• BIST 107.041
  • Altın 143,530
  • Dolar 3,5635
  • Euro 4,1526
  • İstanbul 25 °C
  • Diyarbakır 26 °C
  • Ankara 16 °C
  • İzmir 22 °C
  • Berlin 16 °C

BDP'de istifa söylentisinin nedeni

Hilal Kaplan

Geçtiğimiz günlerde CHP kulislerinden duymaya alışageldiğimiz türden bir haber, bu sefer BDP cephesinden gündeme düştü. Partisini yerel seçimler öncesi olağanüstü kongreye götürmeye ikna edemeyen Eş Başkan Selahattin Demirtaş'ın seçim ertesinde istifa edeceği söylentisi BDP içindeki kaynaklar üzerinden dolaşıma sokuldu.

Bu söylentilerin ardından önce bir açıklama gelmedi, sonra iptal edildiği duyurulan BDP grup toplantısı yerine, Demirtaş Diyarbekir'de bir basın toplantısı düzenledi. İddiaları yalanladı, makamları halkın verdiğini ve alacağını söyledi.

En ilginciyse, Demirtaş'ın demokratikleşme paketinden bahsederken en az Devlet Bahçeli kadar öfkeli görünmesiydi. Duyan da Ak Parti hükümetinin, yer isimlerini iade etmekle, seçim barajını indirmekle, BDP gibi partilerin de devletten yardım almasını sağlamakla, faşist öğrenci andını kaldırmakla, Kürtçe siyasî propagandayı, Kürt alfabesindeki harflerin kullanımını ve eş başkanlık sistemini yasallaştırmakla büyük bir kabahat işlediğini sanabilirdi.

Açıkçası öfkeli söylemlerle bastırılmaya çalışılan ama Kürt siyasî hareketinde pek de rastlanmayan bu istifa söylentisini içerik olarak da zamanlama olarak da tesadüfi bulmuyorum. En büyük sebebinse, demokratikleşme paketindeki bir maddeyle alakalı olduğu kanaatini taşıyorum.

BDP kadroları, bugüne kadar sadece PKK'nın değil, şiddet içermeyen hemen her hâl ve hareketi terör suçu kapsamına alan devletin de gölgesinde ortaya çıktı. Bu süreç, belli bir siyasetçi kadrosunu şekillendirdi. Bu kişilerin en önemli özelliği işin 'bedelini', diğerlerine göre daha az ödemeleriydi. Elbette Diyarbekir Zindanı'nda en ağır işkencelere maruz kalmış Ahmet Türk veya yıllarca hapis yatmış Leyla Zana ve Sırrı Sakık gibi isimlerle KCK davalarıyla hapse atılan yerel yöneticileri bu çerçevenin dışına koymak gerekir.

En ilginciyse, daha sivil ve halkın nabzını daha iyi tutan siyasetçilerin daha ağır bedeller ödemişlerin içinden, en sert ve en maksimalist söylemlere sahiplerinse nisbeten daha az bedel ödemişlerin içinden çıkmasıydı. Kim bilir, belki de bu halkın gözünde parlamak veya 'bedel eksiği'ni kapatmak için bir nevi 'telafi mekanizması'ydı. Bunu eleştirmek için de söylemiyorum zira siyasetin ruhu biraz da böyle davranmayı gerektiriyor olabilir.

Ancak hükümetin açıkladığı ve BDP'nin 'kabak çıktı' muamelesi yaptığı pakette, BDP'nin kadrolarını ve geleceğini etkileyecek çok önemli bir madde vardı. Siyasî Partiler Kanunu'nun 11'inci maddesinde yapılacak değişiklikle, siyasi partilere üye olmayı kısıtlayan bazı engellerin ortadan kaldırılacağı ilan edilmişti. Böylelikle Seçim Kanunu hükümlerine göre, oy verme hakkına sahip olan herkesin, siyasi partilere de üye olabilmesinin önünü açılmış oldu. Yani, PKK ile ilgili davalardan uzun yıllar hapis yatmış ve cezasını bitirmiş olan kişilerin, BDP'de aktif siyaset yapabilmesinin zemini hazırlanmış oldu. BDP'de yenilenmenin ayak sesleri çözüm süreciyle beraber duyulmaya başlamıştı ve bu son haberin o seslerin daha duyulur olmasını sağlamak için sızdırıldığı kanaatindeyim.

BDP kadroları, devlet tarafından büyük baskılarla karşılaştı, hâlâ da fazlasıyla karşılaşıyor. Üç yıldan beri KCK davası iddianamelerindeki keyfîlikleri ve hataları yazan birisi olarak yapılan yanlışların farkındayım. Ancak bu siyasî iklimin değişmesinin, devlet kadar Öcalan ve KCK faktörüne bağlı olduğunun da farkındayım. BDP, tabanının kabul etmeyeceği çetrefilli ittifaklara bulaşmak yerine sivil siyaset alanında zemin kazandıkça, PKK'lıları dağdan ovaya indirmeyi tartışan bir Türkiye'nin 'KCK'lılar serbest kalıyor' cümlesini korku efekti eşliğinde dinlemekten usanacağını da biliyorum.

Paketi açıklamadan önceki girizgâhta, Başbakan Erdoğan'ın şu sözlerle işaret ettiği gerçek de buydu:

'Esas olan, hak ve özgürlük taleplerinin, altını çiziyorum, burada siyasi bir zeminde, demokratik bir kültürle veyahut da böyle bir kültür diline getirilebiliyor ve muhatap bulabiliyor olmasıdır. Esas olan, hak ve özgürlük taleplerinin, şiddetin, silahın dışlandığı bir ortamda, siyasetin meşru araçlarıyla dillendirilmesi ve mücadelenin de siyasi zeminde verilmesidir.'

  • Yorumlar 3
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış
    ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    ÖNE ÇIKANLAR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2009 İlke Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0532 261 34 89