• BIST 89.385
  • Altın 145,846
  • Dolar 3,6324
  • Euro 3,8967
  • İstanbul 22 °C
  • Diyarbakır 17 °C
  • Ankara 19 °C
  • İzmir 21 °C
  • Berlin 16 °C

Bedeli ağır da olsa...

Fehim Işık

ABD’nin Güney Kürdistan’dan verilen silah, cephane ve sağlık malzemeleri içeren yardımı Kobani’ye ulaştırması, IŞİD karşıtı koalisyonun reel politika üzerinden yürümeye başladığının da göstergesi. Hatırlanırsa IŞİD karşıtı koalisyon oluşturulduğunda, ABD ve batılı güçlerin Irak ve Suriye’de kara operasyonu yapmayacakları, yerel güçlerin eğitilip donatılarak hava operasyonlarıyla destekleneceği ifade edilmişti.

Irak ve Güney Kürdistan açısından sorun yoktu. Nihayetinde peşmerge güçlerine kısa sürede silah ikmalleri yapıldı, peşmergenin eğitimi için adımlar atıldı ve IŞİD’e karşı yürütülen kara operasyonları etkin bir biçimde havadan desteklendi. Aynı yaklaşım, Maliki gidip yerine İbadi geldikten sonra merkezi Irak ordusu için de yapıldı.

IŞİD’e karşı desteklenip eğitilecek yerel güçler açısından sorun esasen Suriye açısından kritikti.

Suriye’de zaten başından beri Esad muhalifleri eğitilip silahlandırılıyordu. Bir yandan Türkiye, Suudi Arabistan, Katar ve Ürdün, diğer yandan ABD ve batılı devletler Esad rejimine muhalif her güce silah ve para yardımı yapıyordu. Yani adı “yerel” olan ama esasen her biri bir başka güç adına savaşan rejim muhalifleri para ve silaha boğulmuştu.

Suriye’deki savaşa “vekâlet savaşı” denmesinin bir nedeni de buydu.

Silahlı güçler açısından bu tablonun iki reel sonucu ortaya çıktı.

İlki, Rojava’da kendi topraklarını koruma amaçlı mücadele veren, askeri aklını ise saldırıya karşı savunma üzerine kuran YPG ve YPJ oldu; diğeri ise Irak’ın bir ucundan Suriye’nin diğer ucuna kadar geniş bir alanı işgal eden, her türlü terör eylemine başvuran, adını da İslam Devleti olarak güncelleyen yayılmacı IŞİD oldu.

YPG ve YPJ, inancından ve direncinden güç aldı; desteği ise korumak için çaba harcadığı, motor gücünü Kürtlerin oluşturduğu Rojava’daki halklar verdi. IŞİD ise Çeçenistan’dan Libya’ya kadar uzanan bir coğrafyada edindiği askeri aklını dışlanan Sünni kesim üzerinde bir hegemonyaya dönüştürerek yayıldı.

Bu tablodan sonra taraflar netleşmeliydi.

Ya IŞİD gibi bir barbarlığın yanında yer alacaklardı, ya da temsiliyetini YPG ve YPJ’nin direnişinde bulan devrimcileri destekleyeceklerdi.

Kobani direnişi, safların belirginleşmesi açısından turnusol oldu.

İki devleti alt eden, neredeyse bölgedeki tüm ağır silahları envanterine katan, işgal ettiği her yer için en fazla 2-3 gün harcayan IŞİD, bir buçuk yıldır kuşatma altında tuttuğu Kobani’yi 40 güne yakındır da toplarla, füzelerle inletmesine rağmen gögüslerini siper eden YPG ve YPJ savaşçılarını aşamadı.

Çok daha açık demek gerekirse, IŞİD, direnişini aşamadığı Kobani’ye gömüldü.

Kobani direnişi, Kobani’nin düşmesini dört gözle bekleyenleri de o topraklara gömdü.

Herşeye rağmen biliyoruz ki eşitsiz bir savaş söz konusuydu ve bu eşitsizlik hala sürüyor.

Evet, tankları aşamayan Arin Mirkanlar, bedenlerini anti tanklarla sarıp IŞİD’in barbar ateş toplarını durdurdular ama bu yetmezdi.

Bu onurlu direniş mutlaka karşılığını bulmalıydı.

Kabul etmek gerekir ki burada imdada yetişen Kürt siyasal güçlerinin ortaklaşma görüşmeleri oldu. Daha başka bir ifadeyle Kürdün Kobani’de anlamını bulan direnişçi gücü ile Erbil’de karşılığını oluşturan diplomatik gücünün bir araya gelmesi, Rojava’ya kapanan kapıları açtı.

Yani işin özü şu: Kimse o uçaklardan atılan silahları Kobani’ye bahşetmedi; yüz yılı aşan onurlu mücadelenin, Kobani’de destanlaşan emsalsiz direnişin ve elbet ödenen ağır bedelin, binlerce gencin kanının karşılığıdır onlar...

IŞİD karşıtı koalisyon oluştuğundan beri yerel güçler içinde sayılmayan bir tek YPG ve YPJ savaşçıları vardı. Türkiye, bu güçleri terör örgütü olarak değerlendiriyor, desteklenmelerine karşı çıkıyordu.

Başta dediğim ve bugün karşılığını bulan reellik biraz da budur.

Yok sayılanlar, görülmeyenler direnişleriyle, ödedikleri bedelle masa başında oluşturulan stratejileri yerin dibine gömdüler.

Şu da var!

“Osmanlı’da oyun bitmez” misali, çıkarları üzerinden yürüyenlerin de oyunları bitmez. Devletlerin ne dini, ne de imanı vardır; sadece çıkarları vardır.

Bunların oyunlarını aşacak tek güç ise Kürdün direnişini ortaklıkla taçlandıracak, diplomasiyle büyütecek adımlardır. Bunun da tek başına olması mümkün değil. Kürdün her gücüne ve bu onurlu güce destek verecek her dosta, devrimciye, ilericiye, sosyaliste, namuslu dindara, liberale ihtiyaç var...

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89