• BIST 82.779
  • Altın 147,316
  • Dolar 3,7701
  • Euro 4,0274
  • İstanbul 6 °C
  • Diyarbakır 2 °C
  • Ankara 1 °C
  • İzmir 9 °C
  • Berlin -4 °C

Bedenin özgürlüğü

Ali Bulaç

Taksim’de adının Mine Dost olduğunu söyleyen bikinili bir kadın, müzik eşliğinde eylem yaptı. Almanya doğumlu bir Türk aileden olduğunu belirten kadın, “Doktorum, Avrupa’dan Türkiye’ye özgürlük getirdim… Özgürlüğün Türkiye’ye gelmesi lazım.” dedi. 

Özgürlük” isteyen kadın, eylem yaparken çıplak bedenini öne çıkarıyor. Bu neyin özgürlüğü? Siyasî özgürlük mü? Dileyen parti kurabilir veya mevcut partilerden birine üye olabilir. İfade özgürlüğü mü? Kısmen. Bazı sorunlar varsa da sözlü ve yazılı ifade özgürlüğü Türkiye’de pek fena sayılmaz, AK Parti hükümetleri geçmişteki merkez sağ ve sol hükümetlere göre hayli iyileştirmeler yaptılar. Bu eylemde ifade özgürlüğünden anlaşılması gereken bedensel olarak görünür olmak. Çıplak kadın bedenini görünür kılarak kendini ifade ediyor. Çıplak kadının eylemi postmodern özgürlük taleplerinin tamı tamına özeti sayılır.

Bu hükme nereden vardığımıza yakından bakmaya çalışalım: Eğer bugün dünya hâlâ Batılı zihne göre şekillenmeye devam ediyorsa –ki İslam dahil diğer dinî ve felsefî kaynaklar eleştirel konumdadırlar- Batı’nın bugüne gelirken geçirdiği üç ana evrenin ilki olan Ortaçağ’da bilgi, fikir ve hayat tarzlarını şekillendiren İncil idi. Hıristiyan Avrupa, Kilise’nin sağladığı otorite altında hem zihni faaliyetini hem hayat tarzını İncil’in değer yargılarına, öğretilerine göre tanzim ediyordu. Buna Avrupa’nın “premodern zamanı” diyelim.

Sanayi devrimi, Fransız ihtilali ve Aydınlanma ile pozitivist dönem yani “modern zaman” başladı. Bu dönemde bilginin kaynağı İncil olmaktan çıktı, yerini “tabiat” aldı. Aydınlanma ile artık Batılı bilgiyi aklını ve bilimsel yöntemi kullanarak tabiattan elde etmeye başladı. Yeni dönemin parolasını en iyi Mustafa Kemal ifade ediyordu: “Hayatta en hakiki mürşid ilimdir.” Tabii ki M. Kemal’in kastettiği bilimsel bilgi ve bu bilginin toplumu “irşad” etmesiydi. Fakat 20. yüzyılın ikinci yarısından sonra bilimsel bilginin kesinlik ifade etmeyip irşad da etmediği anlaşıldı. Basit bir örnek verelim: 10 sene önce yumurta zararlıydı, bugün faydalı oldu. Birkaç sene önce kolesterol damarları tıkıyordu, bugün bu bilgi kuşkulu vs.

Sanayi devriminin tamamlandığı 1950’lerden başlamak üzere “postmodern dönem”e adım atılmış oldu. Modernlik geçmişte kaldı, hayatımızı bilimsel bilgi üzerine kuramayacağımız anlaşıldı. Feyerabend gayet veciz bir biçimde “yönteme hayır” dedikten sonra “ne olsa gider!” hükmünü verdi.

Postmodern zamanla hakikat parçalandı, bilgi araçsallaştırıldı. Bilgi işe yaradığı, kullanışlı olduğu üzere kabul görür, işe yaramadığı yerde çöpe atılır. Madem hakikat yok, bilgi bize kesinlik vermiyor, irşad eden de yok; bu durumda öne çıkacak olan “beden”den başkası değil. Bedenin alacağı hazlar, lezzetler, zevkler ve tamamen dünya ile sınırlı olan mutluluklar. Birey bedenin hazlarını elde etmeli. Özgürlük de bedenin hazza ulaşmak isterken önüne çıkan engellerin, kısıtlamaların, yasakların ortadan kaldırılması olarak tanımlanmalı. Brzezinski bu döneme “haz imparatorluğu” adını verir. Bu küresel ölçekteki imparatorluğun sosyo-ekonomik ve politik düzeni liberalizmdir. İştah ve şehvetin harekete geçirdiği bedenin sonsuz ve sınırsız arzu ve isteklerinin herhangi bir engelle karşılaşmaması postmodern özgürlüğün içeriğini belirler. Buna göre ne Tanrı, ne din, ne ahlaki normlar, ne geleneksel değer yargıları, ne hukuki kurallar bedene sınır koyabilir. Sistem sınırsız olarak ekonomik olarak büyüyecek, haz ve hızı artıracak; doyumsuz şehvet ve iştahın arzularını karşılayacak, işte bu liberal düzenin özgürlük adı altında mutlaklaştırdığı ideali ve ideolojisidir. Küçük bir sorun var: Bu özgürlük insanı kendi fıtratıyla; tabiatla, beşeriyetin örfüyle ve “öteki”yle sürekli çatışma içine sokar. Tahrir’den Taksim’e; Sao Paulo’dan Wall Street’e bütün dünyada baş gösteren patlamaların “bir boyutu -ama en esaslı- boyutu” budur.

Bu, Batı hâkimiyetinin sona ermekte olduğunun en belirgin işaretidir: “Kitap ve tabiat”ın yerini nefsin kontrolündeki “beden” almışsa kültürün zevali başlamış demektir.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89