• BIST 81.835
  • Altın 146,097
  • Dolar 3,7748
  • Euro 3,9972
  • İstanbul 6 °C
  • Diyarbakır 7 °C
  • Ankara 2 °C
  • İzmir 13 °C
  • Berlin -2 °C

Ben û Sen

Sezin Öney

Bugün bir masal anlatacağım; her gün politika okuyup, düşünüp yazıyorum. Bugünse, politikanın bugün başaramadığı bir şey için; canı yanan, canını kaybeden çocukların acısına karşı çıkmak için yazıyorum. Babasını, annesini, arkadaşlarını, yakınlarını çatışmada kaybeden çocuklara ümit vermek; kurban verdiğimiz çocuklara ise hayatın güzel yanından bir ağıt yakmak için…

Sevgili ÇocukZaroke Delal,

Bu mektup, benden tüm çocuklara… Benim gibi yazı yazan insanlar, hep siyaseten güçlülere mektup yazıyor genelde; politikacılar, komutanlar, ülkeleri, silahlı insanları yönetenlere çağrıda bulunuyorlar. Ama ben, herkesten güçlü birine, sana yazmak istedim; sana bir hikâye anlatmak istedim. Herkesten güçlüsün çünkü sen geleceğe sahipsin.

Sana anlatacağım hikâye, bir Türk’ün ve bir Kürd’ün hikâyesi. Korkma hüzünlü ve acıklı bir hikâye değil. Tersine çok güzel, çok neşeli, hayat dolu bir hikâye. Yaşam üzerine bir hikâye; sen geriye baktığında, bu iki halkla ilgili hep çatışma, zıtlaşma dolu şeyler duyabilirsin.

Veya kardeşlikten de bahsedenler olur arada. Ama hiç anlaşmayan kardeşler de var –benim sana anlatacağım başka bir şey. Çok sevmekle, anlaşmak, beraber yaşamakla; sevmeyi seçmekle ilgili bir şey…

Hikâyemiz, bir Nevruz veya Newroz zamanı başlıyor. Bu coğrafyanın bu ortak bahar bayramında, yaşamın her yıl yeniden doğduğu zamanda…

NevruzNewroz; aynı zamanda Mem û ZinMem ve Zin’in, yani bu toprakların iki efsanevi sevgilisinin de tanıştığı zaman. Bizim hikâyenin iki insanı da, bir Newroz zamanı birbirlerinin hayatına adım atmış.

Birbirlerini ilk gördükleri zaman, sanki yıllardır tanışıyormuş gibi kucaklaşmışlar, sıkı sıkı sarılmışlar; düşün ilk görür görmez. İlk karşılaştıkları yerin adı da, Ben û Sen, yani Ben ve Sen imiş.

Hayat, bazen böyle tesadüfleri, bahar yağmuru gibi serpiştirir; sihirli değneğini sallar cömertçe –bir büyünün tohumlarını ekerken şarkılar söyler gibi.

Bir bahar zamanından itibaren bu Kürt ve Türk, birbirlerini çok çok sevmişler. Kimlikleri, kökenleri önemli mi? Değil aslında ama kimlikleri onların hayatında o kadar çok zıtlık, farklılık, aşılacak engel yaratmış ki; o nedenle bu hikâye de önemli.

Apayrı dünyalardanlarmış desek yeri. Biri, ülkenin en sorunlu, dertli yerlerinden birinde doğmuş büyümüş; diğeri en dertsiz, tasasız yerlerinden birinde. Biri her şeye bin bir dert çaba emekle ulaşmış; diğerinin her şey önüne sunulmuş, hiçbir şeyi istemek zorunda kalmamış. Birinin hayatı, cenazeler, taziyelerde geçmiş; biri hiç ölmüş birini bile görmemiş. Biri dışarıdan gelen patlama sesi duyunca bir olay oldu sanırmış; öteki de havaifişekler patlıyor diye sevinirmiş.

Biri, diğerini nadiren anlar, öteki de diğerini hiç anlamazmış; ama ikisi de birbiri hakkında, böyle düşünürmüş; “ben onu bazen anlıyorum da, o beni hiç anlamıyor”.

Biri dağsa, diğeri deniz; biri beyazsa, diğeri siyah; birinin içi siyah, dışı beyaz, diğerinin dışı siyah, içi beyaz –işte böyle içinden çıkılmaz durumlar!

Çok farklı hayatların, yerlerin, geçmişlerin insanları olunca böyle bambaşka çerçevelenmişler kimlikleri nedeniyle.

Ama bu başkalık hâli, çok da eğlenceli ve güzelmiş aslında; hep dertlerini, düşüncelerini konuşur birbirlerine anlatır, bu ciddiyetle muhabbetin arasında da bir başkalıklarını, farklılıklarını şaka konusu yaparlarmış. Kendileri olmak, o kimliği yaşamak nasıl bir şey konuşur, bununla eğlenirlermiş.

Oynarlarmış hep; kendi anadillerinden sözcükleri birleştirip yenilerini yaratırlarmış, birbirlerine bu yeni, ikisinden başka kimsenin konuşmadığı dilden isimler takarlarmış.

Hayat, onların önüne bir sürü dert, bir sürü engel çıkarmış; kimi zaman üzülüp, kimi zaman kızıp, kimi zaman gülüp hepsini aşmışlar. Çünkü birbirlerini çok çok, gelek gelek sevmişler.

Delal ÇocukSevgili Zarokeelmanın iki yarısı– duh parçeyen sêvekî

Efsane bu ya, bir zamanlar insanlar, dört ayaklı, dört kollu, iki kafalı imiş; sonra bir lanetle, ikiye bölünmüşler, aynı bütünün iki parçası olarak. Öteki parçanı bulabilmek, öyle zor bir şey ki, düşün yani! Ama bazı ayrılar, bütünleşerek birleşirler, bu hikâyenin Türk’ü ve Kürd’ü gibi. Her ne olurlarsa, iki kere, ikiz kere olurlar.

Ve bil ki, en güzel hikâyeler aslında, yazılmayanlardır. Bir olağanüstü hikâyenin bir damlasını seninle paylaştım; çünkü gelecek senin elinde.

En karanlık zamanlarda Ben û Sen’in hikâyesi, sana hep ümit olsun.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89