• BIST 97.713
  • Altın 143,932
  • Dolar 3,5669
  • Euro 4,0007
  • İstanbul 18 °C
  • Diyarbakır 16 °C
  • Ankara 13 °C
  • İzmir 16 °C
  • Berlin 10 °C

BDP’nin Güç Seçimi

Oya Baydar

Kişiler ve kurumlar bazı hayati dönemeçlerde güç bir seçimle (tercihle) karşı karşıya kalırlar. Önlerinde iki yol vardır: Barışın yolu, savaşın yolu... İlk bakışta savaşın yolu güç ve tehlikeli görünse de, barış işaretli yola sapmak çoğu zaman daha büyük cesaret gerektirir. Doğru olanı yapmak, hedefe yürüyebilmek için özveri göstermeleri, öfkenin değil aklın sesini dinlemeleri, pek çok şeyi göze almaları gerekir.

İşte böyle hayati ve tarihsel bir dönemeçte BDP Meclis’e katılarak bu cesareti, bu özveriyi gösterdi ve de “göze aldı”. Neyi mi?

1 Ekim’de Meclis’teki yemin törenini televizyon ekranlarından izlerken, kendimi kürsüde yemin eden BDP’li milletvekillerinin yerine koydum; onların duygularını yüreğimde hissederek, bunca yılın acılarını, ölümlerini, haksızlıklarını, insanlık onuru için verilen mücadeleyi hatırlayarak usul usul ağladım. Meclis’te, BDP’li milletvekillerini çevreleyen saygısız ve düşman çembere karşı duyduğum çaresiz isyanın; AKP, CHP, MHP milletvekilleri ve de omuzları kalabalık askerlerden örülü duvarın utancının; BDP’lilerin maskeleştirmeye çalıştıkları yüzlerindeki gerginliğin, gözlerine yansıyan hüznün gözyaşlarıydı benimki. O insanlıksız atmosfere, o dışlayıcı havaya, hoş geldiniz demeyi, bir kucaklaşmayı esirgeyen katılığa isyanımdı beni ağlatan.

BDP Meclis’e geleceğini açıkladığından beri bir hayal kuruyordum; saçmanın saçması olduğunu, ölü gözünden yaş beklemek olduğunu bile bile... BDP Blok milletvekilleri Meclis salonuna girerken iktidar-muhalefet bütün milletvekillerinin ve tribünlerin onları hoşgeldiniz alkışlarıyla karşılayacakları hayali. Bir beyaz sayfa, bir mola, toplumce nefeslenebileceğimiz, gevşeyebileceğimiz kısacık bir an; bir barış ve insanlık anı...

Ah, aslında biliyordum böyle olacağını, bütün işaretler belirmişti ama umutlanmak istiyordum; umuttan başka ne kaldı elimizde şu vahşi, acımasız, insana saygısız, sevgisiz ülkede!

Gerçekten barış ve kardeşlik isteyen bir başbakana yakışacak, “BDP’nin Meclis’e katılma kararını alkışlıyoruz, barış ve demokrasiyi kazanmak için birlikte çalışma umudu besliyoruz” gibisinden insani ve sivil bir söz yerine Tayyip Erdoğan’ın gururlu, nobran ve ayrımcı üslubuyla söylediği, “Gelecekler demiştim geldiler (tükürdüklerini yaladılar diye anlayın)” sözü iktidarın havasını önceden belli etmişti. Başbakan, bir gün önce de sadece BDP’yi değil, Blok milletvekillerine oy verenleri de, aşağılamanın ötesinde töhmet altında bırakan ifadeler kullanmıştı. (BDP’li bağımsız adaya oy vermiş biri olarak, oy kullanma ve seçme özgürlüğüme yönelik bu tehdit ve tecavüzün dava konusu olup olamayacağını araştırıyorum şu günlerde.)

BDP’lilerin ve bağımsızların yemin etmeleri sırasında salondaki hava elle tutulacak kadar ağırdı. Hükümetten sadece üç bakanın bulunduğu, askerlerin Cumhurbaşkanı’nın konuşmasının ardından BDP’liler yemin etmeden önce salonu terk ettikleri, CHP genel başkanının da ayrıldığı, oturumu yöneten Meclis Başkanı’nın salondakileri, laubali davranışları nedeniyle, “Konuşacaksanız kulise çıkın veya lütfen oturun” gibi sözlerle sık sık uyarmak zorunda kaldığı o oturum, BDP’nin ve Kürt siyasal hareketinin istenmeyen, olsa olsa tahammül edilen unsurlar olarak nasıl dışlandığının somut göstergesiydi. Oradakilerin çok büyük çoğunluğunun, “şunlar bir gaf yapsalar, bir açık verseler de üstlerine çullansak”, ya da “nereden çıktı bu Meclis’e gelip yemin etme kararı, kurnaz takiyyeciler silahımızı elimizden aldılar” diye düşündüğünden adım gibi eminim. Başbakan ise BDP’nin Meclis’e gelmesini, planlı ve bilinçli olarak ısrarla kullandığı itici, ötekileştirici, saldırgan dile rağmen engelleyememenin üzüntüsü içindedir muhtemelen. Onlar olmasa Anayasa sürecinde önce biraz kayıkçı dövüşü yapıp sonra ne güzel anlaşacaklardı eski ve yeni Türk ulusalcıları...

BDP bu oyuna gelmekten, biraz geç de olsa kurtuldu. Karşısındaki red blokuna bir nanik çekti. Üstelik de ellerini ovuşturarak nerede hata yapacaklarını avının üstüne atlamaya hazırlanan vahşi hayvan gibi bekleyenlere en küçük bir fırsat tanımadı, hiçbir açık vermedi. Leyla Zana’nın üstünde kırmızı-sarı-yeşil renkleri arayanlar hayal kırıklığına uğradılar. O, halkı adına tuttuğu hepimizin bitmeyen yasının rengini giymişti. Kürtçe yemin ne zaman kimden gelecek diye kulak kesilenler umduklarını duyamadılar. Çünkü artık Kürtce yemine gerek yoktu, o yemin Doğu’da çoktan edilmişti.

BDP zor yolu seçti; özveri ve cesaret isteyen yolu. Özveri kendi kitlesinden ve Kürt hareketinin kimi kesimlerinden gelen eleştirilere hatta suçlamalara rağmen barışçı çözüm için sivil siyasetin yolunu bir kez daha deneme kararlılığında yansıdı. Kendi insanları her gün onlarcasıyla, yüzlercesiyle tutuklanırken; iktidarıyla, muhalefetiyle, medyasıyla ordusuyla bütün muktedirler kaba ya da daha ince yöntemlerle Kürt siyasal hareketini meşruiyet dışına itmeye, silaha savaşa mahkum etmeye çalışırken ve de silahlı hareketin ağırlığını üzerinde hissederken Meclis’e girme ve o yemini etme kararlılığı, bağırlara barış taşı basılmasıydı; uzlaşma ve çözüm için güç yolun seçilmesi demekti.

BDP zoru seçerken önümüzdeki günlerde kendisini nelerin, hangi tuzakların, hangi provokasyonların, hangi engellerin beklediğini bilmiyor değildi kuşkusuz. Nitekim, bu satırlar yazılırken haberi gelen ve kimsenin kuşkusu olmasın, KCK, PKK’ye yardım, vb. kılıfı altında doğrudan BDP’yi, yani çözümün en önemli unsurlarından olan Kürt siyasal hareketini hedefleyen gözaltılar, baskınlar, tutuklamalar gecikmedi. Haberini vermiş, ihbarını yapmıştı Başbakan, durumdan vazife acele çıkarıldı.

BDP’nin zaten güç olan, giderek daha da güçleşecek seçiminin saygıyla karşılanması gerektiğine inanıyorum. Ancak kuru saygı yetmez; BDP’yi kurda kuşa yem ettirmemek için arkasında durmanın, destek vermenin, güç seçiminde pes etmeden direnmesini sağlamanın da bizlere: Türkiye barış ve demokrasi güçlerine, bitirin bu savaşı diye haykıran Kürt ve Türk halkının sesi olanlara düştüğünü unutmamak gerek.

BDP’nin çizgisinden, milletvekillerinden, zaman zaman sertleşen üslubundan, bazı durumlardaki yalpalamalarından, sivil siyaset acemiliklerinden, her aileden bir kişinin ya dağda ya hapiste ya mezarda olduğu hem mazlum hem de zalim bir coğrafyanın insanlarıyla olan bağlarından hoşlanmayabiliriz. Ancak bugün insan hakları, barış ve demokrasiden söz eden herkesin BDP’lilere empati ile yaklaşması; yanlış gördüğünü dostça eleştirse de, Kürt siyasal hareketine kol kanat germesi gerekiyor. Bir şey kesinlikle ortada: Kürt sorunu çözülmeden bu ülkeye demokrasi gelmeyecek, gerçek sivilleşme sağlanamayacak, eski Ergenekon’un yerine yeni Ergenekonlar kurulacak. Ve de Kürt sorunu savaşla, silahla değil ancak demokratik uzlaşmayla, diyalogla, etnik ve ideolojik kör olan eşit yurttaşlık temeline dayalı yeni bir anayasa ile çözülebilecek. BDP olmadan, iktidarın şu anda yapmaya çalıştığı gibi BDP yok edilerek, susturularak, bezdirilerek ,Meclis’i terk etmeye zorlanarak yeni bir anayasa yapılamaz. Biz yaptık oldu zihniyetiyle gidilirse, ki hedeflediklerinin bu olduğu anlaşılıyor, Kürdü Türkü hep birlikte batarız.

Baştan beri “BDP Meclis’e gitmelidir”i savunmuş olan ben, şimdi kendi kendime şu soruyu soruyorum: 1 Ekim’de Meclis’teki düşmanlık ve ayrımcılık iklimine rağmen, oraya gidip o buz gibi suratların karşısında “Türk milleti” üzerine yemin etme özverisini gösterebilir miydim? Belki evet, ama çok ağırıma giderdi, güç olurdu. Bu yüzden onları dinlerken ağladım ben. Bu yüzden kararlarına saygılıyım ve arkalarındayım.

  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0532 261 34 89