• BIST 106.843
  • Altın 142,669
  • Dolar 3,5367
  • Euro 4,1209
  • İstanbul 24 °C
  • Diyarbakır 28 °C
  • Ankara 16 °C
  • İzmir 28 °C
  • Berlin 16 °C

Bedenimiz acıkırken ruhumuzu doyurabilecek miyiz?

Fatma Barbarosoğlu

Çarşamba günü bıraktığım yerden devam edeceğim bugün. Oruca hal ile niyet edemediğimizi söylemiştim. Neden hal ile niyet edemiyoruz gelin birlikte bunu düşünelim.

Daha Ramazan-ı Şerif gelmeden beden lehine bir geri sayım başlatıyor medya. Diyeceksiniz ki bu sene on altı saat oruç tutulacağı için ve yılın en sıcak günlerine denk geldiği için orucun sağlık açısından önemine dikkat çekilmesinde ne gibi sakınca olabilir?

İlk bakışta bu doğru gibi gelebilir. Ama doğru olmadığını ispat etmek için şu cümleyi kurmama müsaade ediniz lütfen. Epey bir zamandır kendilerini merkezin sahibi olarak konumlandıran medya; ibadetleri olabildiğince seküler bir zemine çekmeye çalışıyor. Kurban Bayramı'nda kurbanlıkların hijyenik ve estetik olmayan görüntülerinden döne döne haber yapılmasından tutun da, her sene Ramazan ayında anlamsız bir dosya hazırlanmasına kadar her şey Müslümanların ruhani boyutta yaşayacakları bir ayı imha etmeye yönelik bir organizasyona dönüşüyor. Her şey tam da "katı olan buhurlaşıyor kutsal olan dünyevileşiyor" önermesine uygun hale getiriliyor.

Karşı mahallenin tavrı böyle peki "bizim mahalle" de durum nasıl?

"Bizim mahalle"de işler rayında gitse sorunlar tolere edilebilir bir düzeyde kalabilecek belki. Lakin kullanılan dil derinlikten yoksun olunca, ruhumuz aç kalmaya devam ediyor. İftar ile imsak arası bedenimizi doyuruyoruz. İlahi mana kaba materyalist teşbihler üzerinden anlatılmaya kalkılınca ruhumuz feyz alma damarlarını açık tutamıyor. Ruhumuz için ne imsak kesiyor ne iftar vakti geliyor.

Oruç bedenin açlığı ruhun tokluğu dengesinde gerçekleştirilen bir ibadet. Kul olma bilincini en yüksek boyutta idrak ettiğimiz bir zaman dilimi imsak ile iftar vakti.

Ne demek istediğimi bir örnek üzerinden anlatayım. Köyümdeyim. Ramazan-ı Şerif'ten önceki son Cuma. Camideki hutbe mikrofon aracılığı ile köyün sokaklarından duyuluyor. Bizim köyün öyle latif bir havası vardır ki. Ağustos ayında yün yorgan ile yatarsınız. Çeşmelerinden akan suyun, cevizlerin koyu gölgesinden yapılan sohbetin tadına doyum olmaz. İşte böyle bir ortamda bir taraftan kitabımın tashihlerini yaparken, bir taraftan karşımdaki ceviz ağacına ara ara bakarak; Cuma hutbesine sesleriyle eşlik eden envai çeşit kuşların armonisine kendimi teslim etmiştim.

Hutbe ilçeden merkezi sistem usulü okunuyor. Yani dinlemekte olduğum hutbe canlı olarak esas ilçede. Hocaefendi güzel anlatıyor Ramazan-ı Şerif'i. Lakin öyle bir cümle kuruyor ki tadım kaçıyor. Ceviz ağacını, kuşları bırakıp gidiyorum. Devamını duymak istemiyorum çünkü.

Hocaefendi kazananlardan olmak için orucu, teravihi, fıtr sadakasını anlatıyor. "Yani" diyor zamanı bir sevap makinesi gibi kullanmak sizin elinizde.

Zaman ve sevap makinesi.

Benzetme çok kötü.

Biz orucu sevap makinesinden daha çok kupon toplamak için tutmuyoruz. Ölümlü olan bedenimizden ölümsüz olan ruhumuza geçişi temrin edebilmek için tutuyoruz.

Oruç, bedenden vazgeçmenin en yüksek boyutta hissedilebildiği bir ibadet. Kulluk bilincinin en derinden hissedilmesi gereken bir ibadet.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89