• BIST 89.764
  • Altın 145,514
  • Dolar 3,6255
  • Euro 3,9111
  • İstanbul 7 °C
  • Diyarbakır 2 °C
  • Ankara 0 °C
  • İzmir 7 °C
  • Berlin 3 °C

Beyaz Türk sahillerine vuran bir armut hakkında…

Yıldıray Oğur

Douglas Frantz, 2000-2005 New York Times’ın İstanbul büro şefliğini yapmış 35 yıllık bir gazeteci. Yeni görevi ABD Dışişleri Bakanlığı’nda halkla ilişkiler, medya, sosyal medya meselelerinden sorumlu bakan yardımcılığı.

Geçen hafta İstanbul’da gazetecilerle bir araya geldiğini Mehmet Barlas’ın daveti “tek tip gazeteci davet edilmiş” itirazıyla reddetmesiyle öğrendik. Star’dan Fehmi Koru, Zaman’dan Abdülhamit Bilici, Posta’dan Nedim Şener, Milliyet’ten Kadri Gürsel ve Türkiye’den Ceren Kenar. Pek tek tip sayılmazmış doğrusu.

Frantz, Türkiye’de çalıştığı yıllarda muhtemelen asker postacısı, CHP basın bürosu çalışanı epey gazeteci tanımıştır ama neyse ki “yandaş” kelimesine yetişemedi. Ama Obama yönetimi, “yandaş gazetecilerini “resmî görevlere getirmesiyle eleştiriliyor Tea Partyliler tarafından. Amerikan merkez medyasını da uzun bir süredir “yandaş”lıkla suçlayarak. Haksız sayılmazlar. Beyaz Saray’ın Sözcüsü Jay Carney Time dergisinin eski Washington temsilcisiydi. Onun Time’daki genel yayın yönetmeni Richard Stengel ise yine Obama tarafından kamu diplomasisinden sorumlu Dışişleri Bakan Yardımcılığına getirildi. ABD’nin BM Daimi Temsilcisi Samantha Power da gazetecilik kökenli diplomatlardan. Obama’nın yakın kadrosunda Washington Post’ta film kritikleri yazan Desson Thomson, Kerry’nin ekibinde ise Boston Globe editörlerinden Glen Johnson ile birlikte en son Los Angeles Times’ı yönetmiş Douglas Frantz de var. Frantaz’in Kerry ile olan tanışıklıkları daha eski. Kerry, Kongre Dış İlişkiler Komitesi Başkanı bir Massachusetts senatörüyken gazeteci Frantz’ı komitenin soruşturma ekibinin başına getirmişti ki ABD’deki medya eleştirmenleri bundan pek iyi bahsetmiyorlar.

Gazetecilik-siyaset arasından mesafe açısından ABD en parlak örneklerden biri değil yani. Frantz’in Los Angeles Times’tan ayrılış hikayesi de öyle. (Her ne kadar Türk damak tadına hitap etse de) Gazetenin Ermeni asıllı uzman yazarlarından birinin Ermeni Soykırımı hakkındaki yazısını etnik kimliği yüzünden objektif olmadığı için yayınlamayı reddedince epey tefe konmuş, aleyhinde bildiriler yayınlanmış, gazete yönetimi arkasında durmayınca da iki ay sonra görevinden istifa etmişti.

Bu kararını gazeteci olan eşi ve çocuklarıyla Türkiye’de geçirdiği yıllara bağlayanlar oldu tabii.

O yıllarda Laila ve ekonomik eşitsizlikler üzerine yazdığı bir haber Türkiye’de de epey konuşulmuş. Anıtkabir’i uçakla vurmayı planlayan Kaplancılar haberi de. Herhalde o tarihlerde Türkiye’de basın çoook özgür olduğu için, askerî vesayet diye de bir şey olmadığı için pek öyle haberler geçmemiş İstanbul’dan. Hakkını yememek gerek. Mayıs 2007’de İstanbul’da İlber Ortaylı Andrew Mango ve Ertuğrul Özkök’le birlikte katıldığı bir panelde Özkök’e “Türkiye’yi bu kadar iyi tanıyan bir gazeteci olmasına rağmen o bile, son askerî bildiriyi tasvip etmiyor” diye yazdıran sözler söylemiş olmalı. “O bile kısmına takılıp kalmazsanız tabii.

Eşiyle beraber yazdıkları Struma kitabı, Pulitzer ödüllerinde finale kadar kendisini çıkaran haberleriyle iyi bir gazeteci Frantz. (Bir süre de şirketlere ticari istihbarat toplayan Krull adlı bir şirkette sürdürmüş araştırmacı gazeteciliğini.)

O yüzden İstanbul’daki toplantıda Türkiye’de basın özgürlüğü, internet yasaklarını eleştirip “özgürlük olmazsa ekonominiz de bozulabilir, zaten kötü işaretler var, Türk halkı kaybeder, aman ben bunları bir dost olarak söylüyorum, siz de bize söyleyin eleştirilerinizi” (yukarıdaki giriş buna sayılsın) dedikten sonra “sorusu olan” diye pas attığında ilk sözü alan Türk gazetecisinin “Aslında Türkiye’de olup biten her şeyi özetlediniz, açacak bir şey kalmadı. Peki Türkiye’de gazetecilik yapan bizlere ne tavsiye edersiniz” sorusunu duyunca şaşırmış olmalı. “Zaten yapmakta olduğunuz işi yapmaya devam edin” cevabından o anlaşılıyor.

Neyse ki bu soru bir TV röportajında Başbakan Erdoğan’a sorulmadı. O gazetecinin adı yandaş ve jöle kelimeleriyle birlikte TT olurdu.

Zor sorular da sorulmuş tabii. Mesela yakın bir dostu toplantıda olan Taha Kıvanç’ın “Türkiye’nin Rusya’yla Tayyip Erdoğan’ın Vladimir Putin’le mukayesesinin yakışıksız olduğu görüşünde Frantz; 'Asla böyle bir şey söylenemez’ dedi” diye aktardığı bölümü metinden okuyunca bunun iyi bir gazetecinin (adları belirsiz) Putin-Erdoğan benzetmesi ne kadar doğru kritiğinden sonra gelmiş toparlama maiyetinde sözler olduğu anlaşılıyor

Tabii bütün bunları bu kadar ayrıntılı olarak toplantının tam dökümünün ABD İstanbul Konsolosluğu’nun sitesinde yayınlanmış olduğu için biliyoruz. “Trafik yüzünden özür dilerim” selamlaşmalarına kadar tam bir döküm bu. Wikileaks’e, dinlenmeye, komplo teorilerine karşı akıllıca bir tedbir. “Dinleyeni cezalandırın, yayınlayanı değil” diye Twitter, Youtube yasaklarını eleştirdiği haklı cümlelerin ardından yine iyi bir gazetecinin Ekvador elçiliğinde mahsur kalmış Assange’ı hatırlatması da iyi sorular arasında.

Anlaşılan ABD, “bir şey de Türkiye’ye” diye bastıran sesleri, mesela New York Times editörlerini susturmak için göstere göstere bir mesaj vermeyi tercih etmiş Frantz’le. Kadri Gürsel’in toplantı izlenimlerini yazdığı dünyayı sonunda Amerikan’ın kurtardığı film adlarını andıran makalesinin başlığı muradı iyi anlatıyor: Amerikan’ın Mesajı...

Notlardan anlıyoruz ki bu mesajı alabilmek için Gürsel toplantıda Frantz’ı epey terleten sorular sormuş. Cevaptan onun sorduğunu anladığımız bir soruda Gürsel “Peki neden Türkiye’deki medya özgürlüğü meselesiyle bu kadar ilgileniyorsunuz. Bugün burada olmanızın arkasındaki sebepleri öğrenmek istiyorum” diye acımasızca yüklendiği Dışişleri Bakan Yardımcısı’ndan şöyle bir cevap almış: Bunu ben de bilmek isterdim.

ABD Dışişleri Bakan yardımcısından bir mesaj almak için onu böylesine ‘sıkıştırma’nın “Gazeteci alarak peki ne yapmamızı tavsiye edersiniz” diye sormaların arkasındaki travmaları anlamak gerek.

Sosyalist yazar Murathan Mungan’ın gidip Alman merkez sağının gazetesi FAZ’a (The Frankfurter Allgemeine Zeitung) “Gezi olayları sonrası artık Türkiye’de hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Bunu seçim sonuçları da değiştiremez. AB ve Almanya bizden öyle çabucak vazgeçemez. Almanya’ya sesleniyorum, çünkü seçim sonuçları nedeniyle en çok hayal kırıklığına uğrayan, darılan ülke oldu” diye seslenmesini de açıklar o travmalar.

Alman halkına bile değil, Alman devletine (Rosa Luxemburg’u mezarında ters döndürüp) “seçimlerde hayal kırıklığına uğrayıp bizden vazgeçme” diye seslenen solcu yazar. Tuhaf, ama olsun yine de açıklar. Kızının ensest hikayesini duymazlıktan gelen anneye benzettiği AKP seçmeninden vazgeçip, Merkel’in şefkatli kollarında devrim, demokrasi, iktidar aramayı da.

Özgürlükçü solculuk, liberallik, demokratlık, Beyaz Türk eleştirisi falan diye gençliğinde haytalıklar yaptıktan sonra yaş kemale erince cami cemaatine karışan amcalar misali, armudunun dibine düşüp “Laiklik, yaşam tarzı tehlikede, korkuyorum”ların, “CHP’ye oy vereceğim ne yapalım”ların huzurlu sahillerine kendini bırakmanın, baba ocağına, ataların dinine, kutsal ineklere dönmenin, yaşam muhitiyle, doğal habitatıyla barışık bir tür olmanın, sılayı rahim yapmanın da anlaşılmaz bir tarafı yok. Huzur herkesin hakkı.

Solcu şarkıcının “Umreye, hacca gitmem. Araplara para kazandırmam” diye ırkçı zevzeklenmesinin dahi kısa bir süre sonra mazur karşılanacağı armudun da insanlığın da dipleri o huzurlu, mutlu laik Beyaz Türk sahilleri.

Türk laiklerinin AKP ve dindarlar karşısındaki ruh hali, göçmen karşıtı Avrupa’nın yeni faşistlerinin kibriyle, 19. Yüzyılda büyük devletlerden himaye bekleyen azınlıkların mağduriyet duygusu arasında bir yerlerde salınıyor.

Bu tür vakalara da Merkel ile Obama bakmıyor…

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89