkenin, kısmen kılavuzsuz kalmasına ve sonuç olarak kendisine yönelebilecek tehditler konusunda yakın örnek olarak Suriye ve PKK’yı gösterebiliriz yanlış teşhisler koyup yanlış tedavi uygulamasına yol açıyor. Türkiye’nin, ulusal güvenliğini ilgilendiren bu konularda sürekli hata yapma lüksü olmamasına rağmen bu gidişata dur diyecek bir siyaset aklı da tam olarak ortaya çıkmadı. AK Parti, bu yöndeki çabalarına ise ara vermiş durumda.

NATO’nun, Türkiye’ye ve dolayısıyla ittifaka yakın tehdit hâline gelen Suriye’deki savaş nedeniyle daha caydırıcı tedbirler alması ve bu çerçevede salt Yunanistan’dan gelecek tehdit algılamalarına karşı kurulan Ege Ordusu’na tahsis ettiği hava gücü gibi askerî unsurlarının bir bölümünü Suriye’ye kaydırması gerektiği yolunda bir süredir Ankara’ya telkinlerde bulunduğu yolunda önceki gün yayımlanan haberimle ilgili kıdemli bir öğretim üyesinin bir televizyon programında yaptığı yorum, maalesef beni şaşırtmadı ama izleyicileri yanlış yönlendirdiği için vahim idi. Bu öğretim üyesi, her ne kadar TSK’nın, yapılanması konusunda bilgi sahibi olmadığını savunmakla birlikte NATO’nun, benim aktardığım telkininin, Yunanistan’ı kayırma amaçlı olduğu mealinde bir yanıt veriyordu, dikkatleri Suriye’nin, Türkiye’ye oluşturduğu gerçek tehdide dikkat çekmek yerine. Aslında pek çok öğretim üyesinin, TSK’nın askerî yapılanmasının hâlen Soğuk Savaş mantığıyla kurgulanmış olduğunu bildiklerini ancak bu gerçeği itiraf etmekten çekindiklerini düşünüyorum. Zira, pek çok Türk öğretim üyesi, uluslararası kaynaklardan Türkiye’nin, silah gücü ve esneklik anlamında ordusunun artık günümüz tehditlerine yanıt veremez durumda olduğunu ve özgün teknolojik silah ediniminin arzu edilen düzeyde olmadığını bilir. Üstelik de Türkiye’nin, TSK’nın, bilgiye erişimi engelleme politikasını kırmak için askerî ve silah tedariki konularında siyasi iradeye ve parlamentodaki muhalefet partilerine akıl verecek uzmanlaşmış bilim adamlarına acilen ihtiyacı varken.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün, geçen nisan ayında, Harp Akademileri Komutanlığı’nda kurmay subaylara hitap ederken, TSK’ya, çok geç kaldığı yeniden yapılanmayı biran evvel gerçekleştirmesi yolunda yaptığı çağrısı bile kendi başına tüm ilgili tarafların üzerinde düşünüp tartışması gereken bir konuyken çok dikkat çekmedi.

Gazetelerde, Türk askerî araçlarının, örneğin, Suriye sınırına kaydırılırken fotoğraf karelerine yansıyan görüntülerinden, caydırıcılık anlamında ne anlama geldikleri uzmanlara tartıştırılmıyor. NATO, Türkiye’ye, savaş uçakları bataryalarını, güneye Suriye sınırına kaydırması gerektiğini söylerken hem bu bölgedeki tehdidin yakın olduğuna dikkat çekiyor hem de TSK’ya, “daha caydırıcı olun,” mesajı veriyor.

Türkiye’de yukarıda değindiğim konular enine boyuna tartışılmıyor, bilgi erişimine konan yasaklar aşılamıyor.

Ahmet Altan,
16 eylül tarihli, “Oğul, mesaj ve koramiral,” başlıklı yazısında, deniz kuvvetlerinden yüksek rütbeli bir askerin, geçen hafta sonu, askerî bilgilerin şantaj ve fuhuş yoluyla üçüncü taraflara satışı iddialarıyla ilgili İzmir merkezli yürütülen soruşturma kapsamında tutuklanması haberinden hareketle “bir koramiralin darbeci olduğuna inanırım, Ergenekoncu olduğuna inanırım ama “casus” olduğuna inanmakta zorluk çekerim,” diyor. Henüz üzerine atılı suçu işleyip işlemediği kesinleşmemiş biriyle ilgili bir yorum yapmayı kendime zul sayarım. Ama, ister askerî ister sivil olsun denetimsiz kalan bir kurumda, en vahim suçların işlenebileceğini gözardı edemeyiz.

Türkiye’de silah alımlarına kimler karar veriyor, parlamento, siyasi irade denetimi var mı bu alımlarda?, Türkiye’de silah üretilmesi seçeneği varken, hangi komisyoncular aracılığıyla hep hazır silah alınmıştır?, gibi konuları sorgulamıyorsak eğer yakıştıramadığımız olayların meydana gelmeyeceğini de garanti edemeyiz.

Ana muhalefetteki CHP, önceki gün açıkladığı bir raporunda, İzmir’deki askerî casusluk soruşturmasını, gözdağı vermek ve askeri itibarsızlaştırmak olarak nitelendirip yargıya intikal etmiş bir olayı sulandırmaya çalışıyor. Olmadı CHP, inandırıcı değilsin, böylesine hassas bir soruşturmayı siyasi çıkarın için kullanamazsın, önce sen parti olarak Meclis’te, askerî faaliyetlere erişimin sağlanması için çaba harca. Bu alan öylesine boş bırakılmıştır ki, şoka girebilirsin.

“Darbeciler niye mülk zengini çıkıyor?,” haberlerini bir irdeleyin bakalım.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89