• BIST 90.040
  • Altın 146,366
  • Dolar 3,6184
  • Euro 3,9314
  • İstanbul 16 °C
  • Diyarbakır 18 °C
  • Ankara 12 °C
  • İzmir 17 °C
  • Berlin 20 °C

Bediüzzaman ile Fethullah Gülen arasındaki fark

Abdülkadir Selvi

CNN-Türk'teki programdan çıkmış son uçakla Ankara'ya dönüyordum.

Uçağın içinde Başbakan'ın basın danışmanı Lütfullah Göktaş aradı, Balıkesir gezisine davet etti.

Ankara'da birkaç saat durduktan sonra Başbakan'la birlikte Balıkesir'e hareket ettik.

Balıkesir'den İstanbul'a döndük, ben Ankara'ya geçtim. Ankara'da yine birkaç saat kaldıktan sonra bu kez, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik'le daha önce kararlaştırdığımız üzere Gaziantep'e hareket ettim.

Bu trafiği aktarmamın nedeni, kritik bir süreçten geçtiğimiz bir dönemde siyasetin nabzını tutma, gelişmelerin perde arkasına ulaşabilme adına önemli temaslarım oldu.

Meydanları gördüm. Meydanların mesajını okudum, sokağın nabzını tuttum.

1984 yılında başladım mesleğe. Seçim meydanlarından, kongre salonlarından, Meclis kulislerinden geçerek buraya geldim. Meslek hayatımda şunu gördüm ki, meydanların, sokakların bir dili var. Yeter ki onu okumayı bilin. Balkonundan bakan kadının, kahvehanenin önündeki vatandaşın gözlerine bakın seçimin ne olacağını anlatır size. Başbakan'la birlikteyken bir kez daha gördüm o gözlerdeki ışıltıyı.

Balıkesir'deki çocuğunun elinden tutarak koşan anne, elindeki sıvasıyla el sallayan işçi, bayrağı kaptığı gibi otobüsün önüne koşan sakallı amca, milletin nabzını yansıtıyordu. Balıkesir'de, meydana geldik. Meydanın tam karşısına dev bir pankart asılmıştı.

1950'lerde Menderes'e, 1980'lerde Özal'a, 2010'larda ise Erdoğan'a karşı atılan gazete manşetlerinde, 'diktatör' yazıyordu. Türkiye Cumhuriyeti'nin en demokrat ve en özgürlükçü liderlerine diktatör dediler. Menderes'i, Özal'ı diktatör ithamıyla yıktıktan sonra kendi diktatörlüklerini kurdular. Oyun, aynı oyun. Millet son operasyonun şifrelerini çözmüş. Operasyonun doğrudan başbakanı devirmeyi hedeflediği anlamış. Menderes idam sehpasına giderken sahip çıkamamanın acısını yaşayan, Özal tasfiye edilirken oynanan oyunu fark edemeyen millet, bu kez Erdoğan'ı kurban etmek istemiyor. Onun için etrafında kenetleniyor.

Burada önemli bir nokta var. Ayakkabı kutuları, para kasaları, Başbakan'ın montajlanmış konuşması üzerinden müthiş bir algı operasyonu yapılıyor.

Balıkesir'de konuştuğum bir taksici, 'Bazen bu kadar para pul konuşması doğru mu diye düşünmeden edemiyorum. Zihnim bulanıyor' derken, algı operasyonunu anlatıyordu bize. Uluslararası istihbarat kuruluşlarıyla entegre bir akıl aynen Gezi'de olduğu gibi sosyal medya operasyonu ile milletin zihnini bulandırıyor.

Milletin iki şeyi görmesi gerekiyor. Bir, bu kirli ittifakın arkasındaki örgütlü yapının deşifre edilmesi diğeri ise milletin zihnini bulandırmayı amaçlayan algı operasyonuna karşı, 'temiz ve dürüst siyaset' imajı.

Bunun için hamle yapma sırası AK Parti'de. Başbakan'la Balıkesir'den İstanbul'a geçerken yaptığımız görüşmede bu yönde adımların atılacağı izlenimi edindim. Ama hem Başbakan, hem Hüseyin Çelik altını çizerek söyledi. 'Cadı avı yok.'

Birileri merak etmesin. Elif Çakır ve Sevilay Yükselir ile birlikte Başbakan'la görüşmemizde her şeyi sorduk. Bu bir. İkincisi ise Başbakan yoğun bakımda diye twit atanları, uzun adam ölsün diye beddua edenleri üzecek bir haberim var. Balıkesir'e gidip gelirken gözlem yapma imkanım oldu. Belinde bir kas spazmı yaşanmış. Gezi dönüşünde de doktoru sırtına kas gevşetici bir müdahalede bulundu. Başbakan sapasağlam. Allah uzun ömür versin. Başbakan'ın dirisiyle baş edemeyenler, ölümünden medet umuyorlar. Bu Müslümanlığa sığar mı? Bırakın Müslümanlığı insanlığa sığar mı?

Özal suikasta uğradığında ne demişti. 'Allah'ın verdiği canı Allah'tan başkası alamaz'

Amenna ve saddakna...

Bir şey daha dikkatimi çekti. Başbakan meydanlardan besleniyor. Meydanları görünce bambaşka birisi oluyor. Onun gıdası milletin teveccühü. Bize de, 'İstedim ki meydanları göresiniz' dedi.

Başbakan dün de Isparta meydanındaydı. Son günlerin tartışmasına Isparta'dan yeni bir pencere açtı. Isparta demek biraz da Bediüzzaman demektir. CHP'nin, bileğine kelepçe vurup kuş uçmaz kervan geçmez bir köşe olan Barla'ya sürmesi demektir. Ezan okudu, namaz kıldı, Kur'an okuyup, Risale-i Nur külliyatını yazdığı diye mahkemelerde süründürüp, cezaevlerinde zulmetmesi, kapısına jandarma dikip Kur'an okumasına mani olmaya çalışması demektir.

Zindanlara sürülüp, idamla yargılandığı ve defalarca zehirlendiği halde Bediüzzaman Hazretleri'nin tek parti zihniyetine karşı boyun eğmemesi demektir.

CHP'nin ezanı ve Kur'an'ı yasakladığı dönemde birçok alim Medine'ye, Kahire'ye giderken Said Nursi, 'Kardaşlarım ben Suudi Arabistan'da da olsa Türkiye'ye gelirdim' demişti.

Fethullah Gülen ise Türkiye'yi terk edip yerleştiği ABD'den Neo Con'larla işbirliği için de Türkiye'ye operasyon yapıyor.

Bediüzzaman, CHP'ye boyun eğmedi, Fethullah Hoca ise CHP'ye akıl hocalığı yapıyor.

Bediüzzaman Hazretleri ne kadar milliyse Fethullah Gülen o kadar milli değildir.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89