• BIST 90.383
  • Altın 144,263
  • Dolar 3,6117
  • Euro 3,9021
  • İstanbul 8 °C
  • Diyarbakır 9 °C
  • Ankara 6 °C
  • İzmir 12 °C
  • Berlin 3 °C

Beton kalpler Soğuk duvarlar...

Reyhan Yalçındağ

Utanç duvarları denince insanlığın aklına düşen ilk anekdotlardandır SSCB’nin dağılmasına kadar ibretlik şekilde duran ve Berlin’i ikiye ayıran duvar… Yine, mazlum Filistin halkına eziyetin başka bir göstergesi olan, İsrail’in ördüğü utanç duvarları…

İnsanlık, tarihine musallat olan bu utanç duvarlarını yıkadursun, çözümden en fazla “söz” olarak bahsedilen böylesi bir süreçte, AKP, Kuzey Kürtleriyle Rojava Kürtleri arasına 877 Km uzunluğunda beton duvar örüyor. Sormazlar mı şimdi sana, sen kimsin ve kimlerin arasına beton duvarlar örüyorsun?2004’de imzaladığın Ottowa Anlaşmasından bu yana, sivillerin, en çok da çocukların ölmesine yol açan mayınları temizlemek adına tek bir adım atmamışken, duvarlar örerek neyi çözmeyi amaçlıyorsun? Kürtlerin birbirlerini unutmalarını mı? Rojava’da yazılan tarihi destana Kuzeydeki kardeşlerinin tanıklık etmemesini mi? Orada yükselen direnişin görkemi ve muazzamlığı mıdır böylesi yüksek duvarları yapmanıza yol açan? Bu nasıl bir hezeyandır, nasıl bir korkudur? Bugüne kadar faili meçhullerin, köy yakmalarının, tecavüzlerin, toplu mezarların durduramadığı Kürtleri, beton kalplerin yarattığı taş duvarlar mı durduracak?

100 yıllık inkarı ve imhayı nasıl boşa çıkarttıysa Kürtler, bu beton duvarları da öylesine yıkacaklardır. 1639’dan beri parçalara ayırmaya çalıştığınız bu kadim halk, kendi yüzyılını yaşamaktadır artık. Ne Kürtler eski Kürtlerdir ne Ortadoğu, ne de dünya! Geçen yüzyılın son yılında, “asrın davasıyla” derdest edilmeye çalışılan Kürtler, bu yüzyılı kendi özgürlüklerinin yüzyılı yapmaya oldukça kararlılar. Ne 5 No’lu Amed Zındanı, ne Şakranlar, Pozantılar durdurabildi onları, ne de bundan sonra Nusaybin-Serekani hattına ördüğünüz utanç duvarları durdurabilir!

20 yıllık Lice…

Geçtiğimiz hafta, Lice katliamının üzerinden tam 20 yıl geçtikten sonra, yaşananların bir çatışma olmadığı ve askeri yetkililerin Lice’yi yakma-yıkma ve sivilleri öldürme operasyonu olduğunu itiraf eden iddianamenin kabulüyle yeniden, geçmişle yüzleşme meselesinin, onurlu bir barışın yapıtaşlarından olduğu bir kez daha açığa çıkmış oldu. Orta yerde duran yüzlerce delile rağmen, bugüne kadar bu davanın açılmamış olması zaten handikap. Ancak davanın açılması, şimdilik adil bir sonuca ulaşacağımız anlamına gelmiyor.

JİTEM-Kontrgerilla sarmalındaki 30 yıllık karanlık geçmişle mücadele, o devlet karakterini devrimci bir ruhla dönüştürmekten ve bu yönlü samimiyetten geçer ancak. Oysa AKP’ye baktığımızda, bunun daha çok, devlet gücünü ele geçirme olduğunu görmekteyiz; demokratik ulus-demokratik vatan ilkeleriyle demokratik bir yönetim yerine! Ölüm sınırındaki hasta mahkumların, “yaşamlarını tek başına sürdüremeyecek” düzeyde olduklarını gösteren raporlara rağmen, “toplum güvenliği” refere edilerek halen tutulmaya devam etmeleri, aynı zihniyetin dışa vurumudur. Bu, reform ya da paket falan değil; olsa olsa intikam geleneğidir. Her fırsatta dile getirdikleri “sürecin heba edilmemesi” meselesiyle ilgili şunu hatırlatmakta yarar var:

Kürt tarafı, tek taraflı olarak bir süreç başlatmıştır; ve bu yüzyılın, Türkiye halklarının yüzyılı olması adına tarihi fedakarlıklar yapmıştır. Hal böyleyken, ölüm sınırındaki mahkumların dahi bırakılmaması, çözümden ve samimiyetten uzak olunduğunun açık bir ifadesidir. Dünya barış görüşmeleri tarihine bakıldığında, tartışmasız üzerinde mutabık olunan durum, esirler iken, burada hasta mahkumlara reva görülenler asla kabul edilemez. Samimiyseniz, yüzünüzü bilumum F, D, vs tiplerinde yaşanan drama çevirin!

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89