• BIST 83.048
  • Altın 146,881
  • Dolar 3,7605
  • Euro 4,0391
  • İstanbul 4 °C
  • Diyarbakır -6 °C
  • Ankara -11 °C
  • İzmir 5 °C
  • Berlin -2 °C

Beyler lütfen ayakta alkışlayalım!

Cahit Mervan

Birçok lider, parti, kuruluş, örgüt, iş çevreleri, bakanlıklar, ne bileyim aklınıza gelebilecek her türden kurul ve kuruluş ilgi alanına uygun anketler yapar. Bunlar için çuval dolusu para harcarlar. Sözüm ona halkın her hangi bir konudaki eğilimlerini ölçerler. Nabız tutarlar! 

Örneğin Türk başbakanı Tayyip Erdoğan’ın anketle yatıp, anketle kalktığı söyleniyor. Tansiyon aleti yerine anket kullanıyor desek daha doğru. 

Yani önce parayı basıp, anket yaptırıyor. ‘Halkın nabzını’ tuttuğuna inandığı anda da kıyameti koparıyor. En son tipik bir Erdoğan patlatmasına şahit olduk. ‘Kız-erkek öğrenci evlerine’ ilişkin ipe sapa gelmez iddiaları her halde o anketlerden elde ettiği sonuçlardan olsa gerek. 

Ancak sürekli nabzını yokladığı ‘muhafazakâr halkımız’ bu kez kendisini üçkağıda getirdi. Anket sonuçları elinde patladı. Tepki büyük oldu. Ve sonuçta geri adım attı. Anket şirketine yatırılan paralarda uçup gitti. 

Her neyse benim derdim, Erdoğan ve ekibinin devletin gizli ödeneklerinden veya kendi ceplerinden anketler için harcadıkları parlar değil. Parası var, harcıyor. Buna diyecek bir şey yok. 

Bizim böyle işe harcayacak paramız-pulumuz olmadığı için anketlerin nasıl olduğunu da bilmeyiz. Kaç kişi bu işte çalışır, soruları nasıl hazırlarlar, anketleri kim yapar, kimlere sorarlar, hangi yöntemi kullanırlar, hangi araçlarla, ne kadar zaman dilimi içinde ve nerelerde yaparlar, bilmeyiz. Bu işlerin yüzünü görmüş dahi değiliz. 

‘Kardeşim sizde hangi çağdasınız, anketsiz, anketörsüz nasıl yaşıyorsunuz’ diyeceksiniz, ama bal gibide yaşıyoruz. Dahası geleceği görmek için çuval dolusu para harcayarak anket yapanlardan, bu anketlere güvenip kriz patlatanlardan daha zevkli ve huzur içinde yaşıyoruz. Paran yok, derdinde yok misali. 

Abartısız bu ‘bizim mahallede’ böyle. Aslında insana dokunan herkes içinde bu böyle. 

Bu kadar uzun bir girişten sonra esas meseleye gelelim. Benim en güvendiğim ‘nabız’ Mahmut’un nabzıdır. Mahmut kim, nerden esti diyeceksiniz? 

Kısaca tanıtayım: Arkadaşım. Mahmut Malatyalı bir Kürt. Evli. Dünya güzeli üç kızı var. Hayatla barışık. Ayrıca müthiş bir Pizzacı. Müthiş, çünkü taş fırını var. Odun ateşinde pizzaları pişiriyor. Bir pizza için en kaliteli ve en uygun malzemeyi kullanıyor. Yani işinin erbabı. 

Sevgili Burhan Karedeniz sayesinde yıllar önce tanıştım. O dur budur yıllardır arkadaşız. Bir günden bir güne kendisine hangi okulu okuduğunu, kaç dil bildiğini veya en azından hangi kitapları okuduğunu sormamışımdır. Hiç gerek olmadı. Çünkü bilgi ve analiz için, anketörlerin ilgi duyduğu bu ‘meziyetlerin’ gerekli olmadığını anlayalı yılar oldu da ondan. 

Her neyse. Mahmut siyaset gündeme geldiği zaman az konuşur, ama bir çuval dolusu para harcanarak anketörlerin elde ettiği ‘Bilgi’den daha yalın, daha anlaşılır ve daha gerçeğe yakın ‘nabzı’ masanın üstüne koyar. Çünkü o iyi bir gözlemcidir. İzlediklerini analiz eder. Kimin kalıbının adamı olduğunu, kimin kaç çekeceğini sohbetin içinde tak diye söyler. 

İşte geçenlerde ben, Günay Aslan ve her ikimizin ortak arkadaşı Mahmut ile yine bir Köln gününde bir araya geldik. Birlikte Arkadaş Tiyatrosu’nda Şengül Pak’ın konserine gittik. Çok az izleyicinin olduğu konser bir ufak kusurun dışında, tek kelime ile başarılıydı. Harikaydı. Pak’ın o yalın sesi, müzisyenlerin o güzel sesle oluşturdukları ahenk dinlemeye ve görülmeye değerdi. 

Ancak salonda bir-iki Alman ve Kürtçe bilmeyen bazı izleyicilerden dolayı olsa gerek her türkü sonrası yapılan kısada olsa Almanca-Kürtçe-Türkçe karışık izahat konsere gereksiz bir ağırlık kattı. Sanki bir noktadan sonra müziğinde, sanatçılarında önüne geçti. Nedense konserden ayrıldıktan sonra bu her türkü arası konuşma ihtiyacının nereden kaynaklandığına taktım, durdum. 

Neyse ki imdadıma Mahmut yetişti. ‘Bence az önceki durumu abartıyorsun’ dedi ve devam etti: Biz Şivan’dan sahnede neler dinlemedik ki. Neredeyse bir seminer ağırlığında ‘İngilizce’ açıklamalar mı desen, ‘Almanca’ çağrılar mı desen, Kürtçe’den Türkçeye türküyü tercüme etmemi desen neler neler gördük biz’ dedi. 

’’Doğru’’ dedim. ’’Bu konuda Şivan’ın eline kimse su dökemez. O bir ekol’ dedim. Dedim demesine ama Mahmut pek ikna olmuşa benzemiyordu. Onu da aşan var dercesine bir bakış fırlattıktan sonra ‘esas sen İbo’yu görmen gerekirdi’’ dedi.

Ve anlattı. 

’’Rahmetli Yusuf Hayaloğlu İbo Show’da konuktu. O vur patlasın, çal oynasın arasında Hayaloğlu şiir okuyunca izleyicilerinin tıklım tıklım doldurduğu stüdyo doğal olarak sessizliğe büründü. Ve şiir bitince alkış tufanı koptu. İlk şiirde böyle oldu. Sanırım hem oradaki izleyiciler, hem de ekran başında programı izleyenler İbo’nun konuşmadan, araya girmeden kendisini nasıl tuttuğunu merak ediyorlardı. Sanki bu merakımızı hissetmiş gibi ikinci şiirde araya bir kaynak yaptı ki görmeye değerdi. Şiirin ortaların da Hayaloğlu bir başka kıtaya geçmek için duraksayıp, nefes alınca izleyiciler alkışladılar. İbo tamda o anda fırsatı değerlendirdi ve devreye girdi. Mutlaka bir şey söyleyecek ya, izleyicilere dönerek: ‘lütfen beyler hanımlar, ayakta alkışlayalım’ dedi. Görülmeye değer bir Show yaptı(!)’’ 

Doğrusu yıllardır Şıvan’ı sahnede izlemedim. Hale o sahnede konuşma ve uzun uzadıya izah etme alışkanlığını devam ettiriyor mu, bilemiyorum. İbo ise sahne ve şov dünyasına ait. Işıllar, ipek gömlekler, boyanmış saçlar (gerçi Şıvan’da saçını sakalını boyuyor), ezik konuşmalar, her türlü aidat sorunundan kaynaklı gözyaşı dökmeler ve birde olur olmaz yerde kaynak yapmalar. Onun zaten işi bu.

Şimdi bu ikili 300 çiftin katıldığı bir düğünde düet yapacaklar. Niye 299 veya 301 bir değil de yuvarlak rakam 300. Onunda anlamış değilim. Bu 300 çift nereden bulundu, buda ayrı bir konu. Bu toplu nikâh hikayesinin kokusu mutlaka bir yerden çıkar. 3, 6 hatta 12 ay önce evlenmiş olanların nikâhı da bu toplu törende kıyılırsa, hiç şaşmam. 

Bu ‘tarihi düet’in müjdesini ise Türk başbakanı Tayyip Erdoğan, yardımcısı Bülent Arınç’ın boykot edip katılmadığı grup toplantısında verdi. Hatırlarsanız hani birkaç yıl önce Şivan Perwer ile Köln’de bir otel odasında hasbıhal eden ‘Bülent Abi’den bahsediyoruz. İşte AKP’nin ‘ağır abisi’ daha birkaç gün önce başbakanına ‘ben senin kum torban değilim, özgül bir ağırlığım’ diyerek isyan etmişti. 

Koca bir ülkenin başbakanı grup toplantısında neden bir toplu düğün ve düet duyurusu yapar, bu hangi ihtiyaçtan kaynaklanıyor, onu ben bilemem. Ama bizim Mahmut’a göre bu Erdoğan’ın yeni kum torbası ihtiyacından kaynaklanıyor. Büyük ihtimalle de böyledir. Çünkü Mahmut nabzı iyi tutar. 

Şimdi burada bir parantez daha açmam gerekecek. Zaman zaman başbakanının kum turbası, ihtiyaca göre ise başbakanının boks eldiveni olan ‘başdanışman’ benim şu yazdığım iki satırdan dolayı hemen havalara kapılıp ‘bak ben zaten demiştim, bunlar Şıvan’ı getirmemizi kıskanıyorlar ’ diyerek öyle ‘derin analizlere’ kalkmasın. Buna hiç gerek yok. Ne demişler, ‘hediye edilen atın dişine bakılmaz.’ Hemen söyleyelim: Allah utandırmasın, hayırlı uğurlu olsun. 

Parantezi kapattığımız göre, devam edelim. 

Aslında biri keskin ‘Kürdistani’,diğeri ise hep gözü yaşlı, bazen ‘gerçek Türk’, bazen kendisini ‘arabesk Kürt’, bazen ise ‘her ikisinin sentezi’ sayan bu ‘iki hemşerinin’, bir Türk başbakanının himayesinde toplu bir evlilik töreninde düetleri hayli ilginç olacak. 

Doğrusu bu ikilinin hangi parçayı ortak söyleyeceklerini merak etmiyorum. Hatta bu düet için repertuarlarını kimin hazırladığını da. 

Merak ettiğim bu ‘iki ustanın’ elindeki mikrofon hali ne olacak. Yani ilk önce mikrofonu kim kapacak? Önce söze hangi methiyelerle başlanacak? Şıvan’ın o güzel Kürtçesi salona sığacak mı? 

Maazallah birde her ikisinin birbirine karşı yıllardır biriktirdiği o rekabet hırsı aniden patlarsa ne olacak? 

Ötesini ise tecrübe ile sabit olduğu için söylüyorum: Özelliklede nikah kıyacak çiftler için söylüyorum, mikrofon tek ise vay hallerine.

Mesela Şıvan okuyacağı parçayı birde ‘İngilizce’, onun arkasında birde ‘Almanca’ izah etmeye kalkarsa ne olacak? Ya birde başbakanına ayıp olmasın diye Türkçe mealini anlatmaya kalkarsa? Peşinen söyleyeyim, çiftler nikah-mikah törenini unutabilirler. Çünkü o bir başladı mı, sonu gelmez ki. 

Veya bizim Mahmut’un İbo Show’dan aktardığı ‘lütfen ayakta alkışlayalım’ anekdotun bu toplu evlilik töreninde vuku bulmayacağı ne malum. İbo mikrofonu kapar- ki kesinlikle kapacak- her nikah kıyın çift için bir iki söz ettikten sonra, ilk alkışları duyduğu andan itibaren havaya girer, Mesut Barzani ve Tayyip Erdoğan’ın da yer aldığı protokole dönerek, ‘Beyler ve hanımlar lütfen Ayakta alkışlayalım’ derse ne olacak? 

Heqqet ne olacak? Eğer sırada toplu sünnet töreni yoksa, herhalde ‘yandı gülüm keten helva’ olacak.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89