• BIST 83.067
  • Altın 146,530
  • Dolar 3,7912
  • Euro 4,0490
  • İstanbul 5 °C
  • Diyarbakır 7 °C
  • Ankara -1 °C
  • İzmir 8 °C
  • Berlin 3 °C

Beyaz atlı sekülerler gelmeyecek Aysel Hanım!

Yıldıray Oğur

Nazi rejiminin meşhur Propaganda Bakanı Joseph Goebbels'in Hitler'den ilhamla geliştirdiği “büyük yalan” stratejisi şunu tavsiye eder: "Eğer yeterince büyük bir yalan söylersen ve bu yalanda ısrarcı olursan, insanlar nihayetinde sana inanmaya başlayacaktır.” (Ceren Kenar’ın 2013 yılındaki bir yazısından. Goebbels 116 yaşındayken. Türkiye’nin solcuları hâlâ loserken. Ama Sinan Ogan’la ittifaka kadar mevzileri geriletmemişken http://www.turkiyegazetesi.com.tr/ceren-kenar/577306.aspx)

Ama bazen yalanların da sonu gelir.

PKK medyasının IŞİD’in Musul’u işgalinin arkasında gösterdiği Barzani’nin Peşmergeleri, aynı medyanın IŞİD’in bir model öncesi muamelesi çektiği Özgür Suriye Ordusu’na bağlı milislerle birlikte, IŞİD’in kurucusu olarak gösterilen Türkiye’nin üzerinden geçip Kobani’de IŞİD’le savaşmaya gittiler dün…

Hem de 2011'de, bu yollar ikinci bir Dersim harekâtı için yapılıyor, denilen yollardan geçerek… (Alıntı: @beyruting)

2011 vurgusu mühim. Aynı zamanda çok acılı. Çünkü belki de bugünkü çözüm süreci 2011 yılında başlayabilirdi. Oslo’da Kandil’le yürütülen görüşmeler çöktükten sonra İmralı’da yeniden başlayan müzakereler, seçimlerin ardından haziranda Öcalan’ın barış konseyleri kuruluyor açıklamasıyla zirve yapmıştı.

Sonrası malum. Silvan baskını ve aynı saatlerde Diyarbakır’da Aysel Tuğluk’un demokratik özerkliği ilanı. Ve bütün gerekçeleri bitmiş bir savaş için, PKK’nın Suriye kriziyle önüne açılan yeni imkânları kullanma fırsatçılığı uğruna, Öcalan’ı da geri çekilmek zorunda bıraktırıp girdiği binlerce genci öldüren Devrimci Halk Savaşı denemesi…

Benzer günlerden geçiyoruz. Bir barışı daha ıskalayıp ıskalamayacağımıza karar verdiğimiz günlerden. Belki kısa bir süre sonra mahkûm olduğumuz önümüzdeki barış girişimine kadar binlerce gencin daha ölümüne neden olup olmayacağımıza karar vereceğimiz günler. Kötü haberler gelmeye başladı bile.

Her şey 2011’e benziyor. Ortaya dökülenler bile.

Üç yıl önce bölgeye yapılan yolları, yeni katliam hazırlığı olarak yorumlayıp havayı zehirleyen canı sıkılan, action seven ablalar, bir tuzluk kadar dahi ilgileri olmadıkları bir meselenin hallinin konuşulduğu müzakere masasında oturanların sandalyesini sallamaya çalışıyor.

2012 yılında Devrimci Halk Savaşı sırasında Taraf’a yazdığı açık mektup da yeni stratejiyi savunan Aysel Tuğluk’un başka bir yazıyla geri dönmesi de o benzerliklerden biri.

Aysel Hanım’ın, kalemi taştan daha iyi kullandığı açık. Erken yaşlarda PKK ile tanışmış, Öcalan’ın da uğradığı bir evde büyümüş, avukatlığını yapmış, bu harekete gönülden bağlı bir isim.

O yüzden onunkisi can sıkıntısından biraz da Kürtlerle ilgileneyim bari diyen bir Nişantaşı hanımefendisinin, ya da dikkate alınmak isteyen emekli bir liberalin ya da bütün siyasi geleceğini PKK taşına yatırmış loser bir solcununkinden farklı.

PKK içerisinde kulak verilmesi gereken hakim bir görüşü, çözüm sürecine inancı zayıf bir kanadı hatta toplumsal kesimi temsil etmesi açısından da kıymetli.

2007 yılında Cumhuriyet Mitingleri sürerken Radikal İki’ye yazdığı bir yazıda Kemalistlere, ulusalcılara yaptığı ittifak çağrısı sadece onun şahsi görüşü değildi muhakkak. Şöyle yazmıştı:

“AB üyelik süreci, ABD'nin Irak işgali, Türkiye'deki ve Irak'taki Kürt sorununun emperyalist müdahalelerle geldiği son aşama ve AKP iktidarının ekonomik ve politik uygulamalarla uyumlu dış politikası çok ciddi kaygılara sebep oluyor. En azından dürüst olarak kabul edebileceğimiz Türk yurtsever kesimlerce ve özellikle Kemalist aydınlarca bu kaygılar üst düzeyde yaşanıyor. Burada bizim açımızdan sorulması gereken, Kürtlerin tavrının ne olacağıdır. Bize göre Türk halkının korku ve kaygıları ciddi düzeyde gerçekçidir, anlaşılmaya değerdir. Türk halkı tekrar Sevr tehlikesine benzer bir durumla karşı karşıyadır tespitini rahatlıkla yapabiliriz. Emperyalist müdahalelere güvenmeden ve de gerçeklik dışı olmayan açılımlarla çözüm arayışı gerekiyor.”

Ve 7 yıl sonra…

Tuğluk bu kez AKP’nin işbirlikçisi olduğu Batı emperyalizminden, Sevr’den bahsetmiyor. Tam tersine. O köprünün altından çok sular aktığının eski ulusalcıların bardak hatta İngilizce tweetle AKP’ye karşı Batı’dan yardım isteyen eski ve meşhur bir ulusalcı tabirle ‘işbirlikçilere’ döndüğünün farkında…

Şöyle diyor: “Uluslararası güçler nezdinde AKP çizgisi tüm yüzleri ile deşifre edildi ve önemli oranda IŞİD’le aynı çizgi olduğu da çeşitli biçimlerde ifade edildi.”

Ama çağrının adresi değişmiyor. Tuğluk, yine sekülerlerin kapısının önünde. Çılgın ve vazgeçmeyen bir âşık gibi. Ümidini kaybetmiyor bir türlü:

“Hayır, kesinlikle Barış sürecini bitirmekten söz etmiyorum. Ama açıkça belirtmek gerekiyor ki, AKP kesin bir şekilde partner olmaktan çıkmıştır. Zira, IŞİD kartı ile sürece karşı en büyük komployu kurdu. Bu açıdan süreç konusunda devletin geleceğini düşünenler ve seküler güçler hızla sorumluluk almalıdır.”

“Süreç konusunda devletin geleceğini düşünenler”den kastı hakkında tecrübeli vatandaşlar olarak hepimizin kafasında bir fikir oluşuyor. Ama “o kadar da değildir herhalde” diye yıllarca devletle savaşmış silahlı bir örgütün siyasi kanadından bir isme konduramadığımız bir fikir o...

Hızla sorumluluk almaya çağırdığı seküler güçlerin, AK Parti hâlâ iktidardayken nasıl hızla sorumluluk alabileceklerini yazarsa atıl ve yılgın haldeki seküler güçlere de bu moral olur muhakkak.

Belki bu tuhaflığı “Tuğluk, AKP’ye karşı eski Türkiye’ye seslenmiş” diye toparlayabiliriz. Yoksa Dersimli bir Kürt’ün derin devlete, eski muktedirlere ittifak çağrısı deyip boşuna Stockholm’lere gitmeyelim yeniden.

Peki Tuğluk’u böylesine çaresizce 7 yıl önceki gibi sekülerlerin kapısına getiren korkunç AKP ne yapmış yine?

90’lara dönmüş, her gün sokakta cinayetler işliyormuş, asker her gün operasyon yapıyormuş, Öcalan’la görüşelim diyenler tutuklanıyormuş. Onları biliyoruz, tamam. Erdoğan’ın Hitler’den, Davutoğlu’nun Enver Paşa’dan tek farkları bıyıkları. Onu da anladık. Kürt siyasetinin rüyalarındaki tarih 2014 değil, 1994. Hep mağdur, hep haklı olduğu güzel zamanlar…

Evet de. Peki başka. Okuyalım:

“IŞİD yukarıdaki çerçeveye bağlı olarak, yıllara dayanan ilişkiler sonucu Davutoğlu/Erdoğan çizgisi tarafından Orta Doğu’da 'oyun kurucu ülke olmak' stratejisinin bir gereği olarak sahaya sürüldü.”

“IŞİD’in başarısız olması durumunda bizzat hamileri, yani AKP en aktif haliyle devreye girer.”

“Belki insanların çoğu farkında değildir ama AKP çizgisi Türkiye’nin bütünü için şu an yürürlükteki en büyük tehlikedir. Öyle IŞİD’in Türkiye’ye dönmesinden söz etmiyorum. Bizzat IŞİD ideolojisi ve yaşam anlayışının AKP eliyle toplumun dokularına nüfuz etmesinden söz ediyorum.”

Yani: Siz hâlâ AKP’nin sadece IŞİD’i kurduğunu mu zannediyorsunuz?

Bir level yukarıya çıkmış paranoya, haberiniz yok. AKP bizzat IŞİD’in kendisi.

Eğer sekülerler ve devleti düşünenler bir şeyler yapmazsa da Üsküdar’da boğaz kesme sezonu açıldı açılacak…

Yazıdaki bu cümle de çok şey anlatıyor:

“IŞİD, Suriye’nin işgali ve Kürt kantonlarının etkisizleştirilmesi amacına ulaşıldığı anda devre dışına sürülür ve Anadolu’da 'insani yardım kuruluşu' olarak hayatına devam eder.”

Yok sadece yardım kuruluşları-IŞİD eşitliğinden bahsetmiyorum. PKK’nın McCarthyci (öldüğünü biliyorum) dünyası hakkında 6/7 Ekim olaylarında epey bir fikir sahibi olduk.

Bu cümledeki esas ilginç nokta IŞİD’in amacını tarif ettiği yer: “Suriye’nin işgali ve Kürt kantonlarının etkisizleştirilmesi…”

Özellikle de şurası: “Suriye’nin işgali…” Kürt kantonlarının etkisizleştirilmesinden bile önceki bir mesele olarak Suriye’nin toprak bütünlüğü kaygısı.

Bu tuhaf kaygı 2011’de de 2014’te de PKK’yı çözüm masasından kalkmaya zorlayan tazyik hakkında çok şey söylüyor. Bu yazının temsil ettiği kanadın, Kürt hareketindeki bu toplumsal dokunun hassasiyetleri hakkında da…

Ama bütün bu yazı daha tuhaf bir şey söylüyor. Tuğluk’a göre Kürt meselesinde AKP’yle tek problem var ortada: IŞİD. Yani yarın IŞİD denen örgüt ortadan kaldırılırsa, ortada bir problem de kalmayacak. 40 yıldır Kürtlerin talepleri için ortaya çıkmış bir hareketin günün sonunda tek derdi IŞİD diye bir örgüt olmuş demek.

Ya da arkasına saklanılarak silaha meşruiyet sağlanabilen, çatışmaya odun olarak atılabilen, mağduriyeti üzerinden siyaset yapılabilen son malzeme IŞİD.

AKP-IŞİD eşitliğini Batı’nın görmüş olması üzerine kurduğu Batı’dan ümitvar cümleler, kadın gerillaların kapaklarını süslediği Amerikan dergileri, PYD’yle ABD yakınlaşması, Amerikan gazetelerinden yavru ayılara biberonla süt içiren gerilla fotoğrafları eşliğinde PKK’nın terörist örgüt olarak anılmasına karşı çıkan yazılardan gelen bir özgüven de görülüyor bu masayı yıkıp geçme rahatlığında.

Aysel Hanım’a gayet iyi bildiği Molla Mustafa Barzani’nin hayatını, Öcalan’ın uluslararası komplo denen yakalanış hikâyesini ve tabii Halkın Mücahitleri’nin Batı ile cerbezeli tarihini, belki nostalji olarak da 2007’deki yazılarını tekrardan okumayı tavsiye etmekten başka elden ne gelir

Bir de Türkiye’nin İran olmadığını, 60 yıldır NATO üyesi olduğunu, ticaretinin büyük bir kısmını Batı’yla yapan dünyanın 17. büyük ekonomi olduğunu, AB üyeliği için kapıda beklediğini, yani PKK için harcanmayacak kadar büyük bir ülke olduğunu hatırlatmaktan…

Ve tabii Batı-PKK ilişkilerinde hâlâ son kertede belirleyici olanın uzun sakallı IŞİD’çilere karşı kadın gerillalarıyla direnen laik bir örgüt olmanın değil, silahlı mücadeleyi hele de bir NATO üyesi ülkede silahlı bir mücadeleyi sürdürüp sürdürmeyeceği hakkındaki kararının olacağını da…

Yani yine geldik o lanet olası çözüm sürecine. Bir türlü hızla harekete geçip iktidar olamayan, başka türlü iktidar olmayı da neyse ki artık beceremeyen sekülerler yerine IŞİD’çiliğini içine atmış AKP’yle yapmak zorunda olduğunuz çözüm sürecine...

Beyaz atlı sekülerler gelmeyecek Aysel Hanım.

İyi tarafından düşünün, en azından bu AKP’lilerle anlaşırsanız günün sonunda tokalaştığınızda eliniz havada kalmaz.

Bu arada aradan iki yıl geçti. Bu iki yılda ölmesi beklenen gençler ölmedi. Yani ortada konuşulmayan hâlâ tek büyük şey var Aysel Hanım...

  • Yorumlar 7
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89