• BIST 108.392
  • Altın 143,183
  • Dolar 3,5328
  • Euro 4,1224
  • İstanbul 21 °C
  • Diyarbakır 23 °C
  • Ankara 20 °C
  • İzmir 21 °C
  • Berlin 15 °C

Beşikci’ye fahri doktora ve düşündürdükleri...

Fehim Işık

Geçtiğimiz hafta Boğaziçi Üniversitesi Senatosunun kararıyla Dr. İsmail Beşikci’ye Fahri Doktora unvanı verildi.

Doğrusu Beşikci’ye bu unvanın verileceğini duyduğum ilk andaki tepkim, Fahri Doktora’nın Türk üniversitelerinin bir özür girişimi olduğu biçimindeydi.

Beşikci’ye bu unvanın verilmesini benim gibi coşkuyla karşılayan çokça insanın yanı sıra sosyal medyada az sayıda kişi Beşikci’nin bu unvanı kabul etmesini üslubunca eleştirdi.

Eleştiriler, unvanın Beşikci üzerinden devletin kendini aklama girişiminin bir parçası olduğu biçimindeydi. Bunlar, devlet tek bir özür dilememişken bir üniversitenin verdiği unvan ile ayaklar altına alınan bilimin namusunun korunmasının mümkün olmadığını ve Besikci’nin unvanı kabul ederek istemeyerek de olsa devleti yönetenleri akladığını söylüyorlardı.

***

Hiç kuşku yok, bu ülkede anlatılmaya ihtiyacı olmayan ender insanlardan biridir Beşikci. Görüşlerini kabul eder veya eleştirirsiniz bir yana ama şunu biliyoruz ki; Beşikci dik duruşu ve bilimin namusuna sahip çıkmasıyla düşmanlarının bile takdir ettiği, sözünü esirgemeyen biridir. Her sözünün bedelini de sonuna kadar ödemeyi göze aldı; ödedi...

***

Beşikci unvanın kendisine takdim edildiği törende yaptığı konuşmada, ödüle ve ödülün kendisine verilmesine biçtiği değerden öte yine bilimin namusundan, Türk üniversitelerinin bilim karşısındaki gerici ve faşizan tutumundan, devletin Kürt halkına ve Türkiye’deki diğer halklara yaşattıklarından söz etti. Aynı toplantıda Patrik Bartholomeos’a verilecek Fahri Doktora unvanına da değinen Beşikci, bilimin günümüz anlayışı ile Ortaçağ’da kiliselerin bilime yönelik direncinin karşılaştırmasını yaptı.

Beşikci’nin bir diğer değindiği durum ise 12 Eylül döneminde cuntanın lideri Kenan Evren’e ödül ve unvan vermek için sıraya giren üniversitelerin tutumu üzerineydi. Örneklerle sürdürdüğü konuşmasında Beşikci, bir dönemden sonra Evren’in ödül ve unvan törenleri için üniversitelere gitmediğini, üniversitelerden gelen heyetlerin Ankara’da ödül ve unvanlarını topluca takdim ettiğini söyledi.

Beşikci’nin değindiği konulardan biri de eleştiri üzerineydi; eleştirinin geliştirici özelliğinden ve mutlaka olması, hatta korunup geliştirilmesi gereğinden söz etti. Beşikci’nin en çarpıcı sözcüğü de şuydu; “Bilim, sınırsız bir düşünce özgürlüğü gerektirir.”

***

Yakından biliyoruz ki Beşikci kendi çalışmalarının, yazı, konuşma ve kitaplarının övülmesinden çok eleştirilmesinden haz alır, her eleştiriyi sonuna kadar okur ve haklıya haklı, haksıza da haksız demesini bilir; tüm bunları da hep üslubunca yapar.

Birine “doğru söylemiyorsun” demek yerine, “ben böyle düşünüyorum” demeyi tercih eder.

Türkiye’de 1970’li yılların ilk yarısında Kürt siyasetini alt üst eden “sömürge bile olamayan ulus Kürdistan” tezi ile 1984’ten sonra dillendirdiği “ilk kurşun” kavramını hararetle savunurken de onu eleştirenler çokça oldu. Ama o üslubunu bozmayı hiç mi hiç tercih etmedi. Karşısındakini dinledi, kendi görüşlerini söyledi, ikna etmek için ise özel bir çaba harcamadı.

Bu nedenledir ki görüşlerini savunanlar da, savunmayanlar da ona saygıda kusur etmez.

***

Hal böyle iken üzüldüğüm tek nokta Beşikci’ye bu türden bir unvanın ilk olarak Türk üniversitelerinden biri tarafından verilmesidir. Bunu şimdiye kadar niye Kürt üniversiteleri akıl etmez, anlamıyorum!

Hadi onlar akıl etmedi, hiç mi bu üniversitelerdeki akademisyenlerin akına gelmez?

Bu da sanırım Kürtlerin genel geçer eksik, yanlış bakış açılarının bir sonucudur?

Birileri Beşikci’yi kendilerinden bilir bu nedenle ödüle, unvana gerek görmez; başkaları Beşikci’yi verdiği emekler, ödediği bedeller üzerinden değil A’yı eleştirmesinden, B’nin yanlışlarını söylemesinden yola çıkarak ciddiye almaz...

Bu örnekleri çoğaltmak mümkün...

Ama biliyoruz ki Kürtleri geliştirecek olan temel prensip Beşikci’nin yıllardır dillendirdiği, her fırsatta üzerinde ısrarla durduğu eleştiri mekanizmasının yaşama geçirilmesidir.

Eleştiri ilaçtır, o ilacın ana kapısının kodu ise insanın zihnindekilerdir...

  • Yorumlar 3
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89