• BIST 98.314
  • Altın 144,066
  • Dolar 3,5732
  • Euro 3,9941
  • İstanbul 17 °C
  • Diyarbakır 11 °C
  • Ankara 6 °C
  • İzmir 14 °C
  • Berlin 11 °C

Beyaz Türkler cemaatler diyarında

Kurtuluş Tayiz

Yasal, yasadışı dinleme kayıtlarıyla ilgili yorum yapmayı bugüne kadar pek tercih etmedim. Fethullah Gülen'in sızdırılan telefon görüşmeleriyle ilgili de şurası "suç", burası "suç" analizlerini doğru bulmuyorum. Fakat konuşmaların içeriğine girmeden birkaç şey söyleme gereği duyuyorum. Burada Gülen'den daha çok, ahizenin diğer ucundakilerin durumuna dikkat çekmek istiyorum. Sabancı ve Koç'ların, sermayenin, kısaca beyaz Türklerin bir din aliminin kapısına düşmeleri bana çok vahim göründü.
Laik-beyaz Türk kimliği, dindarların ötekileştirilmesi üzerine inşa edilen bir kimlik. Fethullah Gülen de 12 Eylül'den 28 Şubat'a uzanan süreçte bu kimlik tarafından "düşman" olarak gösterilen cemaatin başındaki bir numaralı isim. Gülen, zamanında bu çevrelerce "irticanın başı" olarak kamuoyuna lanse edildi. Cemaat, "Muasır medeniyetler seviyesine ulaşma", "laik hukuk devleti inşa etme" ve "modern bireyler yetiştirme" ideallerinin önünde bir engel, "tehlike" olarak görüldü. Kuşkusuz bu zihniyet eski devlet ideolojisinin bir yansımasıydı.

Beyaz Türk kimliğini oluşturan değerlerin aşındığını, devlet ideolojisinin çağın gerisinde kalarak zamana yenildiğini kuşkusuz rahatlıkla söyleyebiliyoruz. Bunda yeni bir yan elbette yok. Fakat bu kimliğin tümden çöktüğünü düne kadar kimse rahatlıkla iddia edemezdi. Gülen Hoca'nın ortalığa saçılan telefon görüşmeleri, beyaz Türk kimliğinin eski bir bina gibi çöktüğünü gözler önüne serdi.

"Muasır medeniyet" idealinin temsilcilerinin, yıllarca düşman olarak ötekileştirdikleri bir din aliminin kapısına dayanmasını, onunla akçeli işler tutmasını, hukuktan kaynaklanan sorunlarında ona danışmalarını, demokratik yollarla seçilmiş bir hükümete karşı işbirliği geliştirmelerini laik beyaz Türk kimliğinin çöküşü olarak değerlendirebiliriz.
Bu ilişki siyaseten de çok kirli bir yakınlaşmayı ifade ediyor. Daha düne kadar Cemaat ile ittifakı yalanlayan bu çevrelerin, beyaz Türk sermayesinin, Gülen hareketiyle iktidara karşı gizli bir ittifak kurduğu ortaya çıktı. Bu ilişkiyi halktan gizlemeye çalışmalarının pek çok nedeni olabilir; ancak başlıca nedeni, beyaz Türklerin, bunu hiçbir şekilde kendi sınıflarına izah edemeyeceğidir. Kendi ailelerine, çocuklarına bile bu ilişkiyi anlatmakta zorluk çekeceklerine inanıyorum. Daha düne kadar "irticanın başı" diye düşmanlaştırılan bir kişinin beyaz Türklerin kurtarıcısı, baş müttefiki haline dönüşmesini anlatmak kolay olmasa gerek.

Bunun siyaseten ihtiyaç duyulan bir ittifak olduğu açık. Bu Gezi süreciyle birlikte gelişen bir ilişkiydi. Hazırlığı daha gerilere gidiyordur mutlaka. Ama iki tarafın da bu ilişkiyi açık etmek istemedikleri anlaşılıyor. Nedeni bu ilişkinin siyasi amacının temiz ve sosyolojik olarak tutarlı olmaması. Hedefleri bakımından savunulabilecek bir işbirliği olsaydı, ortaya çıkmasından da bu kadar çekinilmez, korkulmazdı.

Bu ilişkiyi Gülen Cemaati için sorgulama gereği pek duymuyorum; bu konuda ille bir şey söylemek gerekirse Cemaat de yıllardır emek verdiği, inşa ettiği kimliğini, masumiyetini kaybetti. Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı'nın internete sızdırılan bu konuşmaların içeriğine ilişkin "suç değildir" yönünde yaptığı açıklamanın da çok yüzeysel olduğunu belirtmek isterim. Bu telefon trafiği "suç" unsuru içeriyor mu bilemem, ama bundan daha önemli kısmı içeriğin ayıp ve günah olması.

Bunu zamanla daha iyi anlayacaklarını umuyorum.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89