• BIST 107.303
  • Altın 152,979
  • Dolar 3,7134
  • Euro 4,3645
  • İstanbul 23 °C
  • Diyarbakır 19 °C
  • Ankara 15 °C
  • İzmir 21 °C
  • Berlin 11 °C

Beden yaşasın; aklı çöpe atın!

Yavuz Delal

1  Özgürlük istencinin efradını cami ağyarını mani bir söylem olarak tarihsel ve aktüel toplumsal güçlerce hareket noktası kabul edildiğini söyleyebilmenin tek nedenini, “Kürt sorunu”nun bir devrim olarak bizatihi kendi ontolojisinde bu istenci barındırması oluşturur.

Bu benim ön kabulümdür; tarihsel ve aktüel toplumsal güçlerin özgürlük istencine sorunun doğası gereği evrilmesi yüzünden bu güçlerde özgürlük istencine dair zaafların olması ve kültleştirilmiş unsurlarda -önderlik veya rehberiyette ve parti veya cemaatte- kalibre kaybının ortaya çıkması, istencin kendisiyle birebir orantılanamaz.

Bununla birlikte, toplumsal güçlerle o toplumun istenci arasında iç içe bir ilişki bulunur. Bunları net çizgilerle ayırmak mümkün olmadığı gibi, zorunlu bir gereklilik de değildir.

2

Halihazırda kategorize edebileceğimiz iki ana akım sorunsalla karşı karşıyayız:

A) Pratik şartları zihinde bir an için erteleyip salt şu kuramsal sorulara temayül edelim:

1- İrade edilen ile irade edileni tahakkuk ettirmeyi amaçlayanlar arasında tam bir örtüşürlük bulunmakta mı? Yani irade edilen özgürlük ise, bunu temin etmeye kalkışanların hareket nedeni ve elverişli kılmak istediği amacı o iradeyle uyumlu olan özgürlük mü?

2- İradeyi tahakkuk ettirme iddiasını taşıyan toplumsal güçlerle, İrade eden olgunun (tarihsel-sosyolojik toplumun) kültürel bağı var mı?

B) Pratik şartları veya mevcut realiteyi zihinde ertelemeden ve onları dikkate alarak salt şu kuramsal sorulara temayül edelim:

1- Toplumsal güçler, irade eden ve irade edilenle ne aynıdır ne de gayrıdır; ve fakat, hem irade eden (toplum) hem de irade edilen (özgürlük), toplumsal güçlerce temsil edilmez mi?

2- Toplumsal güçler, toplumun yüreğinin götürdüğü yere (özgürlüğe) değil de, toplumun şartlarının götürmesi gereken yere (barışa) gidilmesi gerektiğine karar vermişlerse, bu karar aynı zamanda irade edenin (toplumun)kararı anlamına gelmez mi?

3- Toplumsal güçlerin aldığı kararlarla, irade edenin (toplumun) iradesi, zamanın ve şartların değişmesiyle değişebilir mi? Yani toplumsal güçlerin kararları doğrultusunda, özgürlük istenci zamanın ve şartların değişmesiyle, barış istencine dönüşebilir mi?

Eğer A grubundakilerin değil de, B grubundakilerin cevapları toplumda -olumlanarak- karşılık buluyorsa, bu karşılığın doyuma ulaşmasını toplumsal anlamda engellemek mümkün olmayacaktır.

Bu yüzden zamanın ruhunu okuyan toplumsal güçlerin aldığı, geri dönüşü olmayan, stratejik kararlara -iyi niyetle, kararların ıslahını amaçlayan bir yönelişle- paralel bir destek gerekir ki, irade edeni temsil eden toplumsal güçler tarihin çöp sepetine atılmasın.

Çünkü toplum, toplumsal güçlerle bir siyasal varlıktır: Toplumsal güçlerin tarihin çöp sepetine atılması, aynı zamanda irade eden toplumu da çok yakından etkileyeceğinden, yeni dönem stratejik kararların desteklenmesi, ilgili kararların kendisiyle birlikte yüreğin götürmesi gereken yere bir ihanet olmadığı gibi, ilgili kararların kendisiyle birlikte desteğin de yüceltilmesi/kutsallaştırılması anlamına gelmez.

Toplumsal güçlerin irade edeni hala temsil ediyor olması, bu çıkarsamanın en önemli nedenidir. Toplumsal güçlerin etkilediği, ve hatta kendi etkisiyle oluşan sosyopolitikten etkilendiği toplumunun sosyopolitik realitesi budur; öyleyse aydına düşen -yapıcı eleştirel- sorumluluk, bu realiteyi ret ve aşağılamaya dayalı bir söylem geliştirmek değil, yeni stratejik kararların doğurduğu yeni süreci ifade edebilecek söylemi -çok yönlü sebep ve sonuçlarıyla birlikte- izah edebilen yeni bir paradigma oluşturmaktır.

“Toplumsal güçler” ibaresinde "güçler" kelimesinde geçen “-ler” ekinin çoğula vurgu yaptığı, dolayısıyla tüm toplumsal güçleri ifade ettiği umarım anlaşılmaktadır.

3

Gerek zamanın ruhunu okuyarak, gerekse izahı böyle yapılmasa da zamanın ruhuna uygun olarak alınan yeni dönem stratejik kararların desteklenmesini talep eden toplumsal güçlerin, bununla aklı çöpe atmak anlamına gelecek bir yaklaşımın talep edilmesinin farklı şeyler olduğunu biliyor olmaları da gerekir.

"Bedenin yaşaması" gibi insani bir olgu "aklı çöpe atmanın" bir argümanı olamaz. Çünkü kimse kimseden aklı çöpe atmayı talep edemez: Beden ve akıl arasında tercihi gerektiren bir talep açık bir ahlaksızlıktır.

Yeni dönem stratejik sürecin karar sahipleri, şartların biçimlendirdiği kendi iradelerini tüm katmanların alması gereken zihni pozisyon olarak dayatmamalıdır. Zira, "beden yaşasın, aklı çöpe atın" yaklaşımı, ancak bedenle baş edemeyen düşmanın, aklı asimile ve aline etmeye dayalı bir stratejisi olabilir.

Aydınlara düşen sorumluluk, aklı çöpe atmadan bedenin yaşamasını salık verecek süreci inşa etmektir. Zaten, aklı çöpe atmadan bedeni yaşatmanın yollarını arayan kişiden başkası değildir aydın!

Zamanın ruhunu okuyan hiçbir siyasetçi; zamanın ruhu adına hiçbir aydına "beden yaşasın, aklı çöpe atın" dedirtemez ve bu ikircikli tutumu aldırtamaz.

4

Zamanın ruhu düşmanın gücünü ve kullanılan yöntemlerin yanlışlığını ancak anlamayı sağlamışsa da; toplumsal güçlerin, karar kendilerine aitse de, salt düşmanın izin verdiği teorik diskura ve pratik zemine mahkum olmaya tartışmasız girilmesini beklemesi, eleştirel aklın ister istemez devreye girmesine düşmanca tavır takınması veya eleştirel aklın devreye girmemesini umması mümkün ve meşru değildir.

Karar kendilerine ait olsa de, kararı gerekli kılan her sebep ve kararın elverişli kıldığı her sonuç, fiili durumdan etkilenenleri de, en az karar verenler kadar, söz hakkına sahip kılar.

Düşmanla barışmak veya çözüm sürecine girmek, şartların zorunlu kıldığı bir tercihin sonucu olarak toplumsal güçler için anlaşılır bir durumdur. Bu zaviyeden bakıldığında toplumsal güçlerin kazanımlarının veya kayıplarının çetelesini tutmanın hiçbir anlamı yoktur.

Kalem kırılmış, karar verilmiştir; ve fakat, toplumsal güçlerin kendi toplumsal varlığını, biri diğeri üzerinden aşağılamaktan ve/veya karşılıklı çatışmaya niyetlenmekten vazgeçmemiş olması tam bir trajedidir. Özgürlük adına yola çıkmasa da, sol-sağ devrimden özgürlüğe evrilmiş, fakat şartlar adına sonradan ibreyi özgürlükten sağa kırmış toplumsal güçlerin birbirlerine ilişkin bu zihni ve fiili tutumları, aslında "aklı çöpe atmanın" en kesif ve düşman açısından en memnuniyet verici bir aymazlığıdır.

Toplumsal güçler, düşmana (benim düşman dediğime düşman demeseler de) açtığı krediyi, salt birer siyasal rakip olarak kendilerine de açmalıdır. Madem düşman, bir biçimde siyaset bilimi ve siyaset sosyolojisinde örnektir, öyleyse düşmanın kendi içinde yapmadığını yapmayı da taklit etmek gerekir. Bedeni yaşatmaya kodlanmış toplumsal güçlerin birbiriyle barışmasından kast edilenin de yalnızca birbirine tahammül etmesi olduğu açıktır.

Bedeni yaşatmak için aklın çöpe atılması linç'ten tevarüs eden aşağılama kültürüdür. Bir toplumun kendi kendini linç etmesi ise, aklını çöpe atmasıyla gerçekleşir.

Bu kötü bir huydur; ve fakat kader değildir!

  • Yorumlar 16
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89