• BIST 83.067
  • Altın 146,530
  • Dolar 3,7912
  • Euro 4,0490
  • İstanbul 3 °C
  • Diyarbakır 3 °C
  • Ankara -6 °C
  • İzmir 3 °C
  • Berlin -1 °C

Ben ve Öteki…(1)

Ersin Tek

Ötekinin sesi olabilmek için, sessiz sözcüklerin kalbinde ses vereceğiz. Söz olacağız, anlam olacağız, yalnızca hakikatin öz’ünden bir ses olacağız. Sesimiz, varlığın anlam katmanlarını kucaklamanın mücadelesi olacak sadece. Ötekinin varlığına bir minnet borcudur bu satırlarımız, bu sözcüklerimiz, bu çığlığımız.

Yaratılış an’ının bizim için bilinmez ve karanlık görünen tarafından şimdiye uzanan; varoluşun sisli havası içinde yürüyen zaman ile mekân’ın ve bunların kıskacında eriyen insanın serüvenidir anla/t/mak için didindiğimiz.

Ben ve Öteki’yle başlayacağız, anlamaya ve de anlatmaya…

İnsanın yeryüzündeki serüvenin, çok çok eski zamanlara uzandığını biliyoruz. Ya insan nedir tam olarak? İnsan’ın limit ve sınırları nerede başlar, nerede biter? Büyük ve küçük sistemlerin neresinde durur insan? İnsan’ın düşünce mekanizması nasıl ayarlanmıştır? İnsana dair soruların ardı arkası gelmeyecek biliyoruz. Yoksa her şey insan eksenli döndüğü/düşünüldüğü için midir, bu kadar belirsizlik, bu kadar bilinmezlik, bu kadar kargaşa? İnsanın kendisiyle, insanın varlıkla ve insanın insanla arasında nasıl bir ahenk var(dı) ve bu ahengi sağlayan nedir?

Bu soruların cevabı uzun, girdili-çıktılı bir denklem; belki bir ömür, belki bir ölüm kadar uzun… Ama cevabını aramalı ve sorgulamalı bu soruların, yoksa kucağında yaşadığı dünyayı cehenneme çevirecektir insan.

İnsan aciz. Bu aczinin mesulü yine kendisidir, çoğunlukla. Galiba en büyük sorunu, sadece ve sadece kendisidir! İnsan sorunu. Modern çağa nispet edilse de; bütün çağlarda, sorunun kendisi ve sebebiyeti idi insan. 

Bir yerden başlamalı her şey, bir yerde bittiği gibi. Sözler de, sözcükler de, ben de, öteki de böyle… Kendi kanımızdan, canımızdan çektiğimiz sözcüklerle yazacağız, ‘ben ve öteki’yi. Öteki benim ruhumda, ben ötekinin…

İnsan doğarken kendi, insan olma, özelliklerini taşımayan tek varlık. Bir taş, taş olarak vardır, bir at doğarken at’ın bütün özelliklerine sahiptir. İnsan ise, insani özelliklerine yaşarken sahip olur. Bir süreç işidir, bir gayedir. İnsanın kendisi bir gaye… Varolan tek gerçek, insan olma mücadelesidir. İşte, öteki ile olan etkileşimin ehemmiyeti buradandır.

Galiba insan, kendi varlığından ayrılabilen tek mahlûk olsa gerek. İnsan kendi varlığını bizatihi kendinden doğru, dolayımsız bir biçimde kavrayamaz. Kendini merkeze yerleştirmiş olan insan, kendi içinde bu durumun bilincindedir.  Platon’un mağara metaforundaki gibi; hakikat, kendi dışında…

Goethe’nin dediği gibi: ‘‘İnsan kendini yalnızca insanda tanır.’’  

Kendini tanımak, keşfetmek ötekinde… 

Tanımak için bulmak gerek. Ve insan, kendini yine insan da kaybeder. Kaybeder ki, yine insanda arasın, bulsun, tanısın diye. Hep bir ötekinin varlığı, ötekiyle etkileşim gerektiği bilincine ermek için yaşa(tılı)rız oysa.

Dış dünyayla ilişkiye geçmesiyle beraber, kendisi için giderek bir anlam kazanacak olan insan. Gelişimin, üretimin, yaratımın kapsama alanına girmiştir artık. Kendini yaratma, kendini üretme, kendini dizginlemenin mücadelesini verecektir. İnsan kendi varlığının anlam katmalarını, derinliklerini, ancak ve ancak ötekiyle giriştiği etkileşim nispetinde hissedebilir. Ve bu anlam derinliğine de paradoksal olarak; yine kendi içinde erer, dışında değil. Öteki ile olan ilişkisinden, kendine doğru bir yol çizerken; kendisine ve ötekine bir anlam/isim atfetmek durumunda kalır insan. 

Dolayısıyla, bir ‘ben’ ve ‘öteki’ söz konusu olur. Bir etkileşim içinde ortaya çıkan ‘ben’ ve ‘öteki’ ye dair hakikat/bilgi, bir tarafın kendisine menkul değildir. Ben/e ve ötekine atfettiğimiz anlam, bu etkileşim içinde varabileceğimiz muhtemel anlam görünse de, bu değildir. Görünenin yüzündeki aldanış ve acizliğimizden ötürü, ben/lik ve öteki bizim için bir anlama sıkışmış, eşlenmiş olacaktır. Eğer ki, bu görünenin yüzünde bir acizlik, anlamama, sıkışmışlık varsa, buna sebebiyet veren durumların irdelenmesi ayrıca bir soru/n. Burada ‘belirlenmiş bir etkileşim’ söz konusu. Dolayısıyla, öznenin sıkışmışlığından, kendisiyle çarpışmasından doğan gerilim, özne ve varlık etkileşimine de sirayet edecektir. 

Varlığın öznedeki anlamı, öznenin kendine açtığı yol için belirleyici bir rol oynayacağı gibi, varlığın kendi varoluş formatı anlamında da, bir dönüşüm ve gelişim hız kazanacaktır. Belki de gerilim sonucunda yeni bir etkileşim biçimi doğacak. Paradigmal bir değişimden öte, farklı bir varolma biçimi olacak. Bu yeni etkileşim biçimi; varlık sorunsalından, ben ve öteki etkileşiminin derinlerdeki anlam katmanlarına kadar, değişik bir yapılanma, farklı etkiler ve sonuçlar yaratması olasıdır…

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89